Reklam
  • Reklam
YILBAŞI EKSENİNDE İLAHİYATCILAR, TARİHCİLER, SOSYOLOGLAR
Furkan Yılmaz ALTINÖZ

Furkan Yılmaz ALTINÖZ

Düşünce Ekseninde

YILBAŞI EKSENİNDE İLAHİYATCILAR, TARİHCİLER, SOSYOLOGLAR

28 Aralık 2017 - 17:43

YILBAŞI EKSENİNDE İLAHİYATCILAR, TARİHCİLER, SOSYOLOGLAR


Her mesleğin veya disiplinin kendine ait kavramları vardır. Din dili, felsefe dili, tıp dili ya da sosyoloji ve hukuk dillerinde olduğu gibi... kavramların farklılığı olayların ve sonuçların diğerlerinden ayrı/bağımsız olduğu anlamına gelmez. Yani bir disiplinin elde ettiği değerler insan unsurunu bağlar ve etkiler. Dinin günah kabul ettiği inanç ve davranış biçimlerinin karşılığı, sosyolojik, hukuk disiplinlerinde; suçtur. Örnek olarak; adam öldürmek ve zina etmek günahtır. Hukuk dilinde suçtur. Bu suç tanımı/karşılığı fiili ceza içersine girebildiği gibi bazan de soyut/manevi boyut taşımaktadır. Din dili yani Kur’an ve sünnetin yasakladığı, günah saydığı; bireyi ve toplumu direkt ya da endirek etkileyen konulara ilahiyatçılar görüş bildirirken; tarihciler ve sosyologlar neden sessiz kalırlar; anlamak mümkün değil! Çünkü günahlar sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda toplumu olumsuz yönden etkileyen faktörlerdir. Bugün ki anlamda kutlanan ve kabul edilen yılbaşı felsefesine karşı; Diyanetin ve ilahiyatcıların cılızda olsa seslerini çıkarmaları, sorumluluk yüklenmelerine karşın; sosyolog ve tarihcilerin en az onlar kadar; sorumluluk ifade eden tepkiler vermesi beklenmelidir. Toplumun şekillenmesinde, örf adet gelenek, sanat ve yaşam tarzının hiç küçümsenmeyeceğini herkes bilir. Hele ilahiyatçılar, tarihçiler ve sosyologlar… Başta inanç olmak üzere örf, adet ve gelenekler, toplumu inşa eden ve sürekli kılan, millet ve devlet yapan en önemli unsurlardır. Diğer bir ifade ile bireye ve topluma kimlik kazandıran bir değerlerdir. Bu süreç içerisinde yılbaşı gibi yalnızca Hristiyanlara ait olan bu davranış biçiminin, inancın ve kültürün; Hristiyan olmayan başta Müslümanlar olmak üzere diğer inanç ve yaşam sahipleri için ne ifade ettiği ve nasıl sonuçlar doğuracağı; başta ilahiyatçılar olmak üzere sosyolog ve tarihçiler tarafından değerlendirilmeli ve toplumla paylaşılmalıdır. Yılbaşı; çarpık İsa anlayışını ve Noel’i bir kenara koyacak olursak içerik olarak; tüketimin, ağaç katliamının, alkolün, zinanın, kumarın, haz ve zevkin yüksek perdeden toplumun her katmanında koro halinde icra edilmesinin adıdır. Aslında tüketim, alkol, zina, kumar ve eğlence diğer gün ve zaman dilimlerinde de yasaların güvencesinde icra edilmektedir! Ama yılbaşı sıradan bir hafta sonu eğlencesi değil. Bir bütün olarak yılbaşı; yanlış İsa ve Noel anlayışı ile bir inancı, felsefeyi ve yaşam tarzını toplumlara üflemek ve bilinçaltına işlemek gibi bir rolü üstlenmektedir. Yani uzun vadeli de olsa farkında olmadan toplumsal hayatı tasarlamak, yeni yaşam tarzı ve kimlik oluşturmada işlev görmektedir.

Türkiye’de olduğu gibi İslam ülkelerinde miladi yılbaşı etkinlikleri devlet destekli kutlanmaktadır. Ve o gün tatildir. Müslüman toplumun çoğunluğu da bu etkinliklere göreceli de olsa katılmaktadır. Kanat önderleri/Diyanet İşleri Başkanlığı yılbaşının İslam’da olmadığını söylemektedirler. Ama her nedense kutlama etkinlikleri her yıl artarak devam etmektedir. Noel anlayışı dışında yılbaşı tarzı yaşam biçimi zaten varlığını sürdürmektedir. Yılbaşına birkaç gün kala, yılbaşı kutlamalarının haram olduğunu hutbelerde okumak ve gazete köşelerinde yazmak pek bir şeyi değiştirmiyor! Yılbaşı etkinlikleri ve benzer yaşam tarzını; yasalar, endüstriyel ilişkiler, kültür, medya ve inanç şekillendirmektedir. Evet! Eşyanın ve mekânın ruhu var. Sahip olunan şeyler yaşam biçimini üretmektedir. Onlar değiştirilmedikçe yaşam algısı da değişmeyecektir. Yılbaşı aidiyet duygusunun erozyona uğraması ve kimlik krizinin sonucudur.

Bu yazı 402 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar