Reklam
  • Reklam
ŞEHİR BİR HAYAT TARZIDIR
Furkan Yılmaz ALTINÖZ

Furkan Yılmaz ALTINÖZ

Düşünce Ekseninde

ŞEHİR BİR HAYAT TARZIDIR

21 Kasım 2017 - 01:19

ŞEHİR BİR HAYAT TARZIDIR


Şehir sosyolojisinde “Sosyal bir bütün olarak şehir”, “Tarihî seyri içinde şehir”, “Şehirde dinî hayat ve dinî kurumlar” gibi konular yer almaktadır. Bunlar şehrin yaşam tarzının nicelik ve niteliğini göstermesi açısından önemlidir.

Şehirlerin toplum bütünü içindeki yerlerini, doğuşunu, oluşum ve işleyiş biçimlerini, iktisadî ve fikrî fonksiyonlarını, şehir tiplerini, belli başlı şehir kurumlarını inceleyen sosyoloji dalına Şehir Sosyolojisi denir. Şehir sosyolojisinin ortaya koyduğu, tespit ettiği ve vardığı sonuçlar daha çok teknik bir muhtevaya sahip olup Şehircilik (Urbanism) çalışmalarına esas teşkil eder.

Şehir ve şehircilik gibi terimler tarih boyunca ve bölgeden bölgeye büyük değişiklikler gösteren geniş kapsamlı bir fenomenle/görüngüyle alakalıdır. Çeşitli disiplinler, kendi bakış açılarını şehircilik olayına yöneltmişlerdir. Bir şehir antropolojisi, bir şehir ekonomisi, şehir coğrafyası, şehir sosyolojisi ve şehir halkı türünden kavramlar, Medine/town/city (şehir/kent)algısı oluşturmuştur. Tüm şehirlerin ortak özellikleri vardır. Sınırlı bir bölgede makul bir büyüklükte ve daimi bir insan yoğunluğu, tüm şehirlerin ortak özelliği olarak kabul edilmektedir.

Şehirciliğin başlangıcı günümüzde genellikle altı bölgede birbirinden bağımsız olarak gelişen kapsamlı bir ritüel-siyasal merkez tipiyle özdeşleştirilmektedir. Bu bölgeler; Mezopotamya, Nil ve İndus Vadileri(İndus Vadisi Uygarlığı ya da Harappa Uygarlığı, İndus vadisinin bel kemiğini oluşturduğu çok geniş bir bölgeye yayılmış, Güney Asya'daki en eski kent uygarlığıdır), Kuzey Çin, Orta Amerika, And dağları (Güney Amerika'nın bütün batı kıyısı boyunca uzanır, Venezuela, Kolombiya, Ekvator, Peru, Bolivya, Arjantin ve Şili'nin Patagonya topraklarında sona erer) ve Batı Afrika'daki Yoruba ülkesidir (bir Afrika ülkesi olan Nijerya.)

İlk Kent

İlk kentlerin nasıl ortaya çıktığını noktasında farklı görüşler/kuramlar vardır, bu kuramlardan her birinin kenti ortaya çıkaran bir özelliği ön plana çıkardığını görmekteyiz. Bunlar: Pazar yeri olarak kent, Güç odağı olarak kent, Kutsal yer olarak kent kuramlarıdır. Bu kuramlar çerçevesinde yeryüzünde kurulan ilk kent/şehir; kutsal yer olarak Kâbe etrafında Mekke’de inşa edilmiştir. İkinci olarak ta Filistin’de Mescid-i Aksa etrafında şehir inşa edilmiştir. Müslümanlar kutsallar etrafında şehir inşa ederken diğerleri güç ve pazar merkezli kent kurmuşlardır.

Batı’da Rönesans ve reformlarla birlikte endüstrileşmenin sonucu gelişen şehirleşme beraberinde sekülerleşmeyi getirmiştir. Bu anlamda sekülerleşmenin ortaya çıktığı yerler şehirlerdir denilebilir. Dolayısıyla modernleşme ve sekülarizasyon arasında doğrudan bir ilişki kurulabileceği gibi. Endüstrileşmenin sonucu gelişen şehirleşme ile de aralarında ilişki kurulabilir. Modernleşme çabaları içindeki toplumlarda kırsal kesim dine bağlılığını, dine hayatında bir yer verme anlamında sürdürürken, özellikle şehir merkezleri daha kolay seküler olduğu gözlemlenmektedir.

Tapınaklar/ibadethaneler, piramitler, mezarlar, saraylar, taraçalar ve hükümet sarayları dev mimari kompleksleri olarak geliştirildi; bu süreçte şehrin ilk tarihini tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda medeniyet ve devletin de ilk izlerini görüyoruz.

Yüzyılımızın en önemli sosyal hadiselerinden biri şüphesiz ülkemizin hızla şehirleşmesidir. Ancak şehirleşmenin, sadece modern binaların ve fabrikaların yapılması olarak düşünülmemesi gerekir. Zira şehirleşme bütün sosyal ve kültürel yapılarda nicelik ve nitelik açısından olağanüstü değişiklikler meydana getiren bir olaydır.

Denge ve Uyum

“Şehir unutmaz”, “şehrin hafızası vardır” ve şehrin kimliği de vardır. Aslında şehir tüm unsurlarıyla ait olduğu veya inşa ettiği medeniyetin göstergesidir. Bu anlamda “ Toplum mu şehri inşa eder, şehir mi toplumu şekillendirir?” tezi Şehir Sosyolojisinin ilgililerinden yanıt beklemektedir. L. Wirth’in yaklaşımıyla "Bir Hayat Tarzı Olarak Şehircilik" adlı makalesi şehrin insan hayatındaki rolünü tanımlaması açısından önemlidir. Bir hayat tarzı olarak şimdi “yaşadığımız kentin” rolü nedir.

İdealize edilen bu projenin sosyolojik açı başta olmak üzere çevreyle (tarih, ilahiyat, demografik, kültür, yerleşme durumu, mimari, şehir coğrafyası, ekonomik, teknoloji ve diğer faktörlere) ne kadar uyumlu ve barışık olduğu önemlidir.

Denge ve uyum; ister dar anlamıyla olsun, isterse teknoloji, tarım, mimari ve şehir planlamasında olsun; İslam medeniyetinin varlık nedenlerindendir. Bu medeniyetin mensupları tabii çevreye yağmalanmak ve harabeye çevirmek üzere kuşatılmış bir ülke gözüyle değil üzerinde yaşayacağı bir yurt, bir ev gözüyle bakmıştır. Ancak ebediyet susuzluğunu bu fani âlemde tatmin etme peşinde olmamıştır.

Buna karşın modern insan, evrenin üzerine daima üst mertebeden/semavi konulan sınırlarını unutarak kendi sonluluk seviyesinde, söz konusu sonsuzluk susuzluğunu gidermeye çalışmıştır. Tanrıya ve kendi iç tabiatına karşı isyan halinde olan bu modern algı, çevreyle sürekli kavgalı olmuştur.

Şehir; mekânların ruhu vardır. Şehir; her fotoğraf karesinde bir mesajı söz konusudur. Şehir tüm ziyaretçilerin kalbinde bir yer edinir; müspet ama menfi. Şehir bir hayat tarzıdır; “Öyle bir bina yap ki, güneşimin önünde gölge etmesin; öyle bir yol yap ki, karıncaların rızık yürüyüşleri üzerinde meşin ökçe olmayayım. Öyle bir Pazar kur ki, sattığım mal işsiz bırakmasın seni; anasından hür doğmuş adamı maraba kılmasın, dünyayı yese doymaz obura. Öyle bir akit ki menfaatim senin irezilliğin olmasın, diyenlerin diyarıdır. Şehir böyle bir şey olmaktır.”(Lütfi Bergen)

Şehri insanlar kurar, şehir de insanları. Ama resim kâğıdı üzerinde değil. Bu yüzden geri dönüşü olmayan bir yolculuk gibidir şehir. Değişimi de dönüşümü de yıllara sâri çok zordur. Yaşanılan kentin gelişimi hedeflenirken; ortaya konulan projenin çevreyle (din, tarih, kültür, teknoloji vd.) barışık olmasına ve uyumluluğuna dikkat edilmesidir.

Kentin Kimliği

Modern yapılar, göz kamaştırıcı ve konforlu mekânsal yapılar, adeta göklere meydan okuyan gökdelenler! İnsanların kendi elleri ile yaptıkları gökleri delen binalar önünde cüce kalmaları/kendilerini cüce hissetmeleri; adeta mabudun önünde abid gibi duruşları; Mescidi olmayan ve Cuma vaktine çalışmaya mahkûm edilen fabrikalar, hizmette sınır tanımayan ancak mescitleri bulunmayan çok yıldızlı oteller, Yok kelimesin olmadığı AVM’ler, her türlü hazzın ve hızın bulunduğu eğlence alanları, bağımsız ahlak adına yatak odasına dönüşen parklar, kafeler vb. yerler; bir kentin kimliğinin/yaşam tarzının ifadesidir.

Müze algısı oluşturmayan ve müzeye dönüştürülmeyen tarihi/kültürel canlı ve aktif kullanılan yapılar. Mütemmim cüzleriyle birlikte ihya edilmiş külliyeler (cami, medrese, han, hamam, pazar). Estetiği, sanatı, tezhibi ve mimarisi; bilimle, tarihle ve inançla barışık olan yüksek teknolojiyi kullanan mekânlar; meskenler, siteler, mahalleler. İnsanı pet şişe suya mecbur etmeyen; suları akan ve içilen şadırvanlar, sokak veya cadde başlarında sahiplerine rahmet okutturan su sebilleri. Çalıştırdıkları elamanlarına; ailelerine ve Allah’a zaman

ayırmalarına uygun çalışma saatleri olan fabrikalar; tarihin derinliklerinden gelen nefhayla hayat bulan yaşam alanları; bir kentin kimliğini/yaşam tarzının göstergesidir.

Sözel, görsel ve hem sözel hem de görsellik; toplumsal ve siyasi mühendisliğin en önemli unsurlarındandır. İşte şehir/kent her şeyi ile bunu üstlenmektedir. Yaşam tarzı için yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, endirekt olarak şehir planı bunu üstlenmektedir. Seküler bir kültürle inşa edilen bir şehirde Müslümanca solumak ve Müslümanca yaşamak ne kadar mümkün olabilir ki! Birbirleriyle yarışan toplu konutları inşa ederken mimari planlarında o evlerde Müslümanlarında oturacağı dikkate alınmalıdır.

Yalnızca tarihi eserleri/mekânları korumak ve yaşatmak bir şehrin kimliğini tanımlamaya yetmez. Öyle olsaydı El Hamra Sarayı ve Kurtuba Cami İspanya’nın kimliğini Müslüman kılardı. Şehirlerin tapusu niteliğindeki tarihi eser ve mekânlar korunurken yeni yerleşim alanlarının; en dar sokaklardan meydanlara, kulübelerden malikânelere, peyzajdan mimariye, mağaza isimlerinden cadde isimlerine, oyun alanlarından spor alanlarına, evlerden fabrikalara kadar; tüm yaşam alanları medeniyetimizin sözcüsü olmalıdır.

Seküler dünyanın esir alamadığı bir kent.

Bu yazı 425 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar