<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Gündemde olan ne varsa bu sitede</title>
        <link>https://www.gundemdeyiz.com/</link>
        <description>Gündemden tüm sıcak gelişmeleri ve olayları bulabileceğiniz haber ve reklam portalı</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı! Kurban etlerini böyle saklayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzmani-uyardi-kurban-etlerini-boyle-saklayin-42089</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzmani-uyardi-kurban-etlerini-boyle-saklayin-42089</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Bayramı'nda kesilen etin saklama koşullarının önemini vurgulayan uzamanlar vatandaşa  önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı'nda kesilen etin saklama koşullarının önemini vurgulayan uzamanlar vatandaşa  önerilerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, Kurban Bayramı'nda etin uygun saklanma ve tüketilme yöntemlerini anlatarak, hijyen ve güvenlik konularında önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p></p>

<p><strong>ODA SICAKLIĞINDA BEKLETİLMEMELİ VE HEMEN BUZDOLABINA KONULMALI</strong></p>

<p>Kurban Bayramı'nda kesilen etin uygun bir şekilde muhafaza edilmesi oldukça önemli olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Etler, hijyenik bir şekilde porsiyonlara ayrılarak temiz kaplara konulmalı. Oda sıcaklığında bekletilmemeli ve hemen buzdolabına konulmalı. Kurban eti tüketilmeden önce ölüm katılığının geçmesi için yaklaşık 24 saat buzdolabında bekletilmeli. Bu süre, etin lezzet ve aroma açısından daha iyi bir tat sunmasına yardımcı olacaktır.” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>ETLER, ÇİĞ SEBZE MEYVE GİBİ DİĞER BESİNLERLE TEMASTAN KAÇINILMALI</strong></p>

<p>Kurban etinin saklanacağı kap ve kullanılan kesme araçlarının temizliğine de dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Hava almayacak şekilde saklama poşetleri veya streç filmleri ile paketlenmeli, oda sıcaklığında bekletilmemelidir. Eğer et 2-3 gün içinde tüketilecekse buzdolabında kalabilir ancak uzun süreli saklama için derin dondurucular uygundur. Derin dondurucuda saklanacaksa etin hava almayan, sızdırmaz ambalajlarda dondurulması önemlidir. Dondurma işleminde küçük porsiyonlara ayrılıp dondurulabilir. Derin dondurucuda 6-12 ay arası saklanabilir, ancak lezzet ve kalitede azalma görülebilir. Bulaş durumunu önlemek için kesinlikle çiğ sebze meyve gibi diğer besinlerle temastan kaçınılmalıdır. Ayrıca herhangi bir bozulma durumunun önüne geçmek için etin kokusu kontrol edilmelidir.” diye bilgi verdi.</p>

<p></p>

<p><strong>ETLER 6-24 SAAT ARASINDA DİNLENDİRİLMELİ&nbsp;</strong></p>

<p>Kesim sonrası etin dinlendirilmesi etin daha yumuşak, daha lezzetli ve renginin daha koyu olmasına yardımcı olduğunu da söyleyen Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu süreçte etin lifleri gevşer ve suyunun dağılması sağlanır. Ayrıca dinlendirme süreci, etin daha kolay ve düzgün bir şekilde kesilmesine de yardımcı olur. Dinlendirme süresi, etin büyüklüğüne ve türüne göre değişmekle birlikte 6-24 saat arasında değişir.”</p>

<p></p>

<p><strong>BİR YILA KADAR DONDURUCUDA SAKLANABİLİR</strong></p>

<p>Etin buzdolabında 1- 2 gün arasında taze kalarak saklanabildiğini kaydeden Hatunoğlu, “Etler, 6 ay ila 1 yıla kadar dondurucuda saklanabilir. Saklama süresi, etin türüne, kesim şekline ve dondurucunun sıcaklığına bağlı olarak değişebilir.” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>HAVA ALMAYAN KAPLARDA SAKLANAN ETLER HIZLI BOZULMUYOR</strong></p>

<p>Etlerin nasıl saklanması gerektiği konusunda da bilgi veren Hatunoğlu, “Etler, hava almayan kaplarda saklanmalıdır. Bu sayede etin hızlı bir şekilde bozulmasının önüne geçilir. Vakum paketleme, streç film, sızdırmaz poşetler kullanılabilir. Et, saklama kaplarına veya ambalajlara konulmadan önce uygun porsiyonlara bölünmelidir. Böylece sadece ihtiyaç duyulan miktar alınır.”</p>

<p></p>

<p><strong>ET BİR KEZ ÇÖZÜLDÜKTEN SONRA, TEKRAR DONDURULMAMALI</strong></p>

<p>Donmuş etin çözdürülmesinde en iyi yöntemlerden birinin buzdolabında çözdürme işlemi olduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Diğer besinlere temas etmeyecek şekilde yavaşça çözdürülmelidir. Bu yöntem, etin tazeliğini ve besin değerini korumaya yardımcıdır. Eğer hızlı bir çözdürme gerekiyorsa et, sızdırmaz bir poşete koyularak akan soğuk su altında çözdürülebilir. Mikrodalga fırın da hızlı bir çözüm sağlayabilir ancak dikkatli olunmalıdır. Çünkü etin bazı kısımları çözünmeden diğerleri pişebilir. Oda sıcaklığında çözdürme işlemi ise mikroorganizma üremesi açısından uygun değildir. Et bir kez çözüldükten sonra, tekrar dondurulması mikroorganizma ve bakteri oluşumunu artırabilir. Bu nedenle, çözüldükten sonra etin tüketilmesi veya pişirilmesi tercih edilmelidir.” diye uyarıda bulundu.</p>

<p></p>

<p><strong>ETLER KESİMDEN HEMEN SONRA PİŞİRİLMEK İÇİN UYGUN DEĞİL</strong></p>

<p>Kurban etinin hemen tüketilmesinin sağlık açısından doğru olup olmadığı konusunda da bilgi veren Hatice Nurseda Hatunoğlu, şunları dile getirdi:</p>

<p>“Etin taze olması oldukça önemlidir. Hazırlama ve pişirme aşamalarında hijyene dikkat edilmelidir. Ayrıca etin tam pişirilmesine de dikkat edilmelidir. İç kısmının sıcaklığı en az 70 derece olmalıdır. Diğer besinlerle temas etmemesine çok dikkat edilmelidir. Bulaş riskini azaltmak için ayrı kesme tahtaları ve ekipmanlar kullanılmalıdır.</p>

<p>Etler kesimden hemen sonra pişirilmek için uygun değildir. Etler yeni kesildiğinde Rigor Mortis (ölüm sertliği) denilen katılaşma süreci yaşanır. Rigor Mortis, kaslardaki biyokimyasal değişmelerden kaynaklanan ve ete sertlik veren bir reaksiyondur. Bu sürecin gerçekleşmesi için etin yaşına bağlı olarak 6-24 saatlik bir süre geçmesi gerekir. Böylece et daha yumuşak ve lezzetli olur. Ayrıca kesim ve işleme sırasında hijyen kurallarına uyulmamışsa veya et doğru şekilde saklanmamışsa, hemen tüketmek yerine daha fazla hazırlık yapmak daha güvenlidir.”</p>

<p></p>

<p><strong>ET HEMEN TÜKETİLECEKSE PİŞTİKTEN SONRA BİRAZ DİNLENMEYE BIRAKILMALI</strong></p>

<p>Taze etin hemen pişirilip tüketilmesiyle ilgili ise Hatunoğlu, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Hijyen kurallarına dikkat edilmeli, uygun pişirme yöntemleri seçilmelidir. Et piştikten sonra biraz dinlenmeye bırakılması etin daha sulu ve lezzetli olmasına yardımcı olur. Dinlenme süresi etin türüne ve kesimine bağlı olarak değişebilir, ancak genellikle 5-10 dakika arasında olmalıdır. Ayrıca etin, sebzelerle birlikte servisi yemeğin besin değerini ve lezzetini arttırır.</p>

<p></p>

<p><strong>ET TÜKETİRKEN HANGİ PİŞİRME YÖNTEMLERİ TERCİH EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, et tüketirken ızgara, fırında pişirme, tava veya tencerede pişirme, haşlama yöntemleri kullanılabileceğini ifade ederek, “Bağ dokusu daha fazla olan sert etlerin haşlama yöntemi, bağ dokusu az olan yumuşak etlerin ise ızgara yöntemi kullanılarak pişirilmesi daha uygundur.” dedi.</p>

<p>Kesim sırasında ve sonrasında hijyen kurallarına uyulması konusunda ise Hatunoğlu, “Eğer hijyen kurallarına uyulmazsa besin güvenliği tehlikeye girer ve çeşitli hastalıklara neden olabilir. Bu nedenle çapraz bulaşmaya da dikkat etmek oldukça önemlidir.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>ÇİĞ ETE DOKUNDUKTAN SONRA BAŞKA BİR YERE TEMAS EDİLMEMELİ</strong></p>

<p>Gıda zehirlenmelerine karşı alınması gereken önlemlere de işaret eden Hatunoğlu, “Etin hazırlanmasında kullanılan tüm araç gereçlerin hijyenine dikkat edilmeli. Ayrı kesme tahtaları ve bıçaklar kullanılmalı. Kişisel hijyen de oldukça önemli. Eller sık sık yıkanmalı, çiğ ete dokunduktan sonra başka bir yere temas edilmemeli. Etin iyice pişirilmesine dikkat edilmeli, iç sıcaklık en az 70 derece olmalı. Soğuk zincirin korunmasına dikkat edilmeli, buzdolabının sıcaklığı 4 derece ve altında, dondurucunun sıcaklığı -18 derece ve altında olmalı.” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>ATIKLARIN UYGUN ŞEKİLDE UZAKLAŞTIRILMASINA DİKKAT EDİLMELİ</strong></p>

<p>Hatunoğlu, “Kesim yerlerinde, kullanılan ekipmanların temizliğine ve kişisel hijyene, porsiyonlamaya ve kesim sonrası oluşan atıkların uygun şekilde imha edilmesine dikkat edilmelidir. Benzer şekilde evde de etin hazırlanmasında kullanılan ekipmanların temizliğine ve el hijyenine, saklama koşullarına, sıcaklık kontrolüne ve atıkların uygun şekilde uzaklaştırılmasına dikkat edilmelidir.” diye sözlerini tamamladı.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Jun 2024 11:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2024/06/uzmani-uyardi-kurban-etlerini-boyle-saklayin-1718527320.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk üroloji hekimlerinden yabancı doktorlara eğitim</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/turk-uroloji-hekimlerinden-yabanci-doktorlara-egitim-42055</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/turk-uroloji-hekimlerinden-yabanci-doktorlara-egitim-42055</guid>
                <description><![CDATA[Dünyanın dört bir yanından ülkemize gelen üroloji hekimleri, Türk doktorlardan eğitim almaya geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın dört bir yanından ülkemize gelen üroloji hekimleri, Türk doktorlardan eğitim almaya geldi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>50 yaş üstü erkeklerde en sık rastlanan ürolojik problem olan iyi huylu prostat büyümesi tedavisinde dünyadaki en popüler ve en konforlu cerrahi olarak bilinen “Lazer Prostat Enükleasyon Cerrahisi”nin ele alındığı eğitim, detaylı teorik eğitim ve sonrasında canlı cerrahiler eşliğinde pratik eğitim ile tamamlandı. 2 günlük eğitim “Thulium fiber lazer” ve “Holmium lazer” kullanılarak beş hastanın cerrahi tedavisiyle son buldu.</p>

<p>Cezayir, Lübnan, Irak, Hindistan ve İtalya’dan kursa katılan Üroloji uzmanı hekimlerle bu cerrahinin detaylı ele alınmasıyla kursiyerlerin ülkelerinde bu cerrahiyi uygulayabilir hale gelmeleri sağlandı.</p>

<p>Türkiye’nin TEK eğitim merkezi olan Liv Hospital’daki “Ürolojik Lazer Cerrahileri Merkezi”nin kurucuları ve aynı zamanda uluslararası eğitmenleri olan Doç. Dr. Engin Kaya, Doç. Dr. Murat Zor ve Doç. Dr. Sercan Yılmaz şimdiye kadar üç binin üzerinde hastaya lazer teknolojisi ile bu ameliyatı uygulayarak uluslararası düzeyde de söz sahibi oldular.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 May 2024 22:59:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2024/05/turk-uroloji-hekimlerinden-yabanci-doktorlara-egitim-1716235193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakım Tırı, kamyon şoförleri için marşa bastı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/saglik-bakim-tiri-kamyon-soforleri-icin-marsa-basti-42054</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/saglik-bakim-tiri-kamyon-soforleri-icin-marsa-basti-42054</guid>
                <description><![CDATA[Mercedes-Benz Türk’ün Türkiye’nin dört bir yanındaki kamyon şoförlerine sağlık ve bakım hizmeti veren tırı, üçüncü yılında yepyeni rotasıyla yola çıktı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mercedes-Benz Türk’ün Türkiye’nin dört bir yanındaki kamyon şoförlerine sağlık ve bakım hizmeti veren tırı, üçüncü yılında yepyeni rotasıyla yola çıktı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Mercedes-Benz Türk’ün bir ilke imza atarak Türkiye’nin dört bir yanındaki kamyon şoförlerine sağlık ve bakım hizmeti vermek amacıyla başlattığı Sağlık Bakım Tırı Projesi, üçüncü yılında yeni rotasıyla devam ediyor.</p>

<p>Bugüne kadar 7000 kamyon şoförüne hizmet götüren tır, bu yıl aralarında Düzce, Mersin, Ankara, İzmir, Antalya gibi lokasyonların olduğu 13 noktada hizmet verecek. Sınır kapılarını da rotasına ekleyen Sağlık Bakım Tırı, Sarp, Habur ve Kapıkule Sınır Kapısı’nda da şoförlerle buluşacak. Sağlık Bakım Tırı’nın dorsesini, ‘Dahası yok’ mottosuyla dünyada yalnızca 400 adet üretilen ve Türkiye’de de sadece 15 adet kullanıma sunulacak olan Mercedes-Benz Actros L Edition 3 çekecek. Sağlık Bakım Tırı’nda 1 iç hastalıkları uzmanı, 1 fizyoterapist, 2 berber ve 1 psikolog hizmet verecek.</p>

<p>Etkinlikte konuşma yapan Mercedes-Benz Türk Kamyon Pazarlama ve Satış Direktörü Alper Kurt da; “Mercedes-Benz Türk olarak, Türkiye ağır ticari araç endüstrisinin öncülüğünü üstleniyoruz. Bu başarının arkasında yenilikçi, vizyoner yaklaşımımız, üst düzey kalite, konfor ve güvenlik anlayışımız yer alıyor. Ancak tüm bunların yanı sıra öncelikli olan başka bir unsur daha var; o da insanı merkezine alan ve tüm faaliyetlerini insan odaklı gerçekleştiren bir şirket olmamız. Mercedes-Benz Türk olarak müşterilerimiz, kamyon şoförlerimiz ve tüm iş ortaklarımıza kadar ekosistemimizin tüm parçalarının beklenti ve ihtiyaçlarını karşılamak en önemli önceliklerimiz arasında. Tüm bunlar çerçevesinde, biz de Türkiye'de daha önce benzeri görülmemiş olan Sağlık Bakım Tırı projemizi hayata geçirdik. Bu projenin endüstrimizde ve şoför arkadaşlarımızın nezdinde çok olumlu karşılanmasında şoförlerimizin, doktorlarımızın ve bakım ekibimizin önemli payı var. Bu anlamda ben hepsine teşekkürlerimi sunuyorum. Tırımızın 3. sezonu hayırlı olsun” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 May 2024 22:59:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2024/05/saglik-bakim-tiri-kamyon-soforleri-icin-marsa-basti-1716235191.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akademisyen Dr. Övsay’dan dikkat çeken buluş</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/akademisyen-dr-ovsaydan-dikkat-ceken-bulus-42041</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/akademisyen-dr-ovsaydan-dikkat-ceken-bulus-42041</guid>
                <description><![CDATA[İstinye Üniversitesi’nin (İSÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Emre Övsay, endodonti alanında tasarımı tamamen kendisine ait olan bir ürün (kanal eğesi) geliştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi’nin (İSÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Emre Övsay, endodonti alanında tasarımı tamamen kendisine ait olan bir ürün (kanal eğesi) geliştirdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyemiz Dr. Emre Övsay, endodonti alanında tasarımı tamamen kendisine ait olan bir ürün (kanal eğesi) geliştirdi.</p>

<p>Ürünün Türkiye patentini alan Övsay, globalde de ürünün ARGE hizmetlerini yürütüyor. Birçok ülkede marka ve patent anlaşmaları yapılan ürün kanal tedavisinde hem hekimlere hem de hastalara daha güvenli bir tedavi imkânı sunuyor.</p>

<p>Hastaların korkulu rüyası haline gelen kanal tedavisinde kullanılacak kanal eğesi, hekimin hastaya müdahalesi sırasında yaşayacağı komplikasyonları da en aza indiriyor. Aynı zamanda klinik anlamda hekim tedavilerine de belli bir standardizasyon getiriyor. Bu ürünü muadillerinden ayıran en büyük özellik ise daha önce kullanılmayan bir tasarıma sahip olması.</p>

<p>Dişin hastalıklı sinirinin (pulpa) çıkarılarak, kök kanallarının şekillendirilmesi ve dezenfeksiyonunun ardından dişin doldurulma sürecine kadar kullanılan ürün, hastaya da hızlı bir iyileşme süreci sağlıyor.</p>

<p>Öte yandan Dr. Emre Övsay’ın buluşu, İstinye Üniversitesi akademisyenlerinden Endodonti Anabilim Dalı Başkanı Ayfer Atav’ın denemelerinden de tam not aldı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 May 2024 22:59:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2024/05/akademisyen-dr-ovsaydan-dikkat-ceken-bulus-1716235174.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal medya burun estetiğine ilgiyi arttırdı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sosyal-medya-burun-estetigine-ilgiyi-arttirdi-41981</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sosyal-medya-burun-estetigine-ilgiyi-arttirdi-41981</guid>
                <description><![CDATA[Burun ameliyatları hem çok sık yapılan hem de “Acaba nasıl olacak?” sorusundan kaynaklı çok fazla aklı kurcalayan estetik işlemlerin başında geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Burun ameliyatları hem çok sık yapılan hem de “Acaba nasıl olacak?” sorusundan kaynaklı çok fazla aklı kurcalayan estetik işlemlerin başında geliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Kimileri nefes sorunundan kaynaklı uzmana başvururken kimileri de memnun olmadığı burun görünümünü değiştirmek için uzmanların kapısını çalıyor. Peki açık ve kapalı şekilde uygulanabilen burun ameliyatları nasıl yapılıyor ve hangi teknikler kullanılıyor? Piezo burun estetiği nedir? Akla takılanların başında gelen diğer soru ise ameliyat sonrası yüzdeki morarma ve şişliklerle ilgili. Peki morarma ne zaman geçer, ödemler ne kadar zaman sonra iner, burun tam olarak ne kadar süre sonra olması gereken görüntüsüne kavuşur? Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Irmak Uçak yanıtladı.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ (RİNOPLASTİ) NEDİR?</strong></p>

<p>Burun estetiği, kişinin burnunun görünümünü beğenmemesi nedeniyle, istenmeyen şekil bozukluklarının düzeltilmesi amacıyla yapılan estetik bir işlemdir. Burun ucunun düşük olması, burnun kemerli olması, burun sırtındaki eğrilikler, asimetriler, yüze göre büyük veya küçük olması gibi şikayetlerden dolayı burun estetiği yapılabilir. Çeşitli travmalara bağlı gelişen şekil bozuklukları da burun estetiği ile düzeltilebilir.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ YAŞ SINIRI VAR MIDIR?</strong></p>

<p>Burun ameliyatları için kıkırdak ve kemik gelişiminin tamamlanması beklenir. Kızlarda 16-17 yaş, erkeklerde 17-18 yaşlarda burun gelişimi büyük oranda tamamlanır. Burun estetiği için genellikle 18 yaş ve üzeri önerilir. Hastanın genel durumu uygunsa, herhangi bir üst yaş sınırı yoktur.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1711610222-21346-1711623903-992.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ İLE BURUN TIKANIKLIĞI ŞİKAYETİ DE DÜZELİR Mİ?</strong></p>

<p>Burun estetiği isteğiyle gelen hastalarda, muayene sırasında burun içindeki yapılar ve bunların havayoluna etkisi de incelenmektedir. Hastada burundan nefes alma güçlüğü yaratacak kıkırdak eğriliği, burun etlerinde büyüme gibi ek problemler tespit edilirse, burun estetik ameliyatı sırasında bu yapılara da müdahale edilerek nefes problemleri de düzeltilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ NASIL YAPILIR, HANGİ TEKNİKLER KULLANILIR? PİEZO BURUN ESTETİĞİ NEDİR?</strong></p>

<p>Burun estetik ameliyatlarında temel olarak kullanılan 2 yöntem vardır: Açık teknik ve kapalı teknik. Kapalı teknikte cilt kesisi bulunmaz, burun içinden yapılan kesilerle kıkırdak ve kemik yapılara ulaşılır. Açık tekniğe göre daha sınırlı bir görüş açısı bulunduğu için daha küçük çaplı müdahaleler gereken hastalar için daha uygundur. Açık rinoplastide kapalı teknikten farklı olarak burun delikleri arasında bulunan cilde küçük bir kesi yapılır, daha geniş görüş alanı nedeniyle daha sık tercih edilen bir yöntemdir. Piezo, yumuşak dokuya zarar vermeden burun kemiklerini daha kontrollü kesmek için kullanılan ultrasonik kemik kesici cihazın adıdır, her iki teknikte de kemikleri şekillendirmek için kullanılabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ LOKAL ANESTEZİ ALTINDA YAPILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Burun estetiği çoğunlukla genel anestezi altında yapılır. Burun ucuna ve burun kanatlarına yapılan küçük müdahaleler lokal anestezi ile de yapılabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>BURUN ESTETİK AMELİYATLARI HANGİ MEVSİMDE YAPILIR?</strong></p>

<p>Burun estetiği her mevsimde yapılabilen bir ameliyattır. Yaz mevsiminde yapıldığında hastanın leke oluşma riskine karşı güneşten korunması gerekir. Terlemeye bağlı burun üzerindeki bantlarda gevşeme olabilir. Ayrıca ameliyat sonrası bir süre gözlük kullanımı (numaralı ve/veya güneş gözlüğü) ve denize/havuza girme önerilmez. Kış mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonları daha sık görüldüğünden, ameliyat sonrası iyileşme döneminde hastalıklardan korunmaya daha fazla dikkat etmek gerekebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ AMELİYATI ÖNCESİ NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?</strong></p>

<p>Burun ameliyatlarından önce genellikle bir hazırlık gerekmez. Diğer tüm ameliyatlarda olduğu gibi kan sulandırıcı ilaçlar kullanılıyorsa bunlar doktor kontrolünde bir süre önce kesilmelidir. Yine kanamayı arttırabileceği için yeşil çay, sarımsak, alkol gibi ürünlerden uzak durulmalıdır. Kadınlarda regl döneminde ameliyat yapıldığında kanama ve ödem bir miktar daha fazla olabilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ SONRASI ŞİŞLİK (ÖDEM) VE MORLUKLAR NE KADAR SÜRER?</strong></p>

<p>Burun estetik ameliyatı sonrası ödem ve morarma miktarı kişiye göre değişiklik gösterebilmektedir. Yapılan işleme bağlı olarak da değişmekle birlikte, bazı hastalarda hiç ödem ve morluk görülmeyebilir. &nbsp; Ameliyatın 3. gününe kadar ödem ve morluk miktarı artar ve en fazla seviyeye ulaşır; hastaların çoğunluğunda 1. haftada büyük oranda düzelir.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1711610222-21346-1711623905-199.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ AMELİYATI SONRASI YARA İZİ KALIR MI?</strong></p>

<p>Cilt kesisi yapılan her durumda iz kalma ihtimali vardır. Açık teknik rinoplastide burun delikleri arasındaki cilde küçük bir kesi yapılır. Bu bölgede kişinin yara iyileşmesine bağlı olarak hafif bir iz kalabilir. Uygun olarak kapatıldığında genellikle ilk bakışta fark edilmeyecek kadar belirsiz bir iz olur.</p>

<p></p>

<p><strong>BURUN ESTETİĞİ AMELİYATI SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?</strong></p>

<p>Burun estetiği ameliyatı sonrası iyileşme sürecinde, burnu travmalardan korumak ve buruna baskı uygulamayacak pozisyonda uyumak gerekir. Baş yüksek pozisyonda yatmak yüz bölgesindeki ödemin daha hızlı geçmesini sağlar. 1-7 gün içinde silikon tamponlar, 7-10 gün arasında burun üzerindeki alçı çıkartılır. Ameliyat sonrası 7 - 10 gün istirahat edilmesi ve yorucu aktivitelerden kaçınılması önerilmektedir. 10. günden sonra sosyal aktivitelere rahatlıkla geçilebilir. 1 ay ağır spor yapılmaması, 2-3 ay buruna baskı yapan gözlük takılmaması önerilir. Sigara içmek yara iyileşmesini olumsuz etkilediği için ameliyat öncesi ve sonrası dönemde sigara içmemesi önerilir.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Mar 2024 01:56:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2024/03/sosyal-medya-burun-estetigine-ilgiyi-arttirdi-1711666565.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer hastalığının tedavisi için heyecan yaratan çalışma</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-41914</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-41914</guid>
                <description><![CDATA[GEN firması, Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerle yapılan Faz 1 klinik çalışmasına başlandığını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>GEN firması, Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerle yapılan Faz 1 klinik çalışmasına başlandığını açıkladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye’nin önde gelen ilaç firmalarından biri olan GEN, sınıfının ilk üyesi yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerde yürütülecek Faz 1 klinik araştırmasına başladı.</p>

<p>2021 yılında, Hollanda merkezli biyoteknoloji şirketi Sulfateq BV iş birliğinde çalışmalarına başlayan GEN, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen SUL-38 ilacının ilk dozunun 19 Şubat 2024 tarihinde uygulandığını duyurdu.</p>

<p>SUL-238’in Faz 1 klinik araştırmasında kullanılacak araştırma ürünlerinin formülasyon ve AR-GE stabilite çalışmaları GEN’in Ar-Ge laboratuvarlarında gerçekleştirildi ve bu araştırmada kullanılacak klinik araştırma ürünleri GEN’in üretim tesislerinde üretildi.</p>

<p><strong>ABİDİN GÜLMÜŞ: SUL-238’İ GELİŞTİRME YOLCULUĞUMUZUN BİR SONRAKİ ADIMINA GEÇTİK</strong></p>

<p>Alzheimer hastalığının tedavisine yönelik önemli bir çalışmaya imza atmanın heyecanını ve gururunu yaşadıklarını belirten GEN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür’ü Abidin Gülmüş, "Türkiye ilaç endüstrisinin dinamik bir oyuncusu olarak, inovasyon ve küresel büyüme stratejilerimiz doğrultusunda, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıklara çözüm sunmak için yeni bir oral tedavi olan SUL-238'i geliştirme yolculuğumuzun bir sonraki adımına ulaşmaktan dolayı heyecan duyuyoruz. Yürüttüğümüz bu özel çalışmanın, ülkemize ve insanlığa fayda sağlayacak önemli bir adım olduğunu biliyor ve bu sorumluluk bilinci ile çalışmaya devam ediyoruz." dedi.</p>

<p>GEN Ar-Ge ve Klinik Operasyonlar Genel Müdür Yardımcısı Uzm. Dr. Nadir Ulu ise, GN-001 çalışmamızda ilk sağlıklı gönüllüye ilk ilaç dozunun uygulandığını duyurmaktan gurur duyduklarını söyledi.</p>

<p>Bu hem GEN ve Sulfateq ekipleri hem de Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıklarda SUL-238 geliştirme programı adına önemli bir kilometre taşı olduğunu belirterek, "Nörodejeneratif hastalıkları olan bireyler için potansiyel bir tedavi seçeneği olarak SUL-238'i geliştirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürmeyi dört gözle bekliyoruz. Sağlıklı gönüllülerden ve klinik araştırmamızda görev alan araştırmacılardan aldığımız destekten ötürü minnettarız" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Feb 2024 23:34:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2024/02/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-1708634057.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo verme süreci kişiye göre değişir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kilo-verme-sureci-kisiye-gore-degisir-41913</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kilo-verme-sureci-kisiye-gore-degisir-41913</guid>
                <description><![CDATA[Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler ve zamanın ilerlemesiyle beraber metabolizma hızının yavaşlamasının yer aldığını dile getiren uzmanlar, ihtiyacı olmadığı halde kilo verme sonunun ölüme kadar giden çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebildiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler ve zamanın ilerlemesiyle beraber metabolizma hızının yavaşlamasının yer aldığını dile getiren uzmanlar, ihtiyacı olmadığı halde kilo verme sonunun ölüme kadar giden çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebildiğini belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, sağlıklı beslenme ve diyet konusunu değerlendirdi.</p>

<p>Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler ve zamanın ilerlemesiyle beraber metabolizma hızının yavaşlamasının yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Nasıl ki yetersiz ve dengesiz beslenme paralelinde obezite sorununu getiriyorsa, ortoreksiya nevroza denilen sağlıklı beslenme takıntısı sorunuyla da karşıyayız. İdeal ağırlığında olmasına rağmen biraz daha, biraz daha, biraz daha ile gelip daha sonrasında çok ciddi bir sağlık problemine yol açan bir olay karşımıza çıkıyor. Bazı kişilerde vücut ağırlığı ideal olsa bile yine de biraz daha vermek istiyorum şeklinde yanlış düşünce oluyor. Beynin eğitilmesi denilen bir süreçten bahsediyoruz. Öncelikle vücut analizi yapılıp, kişinin gerçekten kilo vermeye ihtiyacı var mı, yok mu? Bunun çok iyi analiz edilmesi gerekiyor. Daha sonra bir uzman eşliğinde yeterli ve dengeli beslenme önemli. İhtiyacı olmadığı halde kilo verme süreçleri beraberinde hormonal değişikliklerden tutun, sonu ölüme kadar giden çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor.” dedi.</p>

<p><strong>10 KİLO VERDİYSE 20 KİLO GERİ ALIYORLAR…</strong></p>

<p>İnsanların doğru ya da yanlış birtakım yöntemler uygulayarak kilo verdiklerine dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, şunları dile getirdi:</p>

<p>“Zayıflıyorlar demiyorum, kilo veriyorlar. Fakat sonrasında 10 kilo verdiyse 20 kilo geri alıyor. 5 kilo verdiyse 10 kilo belki daha fazlasında geri alıyor. Yanlış uygulanan her metot, metabolizmaya bir çarpı koyuyor ve sonrasında daha fazla kilo olarak geliyor. ‘Hocam 3 ay boyunca sizin her dediğinizi yapacağız, egzersize çok fazla yoğunluk vereceğiz, aç kal deyin, aç kalacağız’ diyenler var. Temeldeki hata bu. Yetersiz ve dengesiz beslenme çözüldüğü zaman kilo alma gibi bir sorun olmuyor.”</p>

<p><strong>“DİYET KAVRAMI ÇOK YANLIŞ EMPOZE EDİLİYOR”</strong></p>

<p>Diyet kavramının çok yanlış empoze edildiğine de dikkat çeken Arslan, “Diyet denince insanlar yetersiz beslendiklerini, yalnızca tek bir besin grubuna yönelik ya da sadece protein ağırlıklı sebze, meyve ağırlıklı besleneceklerini, aç kalacaklarını düşünüyorlar. Beslenme süreci kişinin yaşam arkadaşıdır. Bu nedenden ötürü yaşam arkadaşınızla birlikte hareket edebilmek çok önemli. Uygulanan beslenme listelerinin yaşam tarzına paralel olarak hazırlanıp yürütülmesi gerekiyor.” diye anlattı.</p>

<p>Kilo alma ya da verme sürecinin sadece beslenmeyle alakalı olmadığını da belirten Doç. Dr. Müge Arslan, “Egzersiz de önemli bir yere sahip. Yani alınan enerji ve harcanan enerjinin dengesiyle alakalı bir süreçten bahsediyoruz. Yaşın, ciddi bir önemi var. Zamanın ilerlemesiyle beraber her 10 yılda bir bazal metabolizma yavaşlıyor. Spesifik süreçler var menopoz süreci gibi. Özel dönemler var hamilelik süreci gibi, emzirme süreci gibi. Bazı hastalıkların araya girdiği süreçler var hipotiroidi gibi haşimato gibi. Endokrinolojik birtakım hastalıklar gibi. Bunların hepsi aslında kilo alma sürecini tetikliyor" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Feb 2024 23:34:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2024/02/kilo-verme-sureci-kisiye-gore-degisir-1708634057.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta şiddete ’gri kod’ geliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/saglikta-siddete-gri-kod-geliyor-41763</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/saglikta-siddete-gri-kod-geliyor-41763</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlıkta şiddet olaylarına karşı başlatılacak "Gri Kod" uygulamasının İçişleri Bakanlığı ile devreye konacağını söyledi. Koca, tüm senaryoların gözden geçirildiğini, yazılım hazır olduğunda uygulamanın başlayacağını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlıkta şiddet olaylarına karşı başlatılacak "Gri Kod" uygulamasının İçişleri Bakanlığı ile devreye konacağını söyledi. Koca, tüm senaryoların gözden geçirildiğini, yazılım hazır olduğunda uygulamanın başlayacağını açıkladı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) -</strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlıkta şiddet olaylarına karşı başlatılacak 'GRİ KOD' uygulamasıyla ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtladı.</p>

<p>Baka Koca, konuyla ilgili yaptığı açıklamaları sosyal medya hesabından paylaştı.</p>

<p>"Bir şiddet olayı olduğunda Beyaz Kod verilirse buna bağlı olarak adli süreç hemen başlıyor" diyen Bakan Koca, "Sağlık çalışanı Beyaz Kod vermesi durumunda süreci düşünerek çekingen davranabiliyor. Daha basit bir müdahale ile Beyaz Kod ihtiyacı azaltılabilir, çoğu şiddet olayı daha o eşiği geçmeden önlenebilir. Şiddet eğiliminin şiddet davranışına dönüşmesini önleyecek çözüm olarak GRİ KOD uygulamasını düşündük. BEYAZ KOD uygulaması aynı şekilde sürecek" dedi.</p>

<p>Gri Kod verildiğinde, hastane güvenliği ve hastane polisi gerekli müdahaleyi yapmak üzere durumdan haberdar olduğuna dikkati çeken Bakan Koca, "Hastane polisi, merkeze haber vererek Beyaz Kod gerektirecek bir olayı, şiddete dönüşmesi muhtemel bir olayı haber veriyor. İşin bir hastane güvenliği tarafı var bir de kolluk kuvvetleri tarafı var. Kolluk kuvveti Hazır Kod durumunda hazır halde bekliyor olacak. Uygulama İçişleri Bakanlığımızla birlikte devreye konacak. İki bakanlığın ekipleri detayları birlikte çalıştılar. Bir hazırlık yapıldı ve tüm senaryolar gözden geçirildi. Şimdi de yazılımı yapılıyor. Yazılım hazır olduğunda uygulama başlayacak. Sona yaklaşmış durumdayız" diye konuştu.</p>

<p><figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1709463426022445157
</div></figure></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 16:30:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/10/saglikta-siddete-gri-kod-geliyor-1696426224.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çikolata yedikten hemen sonra diş fırçalamayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cikolata-yedikten-hemen-sonra-dis-fircalamayin-41757</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cikolata-yedikten-hemen-sonra-dis-fircalamayin-41757</guid>
                <description><![CDATA[Yüksek oranda şeker içeren çikolatanın tüketildikten sonra ağız içerisinde asit oluşturduğunu söyleyen Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, "Oluşan bu asit sebebiyle çikolata tüketildikten hemen sonra dişlerin fırçalanması dişleri zedeleyebilir.” dedi. Peki çikolata yedikten sonra ne yapmalıyız?"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek oranda şeker içeren çikolatanın tüketildikten sonra ağız içerisinde asit oluşturduğunu söyleyen Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, "Oluşan bu asit sebebiyle çikolata tüketildikten hemen sonra dişlerin fırçalanması dişleri zedeleyebilir.” dedi. Peki çikolata yedikten sonra ne yapmalıyız?"</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çikolatanın yüzde 100 zararlı, kesinlikle tüketilmemesi gereken bir besin olmadığını ifade ederek, içerisinde vücut için çok faydalı besinler de var olduğunu söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çikolatanın nasıl tüketilmesi konusunda, "Tüketilmeli, ancak sıklığı çok önemli. Çok sık tüketilmesinin vücuda birtakım zararları vardır. Bunlardan bir tanesi de dişler üzerindeki etkisi. Çikolata çok yüksek oranda şeker içerir ve bu da dişlerde çürüğe sebep olur. Bu nedenle çikolata tüketirken bazı şeylere dikkat etmemiz gerekiyor. Bunlardan bir tanesi yemekten sonra tüketilmesidir. Yemekten sonra tüketildiği takdirde tükürük akışı daha fazla olacağı için çikolatanın zararlı etkilerini bir miktar azaltmış oluyoruz" dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1696405444-ebnem-ko-an-1696412299-448.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BİTTER TERCİH EDİLMELİ</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, bitter çikolatanın daha çok tercih edilmesi gerektiğini dile getirerek, “Çünkü çikolatanın içerisindeki yararlı maddeler bitter çikolatalarda daha fazla. Hem şeker ve yağ oranı daha düşük, hem de çikolatanın içindeki yararlı maddelerin daha yüksek oranda bulunması sebebiyle bitter çikolata vücudumuz için daha yararlı" dedi.</p>

<p>Çikolata yüksek oranda şeker içerdiği için tüketildikten sonra ağız içerisinde asit oluşturduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Oluşan bu asit sebebiyle çikolata tüketildikten hemen sonra dişlerin fırçalanması dişleri zedeleyebilir. Hemen dişleri fırçalamak yerine ağzı çalkalamak ya da su tüketmek çikolatanın zararlı etkilerini azaltır.&nbsp; Çikolata tüketiminden yarım saat sonra dişlerin fırçalanmasını öneriyoruz. Bu sayede diş sağlığımızı maksimum düzeyde korumuş oluruz" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 16:30:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/10/cikolata-yedikten-hemen-sonra-dis-fircalamayin-1696426205.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilecik Pazaryeri ’Devlet’e 5 atama</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bilecik-pazaryeri-devlete-5-atama-41747</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bilecik-pazaryeri-devlete-5-atama-41747</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nın 112. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kuraları ardından Bilecik'in Pazaryeri ilçesindeki Devlet Hastanesi'ne 5 pratisyen tabip ataması gerçekleşti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'nın 112. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kuraları ardından Bilecik'in Pazaryeri ilçesindeki Devlet Hastanesi'ne 5 pratisyen tabip ataması gerçekleşti.</p><p><strong>Pazaryeri Gündem / BİLECİK (İGFA) - </strong>Pazaryeri Devlet Hastanesine yapılan yeni atamalara göre hastanede doktor sayısı 15'e yükseldi.</p>

<p>112. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kuraları sonrasında Pazaryeri'ne atanan pratisyenler Dr. Halil Metin, Dr. Serpil Özbey, Dr. Hikmet Emre Can ve Dr.Alper Murat İpek yeni atama kararı ile görevlerine başladı.</p>

<p>Ayrıca Acil’de 5, Aile Hekimliği'nde 5, Toplum Sağlığı'nda 1, 2 diş hekimi ve 1 Dahiliye Uzmanı olmak üzere hastanede doktor sayısı 15’e yükseldi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 16:28:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/10/bilecik-pazaryeri-devlete-5-atama-1696426118.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan Eris varyantı açıklaması... Yeni aşı programımız yok!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bakan-kocadan-eris-varyanti-aciklamasi-yeni-asi-programimiz-yok-41676</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bakan-kocadan-eris-varyanti-aciklamasi-yeni-asi-programimiz-yok-41676</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de görülen Eris varyantı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Gripten korunma gibi bir ölçü veya bu dikkatin daha özenlisi isabetli olabileceğini ifade eden Bakan Koca, tüm bulaşıcı hastalıklara karşı korumamız gereken, bilhassa kendilerinin dikkatli olması gereken iki grup olduğuna dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de görülen Eris varyantı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Gripten korunma gibi bir ölçü veya bu dikkatin daha özenlisi isabetli olabileceğini ifade eden Bakan Koca, tüm bulaşıcı hastalıklara karşı korumamız gereken, bilhassa kendilerinin dikkatli olması gereken iki grup olduğuna dikkati çekti.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Kabine toplantısı sonrasında basın mensuplarının gündeme getirdiği Eris varyantı ve aşıyla ilgili sorulara yanıt veren Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, verdiği yanıtları bugün sosyal medya hesabından özetleyerek paylaştı.</p>

<p>COVID-19'un yeni ortaya çıktığında, virüs ve hastalık hakkında bilgi bugüne kıyasla yok denecek kadar az olduğunu ifade eden Bakan Koca, bu sürece karşı verdiğimiz mücadeleden başarıyla çıktıklarını ve bilim büyük bir bilgi birikimine sahip olduklarını söyledi.</p>

<p>"Yeni varyantlarıyla hasta etme gücü giderek azalan virüsü bilimsel olarak gözlemliyoruz" diyen Bakan Koca, "Eris varyantına karşı ek tedbir gerekmiyor. Tedbirler, bundan daha etkili olan Omicron varyantı döneminde tüm dünyada kaldırılmaya başlanmıştı. Etkisi daha az olan bir varyant için daha fazla tedbir akla uygun olamaz. Hasta etme gücü düşük olan bu yeni varyantın, tıpkı Omicronda yaşandığı gibi, kolay bulaşma özelliği var. Sonucu ise hafif bir gribe benziyor. Virüsün bulaştığı kişi sayısı artabilir, ama bu ciddi bir tablo anlamına gelmiyor. Kısıtlama ve kapanma gibi kelimeler sözlüğümüzden çıktı. Grip vakalarına karşı kısıtlama veya kapanmayı ne kadar düşünebilirsek Eris için de o kadar düşünebiliriz. Virüsün bulaştığı kişi sayısı ise uzun zaman önce ölçüt olmaktan çıktı. Bakanlık olarak ölçütümüz Eris varyantı sebebiyle hastaneye yatanların sayısıdır ki bu çok düşük" diye konuştu.</p>

<p><strong>"BU DEMEK DEĞİL Kİ KAYITSIZ KALALIM"</strong></p>

<p>Gripten korunma gibi bir ölçü veya bu dikkatin daha özenlisi isabetli olabileceğini ifade eden Bakan Koca, tüm bulaşıcı hastalıklara karşı korumamız gereken, bilhassa kendilerinin dikkatli olması gereken iki grup olduğuna dikkati çekerek, "Bu iki grup yaşlılarla kronik hastalığı olanlardır. Bu iki grup, maske takmayı gerektiren ortamlarda maske takmalıdır. Bu önerimizi gribe karşı da geçerlidir. Çünkü yeni bir aşı programına başvurmayı gerektirecek bir durum yok. Önceki gibi toplu bir aşılama programına kesinlikle ihtiyaç görmüyoruz. Bazı ülkeler aşılama programına itibar ediyor, bu bilimsel bir sonuç olmaktan ziyade bir tür “boyun eğiş”tir. Biz kendi programımızı uyguluyoruz, bilim boyun eğmez" dedi.</p>

<p><figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1706959381391184364
</div></figure></p>

<p><strong>MEVSİM İTİBARİYLE GRİP AŞISINI ÖNEMSİYORUZ</strong></p>

<p><strong>"</strong>Bu, hafif grip etkisindeki Eris varyantının grip virüsü ile aynı günlerde etkin olması ihtimaline karşı da önem taşımaktadır" diyen Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Yaşlılar ve risk grubundaki hastalar grip aşılarını bir an önce yaptırmalı. Bu grupta aşılar tamamen ücretsizdir. Grip aşısı programımızın başlamış olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Artık aşılmış süreçlere gereğinden fazla önem vermemiz söz konusu değil. Hedefimiz, sağlık hizmetlerinden memnuniyeti her geçen gün artırmak. Çocukluk çağı bağışıklık aşılama programlarını başarıyla sürdürüyoruz. Tüm aşılarımızı yerlileştirmeyi amaçlıyoruz. Teknoloji transferi ile Su Çiçeği, Kuduz ve&nbsp; Hepatit-A aşılarını ülkemizde üretmeyi planlıyoruz. Bizim aşı gündemimiz bu. Amacımız her hastaya sükûnet içinde şifa sunmak. Doğru bilgilerin yaygınlık kazanmasını amaçlayan açıklamama gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Sep 2023 09:25:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/09/bakan-kocadan-eris-varyanti-aciklamasi-yeni-asi-programimiz-yok-1695882328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erken Dönemde Yapılan Diş Dolgusu Neden Önemlidir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/erken-donemde-yapilan-dis-dolgusu-neden-onemlidir-41616</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/erken-donemde-yapilan-dis-dolgusu-neden-onemlidir-41616</guid>
                <description><![CDATA[Diş çürüğü neden oluşur? Nasıl önlenir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Ağız içerisinde bakterilerin oluşturduğu asit, dişlerin mineral dokularını çözerek mine bütünlüğünün bozulmasına, diş çürüklerinin oluşmasına neden olur. Ancak, diş çürüğü önlenebilir bir hastalıktır. Beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, iyi bir ağız hijyeninin sağlanması, remineralizasyon ajanlarının kullanılması, düzenli diş hekimi kontrolleri ile çürükten korunmak mümkündür. </p>

<p><strong>Diş çürüğüne nasıl bir tedavi uygulanmalıdır?</strong></p>

<p>Diş çürüğünün ilk aşaması olan başlangıç seviyesinde kavitasyon göstermeyen lezyonlarda restorasyonlar yerine remineralizasyon tedavisi uygulanmaktadır. Böylece, demineralize olmuş çözünmüş dokular eski haline getirilebilir. Ancak mine ve sert dokular çok fazla mineral kaybetmeye başladığında dişlerinizde geri dönüşü olmayan hasarlar, diş yüzeyinde kavite adı verilen boşluklar, oyuklar oluşabilir. Vücudunuz daha fazla mine dokusu üretemediği için mevcut dişteki madde kaybını onarmak ve kaybedilen estetik ve fonksiyonu geri kazandırmak için restoratif diş tedavileri uygulanır. </p>

<p><strong>Diş dolgusu nasıl çalışır?</strong></p>

<p>Diş dolguları, çürüğü tedavi eder ve kavitasyonun daha fazla büyümesini önler. Diş hekiminiz diş çürüğünü uzaklaştırdığında çürüğe neden olan bakterileri ortadan kaldırarak dişin o bölgesinde daha büyük bir çürük oluşmasını engeller. Bu nedenle, dolgu sadece bir çürük tedavisi değildir, aynı zamanda ileriki dönemde oluşabilecek çürükleri de önlemektedir. </p>

<p><strong>Dolgu tedavisinin gecikmesinde nasıl sorunlarla karşı karşıya kalırız?</strong></p>

<p>Erken dönemde restoratif tedaviler uygulanmadığında, kavitasyonun derinliği ya da genişliği artarak daha fazla soruna yol açabilir. Diş çürüğü dentin dokusuna ulaştığında daha hızlı ilerler. Sıcak-soğuğa ve tatlı besinlere karşı hassasiyet şikâyeti oluşabilirken, derin dentin çürüklerinde ağrı görülebilir. Kavitasyon içerisinde daha fazla besin artıklarının birikmesi, çürüğün içinde ve çevresinde daha zor temizlenebilir alanların oluşması nedeniyle çürük daha hızlı yayılabilir. </p>

<p>Ne kadar az çürük dokusu uzaklaştırılırsa, dişin canlılığını koruyan pulpaya o kadar az zarar verilir.  Başka bir deyişle dişin kök kanalı tedavisi gereksinimi azalır. Kavite büyük olduğu sürece kalan diş sert dokularındaki madde kaybı artar ve bu da diş yapısının zayıflamasına ve kırılmaya daha yatkın hale gelmesine neden olur. </p>

<p><strong> Sonuç olarak;</strong></p>

<p>Tedavinizi geciktirmemek, çürüklerin erken teşhis edilmesi ve tedavi edilmesiyle restorasyonların daha uzun ömürlü olmasını sağlar. Diş tedavisini ihmal ederek dişlere daha fazla zarar verebilirsiniz. Erken teşhis, çürüğün ilerlemesini durdurarak ve minimal invaziv uygulamalarla diş dokusunu korumaya yardımcı olur. Bu nedenle, düzenli diş hekimi kontrollerine önem vermek ve tedavi gerektiğinde zamanında harekete geçmek, sağlıklı bir ağız ve gülümseme için kritik öneme sahiptir. Unutmayın ki, diş sağlığına verilen özen, genel sağlığımızı da olumlu yönde etkiler.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Aug 2023 10:10:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/08/erken-donemde-yapilan-dis-dolgusu-neden-onemlidir-1692774655.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun süre klimalı ortamda kalmak ciddi hastalıklara neden olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzun-sure-klimali-ortamda-kalmak-ciddi-hastaliklara-neden-olabilir-41613</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzun-sure-klimali-ortamda-kalmak-ciddi-hastaliklara-neden-olabilir-41613</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarının vazgeçilmezi olan klimalar yanlış kullanıldığında birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Klima kullanıldığı sırada vücudun ısıyı dengelemek için fazladan efor sarf ettiğini belirten Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, soğuk ortama girildiğinde vücudun hemen adapte olamadığını ve bu nedenle kas ağrıları, kramplar, baş dönmesi, bulantı ve kusma gibi şikayetlerin ortaya çıkabileceğini söylüyor. Klima ve vantilatör karşısında uyunmaması gerektiğinin altını çizen Atamer, bazı hastalıklara sahip olanların çok daha dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, klima kullanımının yol açabileceği sağlık sorunları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Vücut ısısını dengeleyemediğinde sağlık sorunları ortaya çıkar</strong></p>

<p>Modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan klima kullanımına bağlı olarak bir takım sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Sıcak havalarda serinlemek için kullandığımız klimaların yanlış kullanımı sonucunda vücut ısısının dengelenmesi için vücudumuzun fazladan efor sarf ettiğini belirten Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunun sonucunda kas ağrıları, kramplar, baş dönmesi, bulantı ve kusma gibi şikayetler olabilir. Vücudumuzun belirli bir ısı derecesinde tutulması gerekir. Vücut ısı üretir ve ısı kaybeder. Eğer klima nedeniyle çok soğuk ortama girersek vücudumuz hemen adapte olamaz. Isıyı dengelemek için bir süre geçer ve buna bağlı olarak da şikayetler ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p><strong>Klima havası direkt vücuda çarpmamalı</strong></p>

<p>Klima kullanılmasına başlamadan önce klimanın bakımının ve düzenli kontrollerinin yapılması gerektiğine dikkat çeken Atamer, “Hem enerji tasarrufu açısından hem de bulaşıcı hastalıklar için bakım ve temizlik oldukça önemli. Sanılanın aksine klimanın derecesini çok düşürmek 18 dereceye ayarlamak faydadan ziyade zarar getirir. Klimanın ortalama sıcaklığının gündüz saatleri için 20 ve 24   derece gece ise 25 ve 26 derece olması gerekir. Terli olarak klimanın önüne geçerek terimizi kurutmak doğru bir yöntem değildir. Klimanın havasının direkt vücudumuza çarpmaması gerekir. Klima havası ortam içerisinde dolaşmalı. Klima havanın nemini azaltacağı için 3-4 saat aralıklarla havanın temizlenmesi, hava dolaşımı için kapının açılması gerekir.” uyarılarında bulundu.</p>

<p><strong>Klima ve vantilatör açıkken uyunmamalı</strong></p>

<p>Klimaların en sağlıklı kullanımının gündüz vakitleri olduğunu dile getiren Atamer, “Geceleri yatarken klima açık yatmak uygun değil. Sürekli olarak soğutma nedeni ile sabah uyandığımızda vücudumuzda kas ağrıları, kas krampları, boğazımızda kuruma, bazen öksürük, bulantı ve kusmaya neden olabilir. Uygun olan, gündüz vakitlerinde klimayı kullanmak. Geceleri yatarken ise klima önünde yatmak sağlık sorunlarına neden olur. Aynı durum vantilatör gibi hava sirkülasyonunu sağlayan aletler için de söz konusudur. Sürekli havayı sirküle etmek havanının kurumasına neden olduğu için sürekli olarak vantilatör önünde uyumak da uygun değildir. Belli aralıklarla klima ve vantilatör kullanmak daha uygundur.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Uzun süreler klimalı ortamda kalmak ciddi hastalıklara neden olabilir</strong></p>

<p>Klima kullanımına bağlı olarak ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarına değinen Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Klima nedeniyle oluşan soğuk hava, üst solunum yollarında bakterilerin ve virüslerin üremesi için uygun bir ortam oluşturur. Düzenli bakımı yapılmayan klimaların içerisinde bazı bakteriler üreyebilir. Bunlar içerisinde en önemlisi lejyoner epilomanisine neden olan bakteridir. Nadir görülse de çok ciddi ve bulaşıcı bir hastalıktır.” dedi.</p>

<p>Uzun süre klimaya maruz kalmanın tonsilit, faranjit, öksürük, bronşit ve akciğer enfeksiyonuna da neden olabileceğine dikkat çeken Atamer sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Özellikle yaşlı akciğer hastalığı veya KOAH hastalığı olan kişiler, sigara kullanan, diyabet hastası olan kişiler klima kullanırken son derece dikkatli olmalı. Uygun şartlarda ve uygun kullanımı yapılınca hayatımızı son derece rahatlatan ferahlatan bir araç olan klima düzensiz kullanıldığı taktirde akciğer enfeksiyonlarına ciddi lejyoner lapiyonamisine neden olabilir, bazen çok ağır seyredebilir. Yaygın kas ağrıları, kramplar ve viral enfeksiyonlara da zemin hazırlayabilir.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Aug 2023 10:10:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/08/uzun-sure-klimali-ortamda-kalmak-ciddi-hastaliklara-neden-olabilir-1692774623.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&amp;apos;Utandıran Sorun’da yeni nesil tedavi yöntemleri!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/aposutandiran-sorunda-yeni-nesil-tedavi-yontemleri-41612</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/aposutandiran-sorunda-yeni-nesil-tedavi-yontemleri-41612</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde en önemli tabuların başında gelen ve gerektiğinde doktora gitmeye bile çekinilen ‘utandıran’ sorunlardan olan cinsel fonksiyon bozukluğu günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Hem kadınlarda hem de erkeklerde öne çıkan cinsel fonksiyon bozuklukları arasında ilk sırayı cinsel isteksizlik alıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji ve Cinsel İşlev Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner toplumda görülme sıklığı yüzde 50’yi bulabilen cinsel isteksizliğin çiftler arasında çok ciddi sorunlara hatta boşanmalara neden olabildiğini belirtirken, günümüzde bu sorunların tedavisine yönelik çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini söylüyor. Cinsel işlev bozuklukları ve cinsel istekte azalmanın artık çözümsüz olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner ‘utandıran sorun’da yeni nesil tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde en önemli tabuların başında gelen ve gerektiğinde doktora gitmeye bile çekinilen ‘utandıran’ sorunlardan olan cinsel fonksiyon bozukluğu günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Hem kadınlarda hem de erkeklerde öne çıkan cinsel fonksiyon bozuklukları arasında ilk sırayı cinsel isteksizlik alıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji ve Cinsel İşlev Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner</strong> toplumda görülme sıklığı yüzde 50’yi bulabilen cinsel isteksizliğin çiftler arasında çok ciddi sorunlara hatta boşanmalara neden olabildiğini belirtirken, günümüzde bu sorunların tedavisine yönelik çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini söylüyor. Cinsel işlev bozuklukları ve cinsel istekte azalmanın artık çözümsüz olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner ‘utandıran sorun’da yeni nesil tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p>Altında kimi zaman diyabet, kalp, tiroit ve böbrek hastalığı ve hormonal sorunlar gibi önemli etkenler yatabilirken, kimi zaman da stres, yorgunluk, yaşlanma ve psikolojik etkenler ‘utandıran’ ve doktora bile gitmeye çekinilen bu soruna neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji ve Cinsel İşlev Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner</strong> cinsel istek azlığının kişi tarafından her zaman bir sorun olarak algılanmayabildiğini ancak sağlıklı bir toplumu sağlıklı bireylerin oluşturduğunu ve cinselliğin de bunun vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirterek “İnsan vücut sağlığı bir bütündür. Cinselliğimiz bu bütünlüğün bir parçasıdır. Ne yazık ki yaşamımız boyunca cinsellikle ilgili kişisel, ailesel ve toplumsal birçok belirleyiciler ile karşılaşırız. Çoğunda bunlarla mücadele etmek yerine, çatışmamak için yaptırımları kabullenmeyi tercih ederiz. Dolayısıyla konu ile ilgili eğitim eksikliğimizin yanı sıra kaçışımız da söz konusudur. Oysa ki cinselliğini inkar eden bir beden eksiktir. Cinselliği talep etmek ise en doğal haktır. Bu kadar doğal olan bir sürecin daha isteğini duymanın bile sorun olabileceğini düşünmemek kendinden bir kaçıştır” diyor. </p>

<p><strong>Erkekler daha fazla başvuruyor</strong></p>

<p>Cinsel istek bozukluğunun ülkemizde görülme sıklığı erkeklerde 50’ye ulaşabilirken, doktora başvurularda da ağırlığı erkekler oluşturuyor. Bunun nedenlerinden birinin de ‘cinselliğin öncelikle erkeğin hakkı ve görevi olduğuna dair yanlış toplumsal inanış’ olduğunu belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadınlarda yaklaşım biraz daha kabulleniş ve doğal görme düzeyindedir. Oysa ki toplumda karşılaşılma oranları istatistiklerin çok üzerinde seyretmektedir. Burada ana sorun; cinsiyet farklılıklarının ötesinde olayın bir çift problemi olmasıdır. Cinselliğin tüm alanlarında bir bütünü sadece parçalar halinde incelemek doğru değildir. Dolayısıyla bu konuda da en doğru ve uygun yaklaşım; çiftleri bir bütün olarak incelemektir. Kişiler de bunun doğallığını kabul ederek olaya yaklaşırsa daha verimli sonuçlar alınır. Cinselliği doğalın bir parçası olarak gördükçe ve gösterdikçe işler daha kolaylaşacaktır. Önce kendinden kaçmayan bir beden, sonra partnerinden kaçmayan bir kişi ve sonuçta sorunu görüp uzmanından kaçmayan bir çift kavramı gelişecektir. Bunun oluşmasını sağlamak toplumsal yapı ve bileşenlerinin amacı olmalıdır. Bu nedenle toplumun her kademesinde ve hepimize önemli görev düşmektedir.”</p>

<p><strong>Hayatın herhangi bir evresinde de görülebiliyor</strong></p>

<p>Cinsel istek azlığının, kişinin cinsel aktivitelerinin başladığı ilk dönemden itibaren yani hayat boyu olabileceği gibi hayatının herhangi bir evresinde de ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Coşkuner erkeklerde ve kadınlarda cinsel istek azlığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor; </p>

<p><strong>Erkeklerdeki yaygın nedenleri;</strong></p>

<ul>
	<li>Hormonal: Androjen eksikliği (özellikle testosteron hormonunda düşüklük), hiperprolaktinemi (prolaktin hormonunda yükseklik), troit bozuklukları</li>
	<li>Psikolojik: Öfke ve kaygı, depresyon, travma sonrası stres sendromu</li>
	<li>İlaçlara bağlı: Özellikle başka amaçlı kullanılan bazı ilaçların yan etkisi sonucu (antidepresan tedavisi gibi)</li>
	<li>İlişki çatışması</li>
	<li>Kronik hastalıklar: Koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği, diyabet, felç geçirme, böbrek yetmezliği vs.</li>
	<li>Ereksiyon problemi</li>
	<li>Yaşlanma</li>
</ul>

<p><strong>Kadınlardaki yaygın nedenleri; </strong></p>

<ul>
	<li>Medikal: Hormonal bozukluklar (östrojen, prolaktin, testosteron, troit hormonları), diyabet, hipertansiyon, idrar kaçırma, artrit, nörolojik hastalıklar başta olmak üzere kronik seyirli pek çok hastalık beraberinde bu sorunu yaratabilir. </li>
	<li>Psikolojik: Cinsellikle ilgili kötü deneyimler, stres ve yorgunluk, odaklanamama, kaygı, depresyon, kendine güven azlığı, vücut görüntüsüne olan güvensizlik gibi pek çok neden bu soruna yol açabilir.</li>
	<li>İlişki ile ilgili problemler: Partnerin cinsel problemleri, ilişkide yetersizlik, partnerle cinsellik konusunda iletişim kuramama.</li>
	<li>Bazı ilaçlar; Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç grupları da kadını bu yönde olumsuz etkileyebilir.</li>
	<li>Kültürel: Kadının içinde yaşadığı toplum ve kültürü, cinselliği algılayışı, cinsellikte kadına yüklediği roller, kısıtlamalar etkili olabilir.</li>
</ul>

<p><strong>Yeni nesil yöntemlerle etkili tedavi</strong></p>

<p>Kadınlarda cinsel istek azlığına çok çeşitli etkenlerin yol açabildiğini bu nedenle kadında böyle bir sorun değerlendirilirken konunun çok yönlü ele alınarak incelenmesi ve neden veya nedenlerinin ortaya konulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner; erkeklerin tedavisinde ise hasta eğitiminden başlanarak, hormonal veya hormonal olmayan ilaç tedavisi ile psikolojik terapi tekniklerine kadar pek çok seçenek kullanılabildiğini söylüyor. Prof. Dr. Coşkuner yeni tedavi yöntemleriyle ilgili şöyle konuşuyor: “İnsan cinselliğinin ve cinsel isteğin giderek daha çok anlaşılması beraberinde sorunlara yeni çözümleri de sunmaya başladı. Özellikle merkezi sinir sistemi üzerinde cinselliği yöneten alanların net tespiti ve bunların üzerine etkili olabilecek yeni tedavi metotları umut vaat etmektedir ve hatta aktif kullanıma sunulan ürünler de yavaş yavaş gündeme gelmektedir. Geçtiğimiz yüzyıl insan cinselliğini anlamaya başladığımız bir dönemdi, bu yüzyılda ise toplanan bilgilerin sorunların çaresine dönüştüğü bir dönem olmaya başladı ve dahası da gelecek gibi gözüküyor.’’  </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Aug 2023 10:10:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/08/aposutandiran-sorunda-yeni-nesil-tedavi-yontemleri-1692774616.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebek SPA ve Hidroterapi nedir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bebek-spa-ve-hidroterapi-nedir-41581</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bebek-spa-ve-hidroterapi-nedir-41581</guid>
                <description><![CDATA[Hidroterapi hizmetinin üç aşamadan oluştuğuna dikkat çeken Bebek Spa ve Masaj Eğitmeni Hande Duman, hidroterapi ve masaj hizmetiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hidroterapi hizmetinin üç aşamadan oluştuğuna dikkat çeken Bebek Spa ve Masaj Eğitmeni Hande Duman, hidroterapi ve masaj hizmetiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR - Musa YEŞİLDAĞ - Heresk Duysun / BURSA (İGFA)&nbsp; - </strong>Bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağlayan uygulamalardan biri olan bebek spa merkezleri oldukça ilgi görüyor. Bu bebek spa merkezlerinde hidroterapi kaç aşamadan oluşuyor? Hidroterapinin bebeğe faydaları neler?&nbsp; Bebeğe özel hangi konseptler var?</p>

<p>Hande Duman, bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağlayan bebek spa uygulamasının üç aşamadan oluştuğuna dikkat çekerek, “Merkezimizde 0-15 aylık bebeklere spa-hidroterapi ve masaj hizmeti sunmaktayız. Bu hizmet 3 aşamadan oluşuyor diyebiliriz. İlk 10 dakika bebeğin kendini keşfetmesi açısından su üzerinde süzülme imkanı tanıyoruz. Bir 10 dakika da hidroterapiyi açıyoruz, bu ise&nbsp; bebeklerin kas ve motor becerilerini geliştiriyor. Diş sancısı çeken bebeklerde, gazlı ve kolik bebeklerde çok iyi dönüşler alıyoruz. Son 10 dakikada ise bebeğin kendini keşfetmesi ve duyu bütünleme açısından zaman tanıyoruz. Daha sonra bebeğimizi masaj kısmına alıyoruz ve masajımızı gerçekleştiriyoruz. Toplam 1 saat vakit geçirmiş oluyorlar. Kliniğimizde en önem verdiğimiz şey hijyen kurallarıdır. Kullandığımız mayo bezi, havlu ve bebeğe özel alt açma örtüsü tek kullanımlık. Jakuzi, her bebeğe özel bir şekilde bitkisel dezenfektanlarla temizleniyor ve her bebeğe özel&nbsp; olarak tekrar dolduruluyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/nSbVIALVHL4" width="640"></iframe></p>

<p>https://youtu.be/nSbVIALVHL4</p>

<p><strong>"KOLİK SANCILI VE GAZLI BEBEKLERDE İYİ DÖNÜŞLER ALIYORUZ.”</strong></p>

<p>Duman, “Düzenli gelindiğinde gazlı ve kolik bebeklerde güzel dönüşler alıyoruz. Vücudun belli bölgelerindeki noktaları uyarıyoruz. Gazlı olan, diş çıkarma döneminde olan bebeklere oldukça iyi geliyor ve uyku sorunu çeken bebeklerde de uykuya geçişi kolaylaştırır ve uyku süresini artırır.” dedi.</p>

<p><strong>BEBEĞE ÖZEL KONSEPTLER</strong></p>

<p>40 uçurma, half birthday, 1 yaş kutlaması gibi konseptlere özel süslemeler yaptıklarını belirten Duman,&nbsp; bu şekilde hem bebeklerin fiziksel aktiviteleri açısından vakit geçirdiklerini hem de ailelerin güzel fotoğraflar çekildiklerini ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Aug 2023 11:25:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/08/bebek-spa-ve-hidroterapi-nedir-1692347126.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kapalı kalp ameliyatı hasta için daha konforlu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kapali-kalp-ameliyati-hasta-icin-daha-konforlu-41539</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kapali-kalp-ameliyati-hasta-icin-daha-konforlu-41539</guid>
                <description><![CDATA[Minimal İnvaziv Kalp Cerrahı Prof. Dr. A. Kadir Ercan, açık ve kapalı kalp ameliyatlarının nasıl yapıldığını ve avantajlarını Herkes Duysun mikrofonuna anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Minimal İnvaziv Kalp Cerrahı Prof. Dr. A. Kadir Ercan, açık ve kapalı kalp ameliyatlarının nasıl yapıldığını ve avantajlarını Herkes Duysun mikrofonuna anlattı.</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Prof. Dr. A. Kadir Ercan, birçok hekimin, göğüs kafesini açmadan küçük kesiyle yapılan kapalı kalp ameliyatına yönelmeye başladığına ve minimal invaziv ameliyatların daha konforlu olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Yaklaşık 20 yıldır kalp ve damar cerrahisi uzmanı olarak mesleği icra ettiğini belirten Prof. Dr. Ercan, "Son yıllarda özellikle kendi alanımızda biraz daha ön plana çıkan küçük kesiyle, minimal invaziv teknikle halk arasında kapalı yöntem olarak adlandırılan, kalp ve damar ameliyatlarına odaklanıp genellikle bu alanda çalışıyorum. Kalp ameliyatları, yaklaşık 50-60 yıldan beri yaygın olarak göğüs veya iman tahtası olarak adlandırılan tam ortadan büyük bir kesi açılarak başarıyla yapılan bir ameliyat giriş tekniğidir fakat son yıllarda özellikle birden fazla damara, meme altından açılan küçük bir kesiyle göğüs kafesini tamamen açmadan bu işlemi yapabilmekteyiz. Birçok kalp ve damar cerrahı da bu tekniğe yönelmekte çünkü hasta için büyük bir konfor sağlar ve bu yöntemde hastanın iyileşme süresi daha kısadır. Yoğun bakım ve hastaneye yatış süreleri ile de kıyaslandığında küçük kesiyle yapılan ameliyatlarda hastanın lehine sonuçlar elde edilmekte. Biz de çalıştığımız merkezde küçük kesiyle kalp cerrahisine uygun olan hastalara, meme altından ya da kemik arasından ihtiyacı olan Bypass’ı yaparak daha kısa sürede günlük yaşama dönüşünü sağlayarak bu şekilde kalp cerrahisi pratiğini minimal invaziv diye adlandırdığımız kısma doğru yönlendirdik. Damar cerrahisi zaten uzun yıllardır kapalı yöntemlerle başarıyla yapılmakta, biz de çalıştığımız kurumda aynı şekilde hem açık kalp cerrahisini hem de damar ameliyatlarını bu şekilde yaparak pratiğe devam ediyoruz" diye konuştu.</p>

<p><strong>“MİNİMAL İNVAZİV KALBİ DURDURMADAN (ÇALIŞAN KALPTE) YAPILABİLMEKTEDİR”</strong></p>

<p>Kalp cerrahisinin uzun yıllar boyunca klasik, büyük kesilerle başarıyla uygulandığını ve uygulanmaya devam ettiğini hatırlatan Ercan, son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar ve teknolojik gelişmelerin de katkısıyla (küçük kesiden görüş mesafesini artıran ve cerrahi yapmayı kolaylaştıran cerrahi aletlerin gelişimi) büyük kesilerle yapılan ameliyatlar artık yerini giderek daha küçük kesilerle yapılan hatta hiç kesi olmadan yapılan ameliyatlara bıraktığını söyledi.</p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/Q7GhSATnvWE" width="640"></iframe></p>

<p>https://youtu.be/Q7GhSATnvWE</p>

<p>Göğüs kemiğinin (iman tahtası) kesilmesine ihtiyaç duyulmadan uygulanan minimal invaziv kalp ameliyatlarının hastalar için oldukça avantajlı uygulamalar olduğunu vurgulayan Ercan, “Klasik büyük kesi ile yapılan ameliyatlarla kıyaslandığında göğüs kemiğinin üzerinde ya da alt bölgesinde, koltuk veya meme altından açılan küçük kesiler kozmetik avantaj sağlamaktadır. Aynı zamanda büyük kesilerde oluşabilecek büyük skar dokusu (yara iyileşirken kalan iz) riski azaltılmış olur. Kozmetik avantajların yanı sıra iyileşme süreci oldukça hızlı ve konforludur. Ameliyat sonrası hasta yardım almadan, rahatça tek başına yataktan kalkabilir, kendisi yatabilir ve rahatça öksürebilir. Yaşlı, kemik erimesi olan ve obez hastalarda korkulan göğüs kemiğinin açılma riski, kemik kesilmediği için bu teknikte yoktur. Minimal invaziv kalp ameliyatlarında enfeksiyon riski düşüktür. Hasta bu uygulamadan kısa bir süre sonra ayağa kalkabilmektedir ve daha az ağrı yaşamaktadır. Göğüs kemiği önden açılan hastalar gibi uzun süre sırtüstü yatmak zorunda kalmazlar. Açık kalp ameliyatlarından sonra yaygın olan kan ihtiyacı, doku zedelenmesi minimal düzeyde kaldığı için bu tür ameliyatlarda daha azdır. Küçük kesi ile kalp ameliyatları sonrasında yoğun bakımda ve hastanede kalma süresi daha kısa sürmektedir. Bu uygulama sonrasında genellikle 3 ila 4 gün hastanede yatılması yeterli olmaktadır. Minimal invaziv kalp ameliyatları sonrasında hastaların günlük işlerine tekrar dönebilme, araç kullanabilme ve cinsel yaşamlarını sürdürebilme olanakları bulunmaktadır. Ameliyattan sonra hastalar günlük hayata daha kolay ve hızlı dönebilirler.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Aug 2023 11:14:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/08/kapali-kalp-ameliyati-hasta-icin-daha-konforlu-1692346446.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yanlış kullanılan lensler körlüğe sebep olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yanlis-kullanilan-lensler-korluge-sebep-olabilir-41459</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yanlis-kullanilan-lensler-korluge-sebep-olabilir-41459</guid>
                <description><![CDATA[Teknoloji çağında olduğumuz bu zamanda göz rahatsızlıkları maalesef gün geçtikçe artıyor. Dikkat edilmediği takdirde yanlış lens kullanımıyla gözlerimize ciddi derecede zarar verebiliriz. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Erdinç Usta, yanlış lens kullanımının körlüğe sebep olabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Teknoloji çağında olduğumuz bu zamanda göz rahatsızlıkları maalesef gün geçtikçe artıyor. Dikkat edilmediği takdirde yanlış lens kullanımıyla gözlerimize ciddi derecede zarar verebiliriz. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Erdinç Usta, yanlış lens kullanımının körlüğe sebep olabileceğini söyledi.</p><p><strong>Reyhan ÖZBAKIR - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) -&nbsp; </strong>Artık hayatımızın birer parçası haline gelen teknolojik aletlerin, hayatımızı kolaylaştırmalarının yanında sağlığımıza olumsuz etki eden tarafları da var. Özellikle ekran karşısında sık vakit geçirmenin göz hastalıklarına sebep olduğu herkesin malumu. Bu hastalıklar da çoğu kez gözlük veya lens kullanımına başlama ile sonuçlanıyor.</p>

<p>Peki göz bozukluklarının çeşitleri neler? Doğru gözlük ve lens kullanımı nasıl olmalı?</p>

<p>Göz bozukluklarının çeşitlerinden bahseden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Erdinç Usta, temel olarak 3 göz bozukluğu var; miyop, hipermetrop, astigmat ve bunların yanı sıra 4. bir göz bozukluğu olan ve 45’li yaşlarda ortaya çıkan presbiyopi (yakını görme bozukluğu) yani toplamda 4 göz bozukluğu olduğunu söyledi.</p>

<p>"Hipermetropi yeni doğan çocuklarda başlayan yani ilk doğuş anında mevcut olan bir bozukluktur" diyen Op. Dr. Usta, "Zamanla bir miktar küçülür fakat yeterince küçülmezse ömür boyu gözlük kullanmaya gerek duyulur. Miyop dediğimiz bozukluk ise bazen doğuştan da olabilir ancak daha çok 7-8 yaşlarında gözün büyümesi ile ortaya çıkan bir bozukluktur. Uzağı görmede sorun teşkil eder ve zamanla ilerler. Bu hastaların avantajı yakını iyi derecede görebilmeleridir. Miyop olan bir insan uzağı göremez ama yakını olması gerekenden daha iyi görebilir.&nbsp; Astigmat dediğimiz bozukluk ise kaba bir noktanın çizgi gibi görünme hastalığıdır. Işıkların dağılması, gece görmede azalma şeklinde kendini belli eder. Hipermetropla beraber olabilmektedir. Bir kişide tek bir görme bozukluğu olacak diye bir durum da yoktur. Hipermetrop ve astigmat bir arada olabilir ya da miyopla astigmat bir arada olabilir ve karışık bir göz bozukluğu şeklinde seyredebilir. Presbiyopi ise 45 yaşları civarında genelde ortaya çıkar, 43 yaşlarında da gözlük kullanmayı da gerektirebilir ama bazen de 50 yaşına kadar gözlük kullanmadan bazı insanlar idare edebilir. Gözün yaşlanması ile ortaya çıkan bir hastalıktır" diye konuştu.</p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/ybScozy6Bl4" width="640"></iframe></p>

<p>https://youtu.be/ybScozy6Bl4</p>

<p><strong>“YANLIŞ BİR ŞEKİLDE KULLANILAN LENSLER KÖRLÜĞE SEBEP OLABİLİR”</strong></p>

<p>Özellikle geceleri lensle uyumanın zamanla körlük yapabileceğinin altını çizen Op. Dr. Erdinç Usta, her yöntemin kendi içinde avantajları ve dezavantajları olduğunu kaydetti.</p>

<p>Lens kullanımında özellikle dikkat edilmesi gerekenleri de sıralayn Op. Dr. Usta, "Günümüzde lens kullanımı yaygınlaştıkça lensin kötü kullanımı da yaygınlaşıyor. Bizim önerimiz şu: Her lensin bir özelliği vardır. Mesela günlük lensleri gece yatarken mutlaka çıkarmamız gerekmektedir ve tek kullanımlık olduğu için tekrar kullanılamaz. Aynı zamanda 15 günlük ve 3 aylık lensler de mevcuttur. Bunlarda da dikkat etmemiz gereken unsur gece yatmadan önce mutlaka çıkarmaktır. Aksi takdirde hiç çıkarılmazsa gözlerimize zarar verir ve bu, körlüğe bile sebep olabilmektedir" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Aug 2023 11:21:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/08/yanlis-kullanilan-lensler-korluge-sebep-olabilir-1691742078.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dondurmayı tüketirken dikkat! Aç olmadığınızda tercih edin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/dondurmayi-tuketirken-dikkat-ac-olmadiginizda-tercih-edin-41393</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/dondurmayi-tuketirken-dikkat-ac-olmadiginizda-tercih-edin-41393</guid>
                <description><![CDATA[Zengin besin öğesi içeriğiyle diğer ağır tatlılarla kıyaslandığında dondurma hafif ve sağlıklı bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Ancak her besinde olduğu gibi dondurma tüketiminde de porsiyon kontrolünün sağlanamaması; kan şekerinin yükselmesi, ağırlık artışı ile bel çevresinin yağlanması gibi olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zengin besin öğesi içeriğiyle diğer ağır tatlılarla kıyaslandığında dondurma hafif ve sağlıklı bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Ancak her besinde olduğu gibi dondurma tüketiminde de porsiyon kontrolünün sağlanamaması; kan şekerinin yükselmesi, ağırlık artışı ile bel çevresinin yağlanması gibi olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Çilekli, limonlu, kavunlu, çikolatalı, kaymaklı ve daha niceleri… Dondurma, özellikle bunaltıcı yaz sıcaklarında serinlemek için en çok tercih edilen tatlılar arasında yer alıyor. İçeriğinde karbonhidrat ve proteinin yanı sıra, kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum, sodyum, demir ve çinko gibi mineraller ile A, B vitaminleri ve D, E ile K vitaminlerini belirli seviyelerde barındırıyor.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, sağlığın olumsuz etkilenmemesi için dondurmanın çeşidine, tüketim miktarına ve sıklığına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>“Diyabet sorununuz yoksa, sağlıklı vücut ağırlığındaysanız, haftada 2-3 kez 2 top dondurmayı külahsız ve sos ekletmeden tüketebilirsiniz" diyen Burcu, "Zira, külah ve ilave edilen soslar dondurmanın enerji içeriği ile karbonhidrat miktarını ekstra olarak arttırıyor. Dondurma içerdiği potasyum, fosfor, kalsiyum mineralleri sayesinde kalp damar sağlığının korunmasında destekleyici rol oynayabiliyor. Ancak dikkat! Porsiyon kontrolünü sağlayamadığınız taktirde, içerdiği doymuş yağ ve şeker olumsuz sağlık etkilerine neden olabiliyor. O nedenle dondurmanın faydalarını maksimum seviyede tutmak için tüketirken dikkat etmemiz gereken kuralları unutmamamız gerekiyor" diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><img height="438" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1689241970-2-1690100460-564.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>DONDURMA TÜKETİRKEN 6 KURALA DİKKAT!</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, dondurma tüketirken dikkat etmemiz gereken kuralları şöyle sıraladı: &nbsp;</p>

<ol>
 <li><strong>Çok aç olmadığınız zaman tüketin: </strong>Dondurmayı çok aç olmadığınız bir zaman diliminde tüketin. Aksi taktirde 2 top dondurma yeterli gelmeyecektir. Bu şekilde ani kan şekeri yükselmelerinin de önüne geçebilirsiniz.</li>
 <li><strong>Külah yerine kapları tercih edin: </strong>Külah yerine kapta tüketmeyi tercih ederek dondurmadan gelen kaloriyi azaltmanız sizin elinizde.</li>
 <li><strong>Sade veya meyveli olanları seçin: </strong>Üzerine eklenen soslar, meyveler ve kuruyemişler, dondurmanın kalorisini arttırabiliyor. Bu nedenle dondurmayı sade ya da meyveli olarak tercih etmeniz daha uygun olacaktır. Aksi halde hafif ve masum bir besinsel kaynak olan dondurmanın enerji içeriği çok yükselebiliyor.</li>
 <li><strong>Ambalajında buz kalıntıları varsa, dikkat: </strong>Dondurma alırken ambalajların üzerinde buz kalıntılarının olmamasına özen gösterin. Buz kalıntıları olan dondurma eriyip tekrar donmuş olabilir. Bu durum bakteriyel üremeye açık olacaktır.</li>
 <li><strong>Pastörize sütten yapılmış olmalı: </strong>Sıcak yaz günlerinde dondurmanın hijyen kurallarına uygun olarak hazırlanması oldukça önemli. Dondurmanın ham maddesi olan süt sıcak hava koşullarında hızla bozulabilen bir besindir. Bu nedenle besin zehirlenmesine karşı dondurmanın açık sütten değil, pastörize sütten yapılmış olması sağlık açısından daha uygundur. &nbsp;</li>
 <li><strong>Etiketini mutlaka okuyun: </strong>Yapımında farklı kaynaklar ve üretim teknikleri kullanıldığı için açık veya ambalajlı dondurma tüketirken güvendiğiniz markaları tercih etmeye ve etiketlerini okumaya özen gösterin.</li>
</ol>

<p><img height="495" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1689241975-6-1690100478-179.jpg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Jul 2023 01:52:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/07/dondurmayi-tuketirken-dikkat-ac-olmadiginizda-tercih-edin-1690152733.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brokoliyi çok fazla haşlamayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/brokoliyi-cok-fazla-haslamayin-41246</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/brokoliyi-cok-fazla-haslamayin-41246</guid>
                <description><![CDATA[Brokoli, kansere karşı koruyucu etkisiyle ve daha birçok yararıyla ön plana çıkan bir sebze... Ancak suyun içinde kaynatarak pişirilen brokoli özelliklerinin yitirilmesine neden oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Brokoli, kansere karşı koruyucu etkisiyle ve daha birçok yararıyla ön plana çıkan bir sebze... Ancak suyun içinde kaynatarak pişirilen brokoli özelliklerinin yitirilmesine neden oluyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Brokoli, vitamin deposu ve antioksidan olma özelliğinin yanı sıra "glukosinolatlar" denen etkili bileşenleri içerdiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu bileşiklerden özellikle ‘sülforafan’ ve ‘indol-3-karbinol’ün; kolon, prostat, rektum, mide, meme ve akciğer kanserleri vakalarında etkili olduğun klinik çalışmalarla ortaya kondu” dedi.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1685949445-asm-beslenmeuzmanitubaornek-gorseli-1685972745-336.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>BROKOLİ BAĞIRSAKTAKİ YARARLI BAKTERİLERİ BESLİYOR</strong></p>

<p>Brokolinin aynı zamanda yüksek miktarda lif içerdiği için de bağırsaklardaki yararlı bakterileri beslediğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Biliyoruz ki yararlı bakterilerin sayısının artması vücudumuz için çok kıymetli. Ayrıca brokoli filizi ve brokoli özütleri verilerek yapılan deneysel çalışmalarda da kanser değerlerinde düzelmeler gözlendi” diye konuştu.</p>

<p><strong>DOĞRU PİŞİRME ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Brokolinin faydasının görülmesi için doğru pişirmenin çok önemli olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Suyun içinde kaynatarak pişirdiğimiz brokoli tüm bu özelliklerini maalesef yitirmiş oluyor. Dolayısıyla bilimsel gözlemlere göre yapılan öneri; buharda birkaç dakikalık pişirme şekli veya çiğ tüketimidir. Çiğ şekilde elde parçalayıp 30 dakika bekledikten sonra zeytinyağı ve limon ile çok başarılı ve güçlü bir detoks hazırlanmış olur” önerisinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jun 2023 18:58:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/06/brokoliyi-cok-fazla-haslamayin-1685980689.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acillerde ’Vertigo’ şikayetleri artış gösterdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-41224</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-41224</guid>
                <description><![CDATA[6 Şubat'taki depremlerin ardından acil servislere en sık başvurulan sebeplerden biri Vertigo şikayetleri oldu. Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji bölümü hekimlerinden Uzm. Dr. İlker Bebek, yaşanan depremden sonra Vertigo şikâyetlerinin arttığını belirterek uykusuzluk ve stres bozukluklarının Vertigoyu tetiklediğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat'taki depremlerin ardından acil servislere en sık başvurulan sebeplerden biri Vertigo şikayetleri oldu. Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji bölümü hekimlerinden Uzm. Dr. İlker Bebek, yaşanan depremden sonra Vertigo şikâyetlerinin arttığını belirterek uykusuzluk ve stres bozukluklarının Vertigoyu tetiklediğini söyledi.</p><p><strong>KONYA (İGFA) - </strong>Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerin ardından deprem bölgesinde acile başvuran hastalarda psikojen ve anksiyeteye bağlı olarak Vertigo şikâyetlerinin arttığı görüldü.</p>

<p>Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji Uzm. Dr. İlker Bebek, kişilerde görülen Vertigo hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>VERTİGO GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIŞ GÖSTERDİ</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Bebek, “Depremden sonra olan psikojen ve anksiyeteye bağlı vertigo hastalarımızın sayısı oldukça arttı. Bu sebeple psikojen hastalıklara, anksiyeteye yönelik tedavileri diğer vertigo tedavilerimize ilave olarak tercih ediyoruz. Hastalar acil servislere, dururken hareket ediyormuş hissi, çevrenin dönmesi hissi ya da ayağının altından yer kayıyormuş hissi gibi hastadan hastaya değişen şikâyetlerle geliyor” dedi.</p>

<p><img height="649" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1685955577-uzm-dr-i-lker-bebek-1685956852-223.jpg" width="750" /></p>

<p>Vertigonun hayat kalitesini düşüren önemli bir sorun olarak karşımıza çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Bebek, “Dünya nüfusunun hemen hemen ’unun etkilendiği bu hastalıktan erkeklere göre kadınlar daha çok etkilenmektedir. En sık başvuru sebeplerinden olan vertigo genelde beynin kan dolaşımında bir yetersizlik olduğu durumlarda görülen baş dönmesi (Santral Vertigo) ve kulaktaki denge merkezinin etkilenmesine bağlı olarak dengenin bozulması (Periferik Vertigo) olarak ikiye ayrılır. Bunun yanında Kalp ve Damar sistemi hastalıkları, Metabolizma hastalıkları da nedenler arasındadır. İnme, Migren, Beyin tümörleri gibi beyinle ilgili nedenler yanında iyi huylu pozisyonel baş dönmesi (Benign pozisyonel Vertigo) ve iç kulaktaki aşırı basınç (Meniere) gibi nedenler arasındadır” diye konuştu.</p>

<p><strong>VERTİGOYU İLACA İHTİYAÇ DUYMADAN TEDAVİ ETMEK MÜMKÜN</strong></p>

<p>Vertigonun nedenini araştırmak ve patolojinin ortaya konması için multidisipliner bir yaklaşım ve kapsamlı tetkikler gerektirdiğini belirten Uzm. Dr. Bebek, “İyi huylu pozisyonel baş dönmesinin (Benign pozisyonel Vertigo) en sık görülen vertigo nedeni olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Bebek, “İç kulaktaki denge organından beyne sinyal taşıyan denge sinirinin iltihaplanması ile karakterize olan iç kulak enfeksiyonu (vestibüler nörit) iç kulak su basıncının artmasıyla (Meniere) kulak kaynaklı vertigo nedenleri arasındadır. Gerekli muayeneleri tamamlanan ve iyi huylu pozisyonel baş dönmesi teşhisi konan hastalara baş dönmesi için bazı manevra tedavileri yapılır ve genelde ilaç tedavisinde ihtiyaç duymadan tedavisi tamamlanmış olur” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jun 2023 18:33:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/06/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-1685979191.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obezitenin görülme sıklığı hızla artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/obezitenin-gorulme-sikligi-hizla-artiyor-41018</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/obezitenin-gorulme-sikligi-hizla-artiyor-41018</guid>
                <description><![CDATA[Kâğıthane Kızılay Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Mustafa Ünal, halk sağlığını tehdit eden bir sorun olan Obezite ile mücadelede alınacak önlemlere dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kâğıthane Kızılay Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Mustafa Ünal, halk sağlığını tehdit eden bir sorun olan Obezite ile mücadelede alınacak önlemlere dikkat çekti.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen Obezite, modern çağın en yaygın ve tehlikeli hastalığı olarak hayatımızda yer alıyor.</p>

<p>Kâğıthane Kızılay Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Mustafa Ünal, “Endüstriyel toplumlarda aşırı kiloluluk ve obezite daha sık görülür hale gelmekte ve özellikle çocuklarda artmaktadır. Fiziksel aktivitenin azalması, yüksek-yağ ve kaloriden zengin hazır gıdaların daha ulaşılabilir olması obezite gelişimini artırır. Obezite gelişmesinde ayrıca birçok faktör rol almaktadır. Bunların içinde genetik, yetersiz egzersiz, aşırı kalori alımı vardır. Bazı ilaçlarda yan etki olarak kilo alımı ile ilişkilidir. Psikososyal faktörlerde obezite gelişmesine katkıda bulunabilir” dedi.</p>

<p><strong>OBEZ ÇOCUK VE ERGENLERİN ORANI DÜNYA ÇAPINDA %4'TEN 'E ÇIKTI</strong></p>

<p>2022 yılı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün verilerine göre obezite tanısı alan bireylerin sayısı tüm dünyada 1 milyarı aşmış durumda. Uzm. Dr. Ünal, “Obezite sadece erişkinlerde değil çocuklarda ve gençlerde de hızla artmaktadır. 1975'ten 2016'ya kadar, 5-19 yaş arası aşırı kilolu veya obez çocuk ve ergenlerin oranı dünya çapında dört kattan fazla artarak %4'ten 'e çıkmıştır” dedi. Obezite tanısını koymada günümüzde kullanılan en yaygın metottun&nbsp; vücut kütle indeksi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ünal, “Obezite, beraberinde pek çok fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik sorunlar getiren kronik bir hastalıktır. Obezite, Tip&nbsp; 2 diyabetes mellitus (kandaki şeker seviyesinin normalin üzerine çıkması) , koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, beyin- damar hastalıkları, solunum güçlüğü, bazı kanser türleri, derin ven trombozu (toplardamarda meydana gelen kan pıhtısı), Mide ve ince bağırsak yolunda oluşabilecek olan ve iltihaplanmaya yol açabilen virüsler-bakteriler, yağlı karaciğer ve siroz, kolesterol yüksekliği, Yumurtalıklarda küçük ve iyi huylu çok sayıda kistin oluşumu, idrar kaçırma, lenfatik sistemdeki bozukluklar, obstrüktif uyku apnesi ve eklemlerde kireçlenme gibi hastalıklara da neden olmaktadır” dedi.</p>

<p><img height="498" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1684480542-diabet-1684657549-727.png" width="750" /></p>

<p><strong>OBEZİTENİN ŞİDDETİ ARTTIKÇA TİP 2 DİYABET GELİŞME RİSKİ DE YÜKSELİYOR</strong></p>

<p>Tip2 diyabet hastalarının %80’nin obez olması nedeniyle önemli bir risk faktörü haline gelmesine neden olduğunu belirten Uzm. Dr. Ünal, “Tip 2 diyabet gelişme riski, obezitenin şiddeti arttıkça yükselir. Obez ve diyabetiklerde hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve aterosklerotik kalp hastalığı dikkati çekecek kadar sık görülmektedir. Bunların yanı sıra ılımlı kilo vermek yeni diyabet gelişimini %30 oranında azalttığı tespit edilmiştir” dedi. Felç(inme), kalp krizleri gibi kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin gelişmiş batılı ülkelerde azalma eğilimi gösterirken gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye’de artış gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Ünal, “Toplumların beklenen yaşam süresinde görülen uzama nedeniyle yaşlı nüfusun artışı toplumda kalp damar hastalıklarının da artışını da beraberinde getirmiştir. Kalp ve damar hastalıkları açısından olumlu olan husus büyük ölçüde ‘önlenebilir’ olmalarıdır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ); kan basıncı, obezite, kolesterol ve sigara içiminin kontrolü ile kalp ve damar hastalığı görülme sıklığının yarıya indirilebileceğini bildirmektedir. Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) ölüm verileri toplam ölümlerin içinde kalp hastalıklarının payının gittikçe artma eğiliminde olduğunu göstermektedir” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 May 2023 14:49:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/05/obezitenin-gorulme-sikligi-hizla-artiyor-1684669776.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seçim dönemlerinde ’sosyal medya’ stres kaynağı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/secim-donemlerinde-sosyal-medya-stres-kaynagi-40849</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/secim-donemlerinde-sosyal-medya-stres-kaynagi-40849</guid>
                <description><![CDATA[Seçim dönemlerinde birçok farklı faktörün, insan psikolojisini olumsuz etkileyebileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, sürekli olarak karşı siyasi içeriklere maruz kalmanın kaygı ve öfke oluşturabileceğini belirterek, medya ve sosyal medya kısıtlamalarının ruhsal ve duygusal dengeyi korumaya yardımcı olabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Seçim dönemlerinde birçok farklı faktörün, insan psikolojisini olumsuz etkileyebileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, sürekli olarak karşı siyasi içeriklere maruz kalmanın kaygı ve öfke oluşturabileceğini belirterek, medya ve sosyal medya kısıtlamalarının ruhsal ve duygusal dengeyi korumaya yardımcı olabileceğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, içinde bulunduğumuz seçim döneminin insan psikolojisi üzerinde ne gibi etkilere sebep olabileceğine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Türkiye'deki siyasi seçim dönemlerinin, genellikle insanların duygusal ve psikolojik açıdan yoğun bir süreç yaşadıkları zaman dilimleri olduğunu belirterek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, “Seçimler, toplumdaki insanların politikaları, yönetici tercihleri ve ülke yönetimini göz önünde bulundurma hakkını ifade etme şansını sunar. Dolayısı ile seçim sürecinde söz sahibi olan birey, kendini ifade edebilme hakkı ile birlikte değerli hissetme duygusunu da yaşamaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>SEÇİM ÖNCESİ ‘HEYECAN VE UMUTSUZLUK’ DUYGULARI AĞIR BASIYOR</strong></p>

<p>Türkiye'deki seçimlerde, siyasi partilerin ve adayların seçim kampanyalarının oldukça yoğun olduğunu ifade eden Çekin, “Seçimlerdeki birlik&nbsp; ve beraberlik dönemleri yoğun dayanışma ve heyecan duygularını oluşturabildiği gibi insanların psikolojisini olumsuz da etkileyebilmektedir.” açıklamasında bulundu ve seçim zamanlarında ortaya çıkan üç dönemden bahsetti.</p>

<p>Çekin seçim öncesi dönemi ‘heyecan ve umutsuzluk duygularının ağır bastığı bir evre’ şeklinde tanımlayarak “Umutların yükselme potansiyeline sahip olduğu kadar, aynı zamanda kaygı ve umutsuzluk sürelerini da tetikleyebilir. Destekledikleri aday veya parti için heyecanlı olanlar, umutlarını beslerken, desteklemedikleri aday veya parti nedeniyle hayallerini sürdüremeyen ve umutsuz olan bir kesim de olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>SEÇİM DÖNEMİ STRESLİ...</strong></p>

<p>Seçim döneminin stresli bir zaman dilimi olabileceğini kaydeden Çekin, “İnsanlar, ülkenin geleceği hakkında ve seçim sonuçlarının, hayatlarını nasıl etkileyeceği konusunda endişe duyabilirler. Ayrıca, seçimlerde adayların ve partilerin kullandıkları dil, bazen kutuplaştırıcı ve agresif olabilir. Bu da stres ve kaygı hissi yaratabilir. Bununla birlikte umutsuz olan seçmen gelecek kaygısı içerisine girdiği zaman ise yoğun anksiyete yaşayabilir. Adayların ve partilerin beklentilerinin altında performans göstermesi veya seçim sonuçlarının, seçmenlerin istedikleri hedeflerden aşağıda kalması seçmenlerde ahlaki bozulmayı beraberinde getirebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>BİLİNÇLİ MEDYA KULLANIMI RUH SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Seçim dönemlerinin, politikacıların tartışmaları, vaatlerini içeren kampanya süreçleri ve geleceğe yönelik belirsizlikler nedeni ile stresli bir zaman olabileceğine değinen Çekin, bu süreçte bireyin kendi ruh sağlığını koruyabilmesi adına birtakım önlemler alabileceğini söyledi.</p>

<p><img height="423" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1684232530-solin-cekin-1684301817-719.jpg" width="750" /></p>

<p>Çekin bu önlemleri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Özellikle haberleri takip etmek önemli olsa da, sürekli olarak siyasi haberlere maruz kalmak endişe ve stres seviyesini artırabilir. ‘Bilinçli medya kullanımı’ yaparak yani belli bir zaman aralığında haberleri izlemek, güvenilir bilgi edinmeye özen göstermek ve yanıltıcı veya duygusal içeriklere maruz kalmaktan kaçınmak önemli bir yere sahip. Bu tarz haber içeriklerinde daha çok farklı görüşü değerlendirmek, analiz etmek ve eleştirel düşünceyi kullanmak bilişsel esnekliğimiz açısından da faydalı olacaktır. Bu sayede birey farklı görüşlere sahip bireylerle olan ilişkilerinde daha dengeli bir ortam yaratabilir. Burada empati yapabilmek de önemli bir yer tutuyor. Böylece sağduyulu bir iletişim de gerçekleşmiş olur.”</p>

<p><strong>SOSYAL MEDYA STRES KAYNAĞI OLABİLİR</strong></p>

<p>Seçimin başlangıcında hızlı ve geniş bir bilgi koruması sağlasa da sosyal medyanın, aynı zamanda stres kaynağı olabileceğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Sürekli olarak karşı siyasi içeriklere maruz kalmak, kaygı ve öfkeye neden olabilir. Medya ve sosyal medya kısıtlamaları, ruhsal ve duygusal dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Ayrıca kişinin kendine ayırdığı vaktin kaliteli bir düzende artması da ruh sağlığının korunması açısından önemlidir. Spor yapmak, doğa yürüyüşüne çıkmak, hobilerle uğraşmak gibi aktiviteler bu açıdan kişiyi destekleyecektir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 May 2023 01:40:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/05/secim-donemlerinde-sosyal-medya-stres-kaynagi-1684363255.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kekemeliğin sebebi henüz anlaşılamadı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kekemeligin-sebebi-henuz-anlasilamadi-40827</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kekemeligin-sebebi-henuz-anlasilamadi-40827</guid>
                <description><![CDATA[Holistik Yaşam Koçu ve Psikolojik Danışma Uzmanı Kübra Demirbağ, Kekemeliğin sebebi tam olarak anlaşılamadığını ifade ederken, “ Sorunun kalıcı olmaması için tıbbi destek almalılar” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Holistik Yaşam Koçu ve Psikolojik Danışma Uzmanı Kübra Demirbağ, Kekemeliğin sebebi tam olarak anlaşılamadığını ifade ederken, “ Sorunun kalıcı olmaması için tıbbi destek almalılar” diye konuştu.</p><p>BURSA (İGFA) - Holistik Yaşam Koçu ve Psikolojik Danışma Uzmanı Kübra Demirbağ, konuşma bozuklukları ve nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kekemeliğin, konuşma esnasında kelimeler arasında duraksamalar, hecelerin uzatılması ve tekrarlanması ile ortaya çıkan konuşma akışında meydana gelen bir bozukluk olduğunu vurgulayan Demirbağ, “Kekemeler ne söyleyeceklerini bilirler ancak bunu eyleme dökmekte zorlanırlar. Genelde cümlelerini tamamlayamazlar. İleri dönemlerde konuşmak için çabalama esnasında değişik vücut hareketleri de bu soruna eklenebilir. Bu sorun 2-5 yaş arasında ortaya çıkar” dedi.</p>

<p><strong>TIBBİ DESTEK ALINMALI</strong></p>

<p>Kekemeliğin çocukta kendiliğinden düzelebildiği gibi ileri yaşlara kadar da devam edebileceğini aktaran Kübra Demirbağ, “Kekemeliğin sebebi tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Ancak muhtemel sebepler arasında konuşma kaslarında ve dilde gelişim bozukluğu, psikolojik sorunlar, konuşma kaslarında uyum bozukluğu, nefes problemleri, çocuğun yaşadığı psikolojik travmalar ve genetik yapı sorumlu tutulmaktadır.&nbsp; Kekeleyen çocuklardaki sorununun kalıcı olmaması ve ileride psikolojik yapılarının bozulmaması için vakit geçirmeden tıbbi destek almalıdırlar. Bu destek yaşam koçu, psikolog yada psikiyatri uzmanı tarafından yapılabilir” diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 May 2023 15:31:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/05/kekemeligin-sebebi-henuz-anlasilamadi-1684240278.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşı karşıtlığı yüzünden hastalar hayatını kaybediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asi-karsitligi-yuzunden-hastalar-hayatini-kaybediyor-40660</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asi-karsitligi-yuzunden-hastalar-hayatini-kaybediyor-40660</guid>
                <description><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Sendikası, her bir çocuğun aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunması ve toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla 24-30 Nisan tarihleri arasında kutlanan Dünya Aşı Haftası ile ilgili açıklamada bulundu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası, her bir çocuğun aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunması ve toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla 24-30 Nisan tarihleri arasında kutlanan Dünya Aşı Haftası ile ilgili açıklamada bulundu</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Her sene 24-30 Nisan tarihleri arasında kutlanan Dünya Aşı Haftası’nın bu yılki teması “Eksik Aşıların Tamamlanması” olarak belirlendi. Dünya Aşı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Mengücük, 24 - 30 Nisan Dünya Aşı Haftası dolayısıyla aşının önemini, aşı yapmak için yıllarca emek veren aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının kıymetlerini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Yüz yıllardır toplumu bir savaştan daha çok öldürebilen salgın hastalıklara karşın aşıların bulunması ile toplumun sağlığa, sekelsiz sağlıklı bir yaşama ulaşmasını çok açık ve net olarak görüyoruz.” diye konuştu.</p>

<p><img height="668" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uz-dr-derya-mengucuk-2-1682501700-379.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>“AŞI KARŞITLIĞI İLE BİLİMDEN UZAK ÜRÜNLERİN SATIŞI YAPILIYOR”</strong></p>

<p>Dr. Derya Mengücük, aşı karşıtlığı ile bilimden uzak ürünlerin satışının yapıldığını söyledi. Mengücük açıklamasında, “Toplumun her kesimini ilgilendiren böylesi önemli bir konuyu siyasi figür haline getirenlerle beraber aşı karşıtlığı üzerinden kazanç elde edenlerin de sayısının oldukça arttığını gözlemliyoruz. Aşı karşıtlığı üzerinden bilimden uzak ürünlerin satışı ile kirli menfaat ağları pazarlanıyor. Bir taraftan da cahilliğin verdiği dayanılmaz hafiflik ile toplum önünde kişisel egolarını şişirme ve rant sağlamanın yollarını zorluyorlar.&nbsp; Aynı iddiaları sürekli tekrar ederek ispatı mümkün olmayan dayanaksız, asılsız fikirlerle sosyal medya üzerinden reyting sağlamak için insanları yanıltan hazır gündemlere neden oluyorlar.&nbsp; Peki tüm bu sanal, dayanaksız aşı karşıtı söylemlerin feci sonuçları olabilir mi?&nbsp; Ne yazık ki “evet” dedi.</p>

<p>Dr. Derya Mengücük, aşı karşıtlığının sonucunun insanların hayatını kaybetmelerine neden olduğunu belirterek, “Yanlış ve yanıltan karşıtlık, yeniden kızamıktan ölen, çocuk felcinden engelli kalan çocuklar, menenjitten uzvu kesilmek zorunda kalan insanlara sebep olabilir. Diyabet, kalp hastalığı nedeniyle viral bir enfeksiyon sonucu zatürre olup yoğun bakıma yatanlar, korunabileceği halde hayatını kaybedenler olabilir. Aşılara karşı söylemler ispatı olmadığı gibi yalan ve yanlış iken olası bu sonuçlar maalesef gerçektir. Bütün bu sanal yalanları yayanların, rant elde edenlerin, siyasi kazanım peşinde koşanların umurunda değildir bu durum. Ama biz aile hekimleri aile sağlığı çalışanları aşıyı, aşılarla korunmayı, toplum sağlığını çok önemsiyoruz ve önemsemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Apr 2023 17:39:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/04/asi-karsitligi-yuzunden-hastalar-hayatini-kaybediyor-1682519988.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>”Kanserde Hüceresel Tedaviler”e önemli hibe</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kanserde-huceresel-tedavilere-onemli-hibe-40655</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kanserde-huceresel-tedavilere-onemli-hibe-40655</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ)  Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı ve Erasmus Kurum Koordinatörlüğünce Türkiye Ulusal Ajansı’na sunulan “Hücresel İmmünoterapi” Erasmus+  projesi yıllık 100 bin Euro hibe bütçesiyle desteklenmeye değer bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ)  Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı ve Erasmus Kurum Koordinatörlüğünce Türkiye Ulusal Ajansı’na sunulan “Hücresel İmmünoterapi” Erasmus+  projesi yıllık 100 bin Euro hibe bütçesiyle desteklenmeye değer bulundu.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) -</strong>&nbsp; 23 başvuru arasından kabul edilen ilk 4 proje arasına girmeyi başaran proje kapsamında “Genetik Hastalıklar ve Kanserde Hücresel Tedaviler” başlığında beş yıl boyunca yapılacak araştırmalar ile sağlık alanında oldukça önemli sonuçlar elde edilmesi öngörüldüğü kaydedildi.</p>

<p>İKÇÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı Başkanı, Hücre, Doku, Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Pirim, Erasmus Kurum Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin Bakay, Öğr. Koray Çelik,&nbsp; anabilim dalı öğretim üyelerinin koordinatör olarak yer aldığı Erasmus+ Konsorsiyumu projesine; Ege Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve Kars Kafkas Üniversitesinden araştırmacılar da katkı sunacak.</p>

<p><strong>ÇALIŞMALARI YAKINDAN TAKİP EDECEĞİZ</strong></p>

<p>Proje ile ilgili bilgi veren İKÇÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Pirim, olumlu etkileriyle daha çok uygulanmaya başlayan bağışıklık sistemini harekete geçiren İmmünoterapi ve kanserde hücresel tedaviler başlıklarıyla Avrupa’daki araştırma merkezlerinde çalışmalar yürüteceklerini kaydetti. Prof. Dr. Pirim, “Proje kapsamında İKÇÜ ve konsorsiyum ortağı diğer kurumlarımızın Tıbbi Biyoloji ve Genetik ABD başta olmak üzere sağlık alanından yüzlerce öğrencimiz, öğrenim ve staj yapmak üzere; öğretim üyelerimiz ise ders verme ve eğitim alma amacıyla Avrupa ve Avrupa dışı ülkelerdeki üniversite ve araştırma merkezlerine gitme imkanı bulacak” dedi. &nbsp;</p>

<p><strong>PROJELERİN SOMUT ÇIKTIYA DÖNÜŞMESİ ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Tıbbi Biyoloji ve Genetik anabilim dalı olarak birçok nitelikli ve yenilikçi araştırma yürüttüklerini aktaran Prof. Dr. Pirim hâlihazırda sağlık alanında&nbsp; uluslararası birçok saygın kurum ile iş birliklerinin devam ettiğinin altını çizdi. Gelinen noktada elde edilen proje kabullerinde Erasmus Kurum Koordinatörlüğünün sağladığı teknik desteğin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Pirim, “Erasmus Kurum Koordinatörlüğünün sağladığı teknik destek ile son 1 yıl içinde kabul edilen 2 projemiz için 1 milyon Euro’dan fazla bütçe elde edildi. Araştırmacıların büyük emeklerle yazdıkları projelerin somut çıktıya dönüşmesi oldukça önemli. Bu desteği sağlayarak yaptığımız çalışmaların önünü açan üniversitemize, Erasmus Kurum Koordinatörlüğümüze, sağlık alanında özellikle kanser tedavisi adına gecesini gündüzüne katan projeye katkı sunan tüm araştırmacılarımıza emeği geçen tüm öğretim elemanlarına teşekkürlerimi iletiyorum” diye konuştu.</p>

<p><strong>PROJE EKOSİSTEMİNİN YAYGINLAŞMASI ADINA</strong></p>

<p>Türkiye Ulusal Ajansı tarafından yıllık 100 bin Euro gibi ciddi bir destek gelmesinin önemli bir çıktı olduğunu aktaran Erasmus Kurum Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin Bakay da projelerin yazılması kadar teknik analizlerinin de dikkatle ortaya konmasının önemli olduğunu belirtti.&nbsp;&nbsp; Koordinatörlük olarak Erasmus süreç yönetimi ile ilgili öğretim üyelerine yönelik birçok eğitim düzenlendiğini ifade eden Bakay, “Proje hazırlamak isteyen tüm öğretim elemanlarımız ve idari personelimiz için teknik destek alt yapısının uygun kriterlerde sağlanması adına eğitim çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Üniversitemizin ulusal ve uluslararası başarısını üst noktalara taşımak proje ekosisteminin oluşturulması ve üniversitede proje yapma kültürünün geliştirilmesi ile hız kazanır. Erasmus Kurum Koordinatörlüğü olarak çalışmalarımızın başarıyla neticelenmesi bizler için olumlu bir geri dönüş. Halen sonuçlarının açıklanmasını beklediğimiz birçok projemiz var. Temennimiz hepsinin de olumlu sonuçlanmasıdır” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Apr 2023 17:39:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/04/kanserde-huceresel-tedavilere-onemli-hibe-1682519942.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda tatlı tüketimine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bayramda-tatli-tuketimine-dikkat-40416</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bayramda-tatli-tuketimine-dikkat-40416</guid>
                <description><![CDATA[Bayramın olmazsa olmazı tatlıların tüketimi için Diyet Uzmanı Derya Eren uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayramın olmazsa olmazı tatlıların tüketimi için Diyet Uzmanı Derya Eren uyarılarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Bayramın; ikramların arttığı, şerbetli tatlıların yoğunlukta olduğu bir dönem olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “İçeriği kadar tüketilen tatlı miktarı da çok önemli. Kilo almamak ve kiloyu korumak için bayram boyunca en fazla 2 - 3 defa tatlı tüketilmeli" dedi.</p>

<p>En fazla bir kez şerbetli tatlı yarım porsiyon şeklinde tüketilebilir ve diğer tatlı seçeneklerinin sütlü tatlılardan oluşabileceğine dikkati çeken Derya Eren, "En önemli nokta ise tatlı tüketildiği gün beslenmeye de dikkat edilmeli. Tatlı tüketileceği gün, sabah kahvaltıda ekmek tüketilmemeli ve proteinli kahvaltı yapılmalı. Yumurta, peynir, zeytin veya ceviz içi ile söğüş sebze, bol mevsim yeşillikleriyle birlikte tüketilmeli" diye konuştu.</p>

<p><img height="274" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1681392827-asm-deryaeren-gorseli-1681815966-595.jpg" width="750" /></p>

<p>Ramazan döneminde uzun süren açlık, 2-3 öğün tüketimi ve öğün tüketim saatlerinin akşam, gece olması sebebiyle günlük rutin beslenmesinden çok farklı olduğunun altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Beslenme düzeninin normal günlük hayata uyarlanması için yavaş geçişler olmalı. Öğün sayısı yavaş yavaş artırılmalıdır. Önce sabah, öğle, akşam şeklinde günde 3 öğün planlanmalı. Ardından 1-2 ara öğün eklenerek günlük öğün sayısı 4-5’e çıkarılmalıdır. Öğün içerikleri ise tatlı tüketimine bağlı olarak değişmekle birlikte 3 temel ana öğün mutlaka yapılmalı” dedi.</p>

<p><strong>BAYRAMDA GÜNLÜK BESİN TÜKETİMİ PROTEİN AĞIRLIKLI OLMALI</strong></p>

<p>Yumurta ve peynir ile kahvaltı, öğle yemeklerinden biri sebze, diğeri mutlaka et, tavuk, balık ve baklagiller gibi protein kaynağı besinlerden oluşması gerektiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Ara öğün olarak mutlaka meyve tüketilmeli. Günlük 2-3 porsiyon meyve tüketimi ile vücudumuzun glikoz ihtiyacını sağlayarak, tatlı krizlerini ve isteğini azaltmış oluruz. Meyveleri kavrulmamış kuruyemişler: fındık, badem, ceviz gibi besinlerle veya süt grubuyla birlikte tüketerek kan şekerimizi de dengelemiş olur ve tokluk süremizi de uzatabiliriz. Meyveleri tek başına değil kuruyemişeler ve süt grubu besinlerle tüketmeniz daha uygun olur” açıklamasında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Apr 2023 03:50:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/04/bayramda-tatli-tuketimine-dikkat-1681865441.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sezaryen doğum bebeklerde egzamaya yol açıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sezaryen-dogum-bebeklerde-egzamaya-yol-aciyor-40366</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sezaryen-dogum-bebeklerde-egzamaya-yol-aciyor-40366</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda bebeklerde görülen egzamanın artması, dünya genelinde sezaryen doğumlarda yaşanan artışla açıklanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda bebeklerde görülen egzamanın artması, dünya genelinde sezaryen doğumlarda yaşanan artışla açıklanıyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi&nbsp;Dr. Candan İslamoğlu,&nbsp;İsveç’te doğum şekli ile atopik dermatit (egzema) ilişkisi üzerine yapılan araştırmanın sonuçlarına değinerek, “Sezaryen ile doğumda, normal yolla doğan çocuklara göre daha yüksek egzema riski olduğu ortaya çıktı” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Atopik dermatit ya da halk arasında egzema olarak bilinen hastalık hem çocuklarda hem büyüklerde yaygın olarak görülen, kronik fakat bulaşıcı olmayan bir hastalık. Cilt kuruluğu ve kaşıntı ile kendisini gösteren egzema, sürekli ilaç tedavisi gerektirdiği için yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Candan İslamoğlu&nbsp;son yıllarda bilhassa bebeklerde egzemanın artmasının dünya genelinde sezaryen doğumlarda görülen artışla açıklayan yayınlar olduğunu söylüyor. Son 10 yılda, sezaryen doğum sıklığının dünya çapında yüzde 9'dan yüzde 21'e yükseldiğini belirten İslamoğlu, “Bu konuyu araştırmak için çok sayıda çalışma yapıldı. &nbsp; Kore’de 1302 hasta üzerinde yapılan araştırma, Ekvador’da 400 hastayı inceleyen araştırma başta olmak üzere birçok çalışma bu hipotezi destekledi. Son olarak İsveç’te gerçekleştirilen sezaryen ve atopik dermatit (egzema) arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırma ile doğum şekli ve egzema arasındaki ilişki daha da netlik kazandı” diye konuştu.</p>

<p>“SEZARYEN DOĞUMDA RİSK FAZLA”</p>

<p>İsveç’te 5 yaşından küçük çocuklarda doğum şekli ile atopik dermatit arasındaki ilişkinin araştırılmasına yönelik yapılan çalışma kapsamında 2006-2018 yılları arasında İsveç'te doğan, &nbsp;doğum kütüğüne kayıtlı toplam 1 milyon 399 bin 406 çocuk doğum şekillerine göre 4 gruba ayrılarak 5 yaşına kadar izlendiğini söyleyen&nbsp;Dr. Candan İslamoğlu araştırma hakkında şunları anlattı:&nbsp;“Normal doğum, Normal ama aletli doğum (forseps, vakum) zorunlu sezaryen ve isteğe bağlı sezaryen olmak üzere 4 gruba ayrılarak incelenen çocuklardan ,8’i normal doğum ile, %82,2’si sezaryen ile doğmuş. Normal vajinal yolla doğan 1 milyon 150 bin 896 çocuğun yüzde 17,2'sinde ve sezaryenle doğan 248 bin 510 çocuğun yüzde 18,3'ünde egzema görüldü. Çalışmada sezaryen ile doğumda, normal yolla doğan çocuklara göre daha yüksek egzema riski olduğu ortaya çıktı.” Normal doğum ile sezaryen doğum karşılaştırıldığında normal doğumda egzema riskinin düşük bulunduğunu söyleyen İslamoğlu, buna karşılık hem acil zorunlu sezaryen ile doğan çocuklarda hem de isteğe bağlı sezaryen ile doğan çocuklarda egzema riskinin fazla çıktığının da altını çizerek, “Araştırma&nbsp;Pediatric Allergy Immunology&nbsp;dergisinin 2022 yılı Aralık sayısında yayınlandı. Bu araştırma doğum metodu konusunda anneler için bir rehber olması açısında önemli bir yere sahip. Bu noktada da normal doğumun doğum esnasında gelişebilecek hastalıklara karşı nasıl önleyici olabildiğini görebiliyoruz” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Apr 2023 03:10:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/04/sezaryen-dogum-bebeklerde-egzamaya-yol-aciyor-1681603851.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş beyazlatma kalıcı çözüm değil</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/dis-beyazlatma-kalici-cozum-degil-40352</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/dis-beyazlatma-kalici-cozum-degil-40352</guid>
                <description><![CDATA[Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan, diş beyazlatmanın kalıcı çözüm olmadığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan, diş beyazlatmanın kalıcı çözüm olmadığını söyledi.</p><p><strong>Batuhan ALKAN - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Herkes Duysun TV’de Nesrin Gülen'in hazırlayıp sunduğu "Sağlık Meydanı" programına Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan konuk oldu.</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/ds/dsc-0005-1-1681382946-299.JPG" width="750" /></p>

<p>Ağız ve Diş sağlığı hakkında bilgiler veren Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan,&nbsp; sararan dişler için beyazlatma işleminin kalıcı çözüm olmadığını vurguladı.</p>

<p>Dişlerdeki sararmalar için beyazlatma yaptırmaları önerildiğine dikkati çeken Özkan, "Ancak beyazlatmanın kalıcı bir çözüm olmadığı bir gerçek. Sigara kullanımına devam edildiği takdirde aynı sorunların tekrar ortaya çıkabilir. Kalıcı bir çözüm için, beyazlatmadan sonra sigarayı bırakmak veya düzenli olarak beyazlatma yaptırmak önerilir" dedi.</p>

<p><strong>DİŞ ÇEKİMİ SONRA SİGARA İÇİLMEMELİ</strong></p>

<p>Genellikle 18-20 yaş arasında çıkmaya başlayan 20 yaş dişlerinin, ağızda yeterli boşluk veya yükselik olmazsa gömülü veya yarı gömülü olarak kalabildiğini belirten Özkan, "Gömülü kaldığında, diğer dişlerle etkileşime geçerek ağrıya neden olabiliyorlar. Kontrol edilmeleri ve rahatsızlık veriyorsa çekilmeleri gereklidir." dedi.</p>

<p>Diş çekimi sonrası hastaların pıhtı oluşumunu engellemek için tükürmemeleri gerektiğinin altını çizen Özkan, sigara kullanan hastaların diş çekiminden sonra birkaç gün sigara içmemeleri, yaranın daha çabuk iyileşmesine yardımcı olabileceğini ve çekim yapılan bölgeye de yumuşak dokulu bir fırça ile diş temizliği yapılmasını önerdi.</p>

<p></p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Apr 2023 22:20:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/04/dis-beyazlatma-kalici-cozum-degil-1681413614.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış meyvelerini tüketirken dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kis-meyvelerini-tuketirken-dikkat-40209</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kis-meyvelerini-tuketirken-dikkat-40209</guid>
                <description><![CDATA[Kış mevsiminin gelmesi ile birlikte bağışıklığı güçlendirecek besinler tüketmek her zamankinden fazla önem taşıyor. Ancak tüketilecek miktara dikkat etmek de önemli. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsiminin gelmesi ile birlikte bağışıklığı güçlendirecek besinler tüketmek her zamankinden fazla önem taşıyor. Ancak tüketilecek miktara dikkat etmek de önemli. </p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, mevsiminde tüketilecek vitamin ve mineral deposu meyveler bağışıklık sistemini desteklemeye katkıda bulunuyor.</p>

<p>"Her gün mutlaka 2-3 porsiyon mevsim meyvesi tüketmek gerekir" diyen Diyet Uzmanı Akkülah, "1 porsiyon meyve yaklaşık 150 grama eşit olurken, küçük taneli ve doğranmış meyveler için bu ölçü 1 küçük kase; büyük meyveler için yumruk büyüklüğünde 1 adettir” dedi.</p>

<p>Meyvelerin lifinden faydalanmak için mutlaka&nbsp;çiğnenerek&nbsp;tüketilmesi gerektiğini söyleyen Aybala Akkülah, “Taze sıkma meyve sularında&nbsp;ise&nbsp;meyve posasından yararlanılamayıp 1 porsiyon ölçüsünden daha fazla meyve kullanıldığı için glisemik indeksi yüksektir. Aynı zamanda taze sıkılmış meyve suları bekletildiğinde birçok vitamin kaybı da gerçekleşir” uyarısında bulundu.</p>

<p><img height="456" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1673850958-aybala-akk-lah-1673852503-398.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>PEKİ KIŞ MEYVELERİNDE İDEAL ÖLÇÜ NE OLMALI? </strong></p>

<p>İşte Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, kış meyvelerini tüketirken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>NAR</strong></p>

<p>Vitamin, mineral ve lif içeriği zengin olan nar, bağışıklık sistemini güçlendirmesinden kalbe, sindirimden göz sağlığına dek birçok fayda sağlıyor. Narın faydalarını artırmak için çekirdekleriyle beraber tüketilmesi gerektiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah şöyle konuşuyor: “Ortalama bir nar 280 gram olup 1 su bardağına denk gelir ve 235 kcal enerji içerir. Şeker oranının yüksek olması nedeni ile diyabet hastalarının bu meyveyi kontrollü bir şekilde yaklaşık 1 çay bardağını aşmadan tüketmeleri gerekir. Ayrıca özellikle kan sulandırıcı bazı ilaçlarla etkileşime girebildiği için dikkatli olunmalıdır. Yüksek riskli gebelikte de ilk üç ayda rahim kasılmalarına yol açabileceğinden doktora danışmak gerekir.”</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1673850955-2-1673852356-4.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>AYVA</strong></p>

<p>Grip ve soğuk algınlığı gibi mevsimsel hastalıklara karşı&nbsp;bağışıklığı güçlendiren, zengin potasyum içeriğiyle kan basıncını (tansiyonu) düşürmede etkili olan ayva tam bir vitamin ve mineral deposu. Beslenme ve&nbsp;Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 1 porsiyon ayvanın günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 25’ini karşıladığını belirterek “Ancak ayvanın büyüklüğüne dikkat etmek gerekir. 1 porsiyon ayva, büyük boy bir ayvanın yaklaşık yarısı kadardır. 100 gram ayva yaklaşık olarak 52-55 kcal enerji, 1,7 gram posa içerir. Glisemik indeksi düşük olduğundan kan şekerini çok hızlı yükseltmez. Bu nedenle insülin direnci ve diyabeti olanlar ile zayıflama diyeti yapanların rahatlıkla tüketebileceği bir meyvedir” diyor.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1673850955-3-1673852375-335.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>KİVİ</strong></p>

<p>100 gram kivinin günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini karşıladığını biliyor muydunuz? Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, C vitamininin yanı sıra zengin lifi ve antioksidan içeriği ile öne çıkan kivinin, hücreleri koruduğunu belirterek “Kivi hem çözünmez hem de çözünür lif içeriğine sahiptir. Çözünmeyen lif bağırsak hareketlerini düzenlemeye, çözünür lif ise kan şekerinin düzenlenmesine ve kalp sağlığına fayda sağlar” diyor. Buna karşın kivinin birçok alerjen içermesi nedeniyle, özellikle çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabildiğini söyleyen Aybala Akkülah, yüksek potasyum nedeniyle böbrek hastalarının da dikkatli tüketmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><img height="564" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1673850956-4-1673852385-722.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>MANDALİNA</strong></p>

<p>Kış aylarının zengin C vitamini içeriğiyle vazgeçilmezi olan mandalina, kalsiyum, magnezyum, çinko, potasyum gibi insan sağlığı için önemli olan mineralleri de bünyesinde barındırıyor. Bağışıklığı güçlendiren, eklem ve göz sağlığını destekleyen mandalina, kalpten kansere, gözden cilt sağlığına dek birçok fayda sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 150 gram mandalinanın 75 kcal enerji ve 3 gram lif içerdiğini, lifli yapısı sayesinde bağırsak sağlığının iyileşmesine katkıda bulunduğunu belirterek “Asit içeriği ise mide rahatsızlığı olanlarda mideyi rahatsız edebilirken, çekirdeklerinin tüketilmesi apandisitte sorunlara yol açabilir. Bu nedenle tüketiminde aşırıya kaçmamak gerekir” diyor.</p>

<p><strong>ELMA</strong></p>

<p>Kış mevsiminin öne çıkan meyvelerinden elmanın; içerdiği vitaminler, mineraller ve zengin lif yapısıyla tam bir sağlık deposu olduğunu, kalpten astıma, diyabetin önlenmesinden kilo yönetimine dek birçok faydası bulunduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah şöyle konuşuyor: “Elma diyabetin önlenmesi için önemli olan insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olurken, içerdiği çözünür lif olan pektin sayesinde yağın bağırsaklardan geri emilimini azaltarak kötü kolesterolü düşürmeye de katkı sağlar. Bir porsiyona denk gelen 1 küçük boy elma yaklaşık 100 gramdır ve 52 kcal enerji içerir. Elmanın faydalarından ve lif içeriğinden en iyi şekilde yararlanmak için suyu sıkılarak değil, çiğnenerek tüketilmelidir.”</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1673850957-6-1673852394-916.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>GREYFURT</strong></p>

<p>Ekşi ve acımsı tadı nedeniyle mandalina ve portakal kadar tercih edilmese de diğer turunçgiller gibi C vitamini deposu ve iyi bir lif kaynağı olan greyfurt, tokluk süresini uzatmaya, kötü huylu kolesterolü düşürmeye ve antioksidan içeriğiyle kanser gibi hastalıkları önlemeye yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 1 orta boy greyfurtun, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 50’sini karşıladığını belirterek “Buna karşın greyfurt suyu içmek, posa içeriğini azaltır ve kan şekerini daha hızlı yükseltir. Asitli yapısıyla mide şikayetlerini artırabildiği, ayrıca yüksek besin-ilaç etkileşimine yol açabildiği için kolesterol, kan sulandırıcı, antidepresan gibi ilaç gruplarını kullananlar da dikkatli tüketmelidir” diyor. &nbsp;</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1673850957-7-1673852406-344.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>PORTAKAL</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, zengin C vitamini içeriğiyle vücut direncini artıran portakalın; kalp ve damar sağlığını korumaya, tansiyonu düzenlemeye, iltihabı önlemeye, kansızlığa karşı demirin emilimini kolaylaştırmaya, gözleri kuvvetlendirmeye ve kolajen üretimine yardım ederek cildi korumaya dek bir çok fayda sağladığını vurguluyor.&nbsp;Yaklaşık 130 gram 1 orta boy portakal 1 porsiyona denk gelirken, 200 ml’lik bir bardak portakal suyunun, 1 adet portakalın yaklaşık iki katı kaloriye ve iki katı şeker içeriğine sahip olduğunu belirten Aybala Akkülah “Portakal suyunun lif içeriği de çok düşük olduğundan dilimleyerek yenilmelidir. Asit içeriğinden dolayı reflü hastaları dikkatli tüketmelidir” uyarısında bulunuyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Jan 2023 15:14:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/01/kis-meyvelerini-tuketirken-dikkat-1673871281.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞİRİN DEMOTOLOG İLE GÜZELLİK SIRLARI!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sirin-demotolog-ile-guzellik-sirlari-40202</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sirin-demotolog-ile-guzellik-sirlari-40202</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Başlıkta da belirttiğimiz gibi adı gibi şirin olan Malatyalı Uzman Dermotolog Şirin Çelik ile güzel ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Halk dilinde amiyane bir tabir ile kullanılan “Yap bana bir güzellik” söyleminden yola çıkarak uzman doktorumuzdan güzelliğe ilişkin önemli ve detaylı sırları sizler için derledik. Americano kahvelerimizi alıp başlıyoruz.<br />
Dermotoloji ve güzellik arasında nasıl bir bağlantı söz konusu?<br />
Dermotoloji cilt hastalıklarına bakan tıp ana bilim dalını aslında ifade ediyor. Cildimiz bizim bedenimizi kaplayan en büyük yegane organımız. Güzellik de cildimiz ve cilt dokumuzla dışarıya yansıtılır. Sonra biz yaşlandıkça insanlar, organlarımızın yaşlanmasıyla bizim yaşlandığımızı algılamıyor. Cildimizin yaşlanmasıyla bizim yaşlandığımızı anlıyorlar. Bunun için cildimizdeki deformasyonları ve yaşlanma etkilerini bizler dermokozmetik işlemlerle düzelterek cildi eski kalite ve formuna kavuşturuyoruz. Şöyle bir deyim vardır ya “ En değerli giysimiz cildimiz”<br />
Kadınların ve Erkeklerin en çok başvuru rahatsızlığı nedir?<br />
Dermotolojik hastalıklar açısından kadınlar ve erkekler arasında çok büyük bir fark yok. Ama yaşlara göre farklılıklar olabiliyor. Ergenlik çağında sivilceler ve akneler fazla oluyor. Yaşlılarda cilt kuruluğu, ayak ve tırnak mantarları çok oluyor. Belli yaşlardan sonra Erkeklerde saç dökülmesi bir hayli tedavi talebi doğuruyor.&nbsp;<br />
Güzellikle ilgili başvurular açısından bu işlemler her iki cinsiyet için yapabildiğimiz işlemler olduğundan herkese yapabiliyoruz. Ancak elbette genelde kadınlar daha sık başvuruyor. Dolgu uygulamaları ve botoks gibi işlemler için başvuruyorlar. Bunun arkasından leke tedavileri, gençlik aşıları, mezoterapiler, altın iğneli radyofrekans, HIFU, iple yüz asma gibi tedaviler geliyor. Erkeklerde ise genelde saç dökülmelerinde yaptığımız PRP, Kök hücre tedavisi ve saç mezoterapisi işlemleri ve de yine yaşlanmaya karşı yaptığımız botoks, dolgu, mezoterapi gibi işlemler yapıyoruz.<br />
Önümüzdeki yıllarda insanları gençleştirecek ve güzelleştirecek ne gibi yeni teknik ve trendler olacak?<br />
Zaten günümüzde de o kadar çok şey var ki; insanların kafası çok karışık. Yani biz hekimler zaten onları yönlendiriyoruz. Muayene yaptıktan sonra problemleri ve rahatsızlıkları neyse ona göre yönlendiriyoruz. Şuan da elimizde çok güzel seçenekler var. Üst yüz bölümünde kırışıklıkları azaltmak için botoks yapıyoruz, şakak bölgesinde çökükler için dolgular yapıyoruz, kaş asmak için ip askı yöntemleri yapıyoruz. Göz çevresine gençleştirici enjeksiyonlar, mezoterapiler, lazerle göz çevresi gençleştirme işlemleri, göz altındaki çökükler için dolgular yapıyoruz. Yine yüzü kaldırmak için fokuslu ultrason, 4Dlifting, iple yüz asma gibi çeşitli işlemler yapıyoruz. Dudak dolgusu yada lazerle dudak dolgunlaştırma yapabiliyoruz. Burun ameliyatı olmak istemeyenlere dolgu veya ipler ile burun şekillendirme yapabiliyoruz. Lazerle burun derisini inceltebiliyoruz. Boyun gıdı bölgesindeki yağları yağ yakıcı enjeksiyonlarla ve cihazlarla azaltabiliyoruz. Boyun bölgesini lazer veya mezoterapiler ile sıkılaştırma gibi işlemler yapıyoruz. Vucut bölgelerinde sıkılaşma talebi olduğunda altın iğneli radyofrekans, fokuslu ultrason ve diğer işlemleri yapabiliyoruz. Aslında elimizde çok çeşitli ve etkili tedavi yöntemleri var. Bu sektör çok hızlı ilerliyor, gelişiyor. Tecrübelerimize daha yeni yöntemleri ekliyoruz. Ameliyatsız işlemlerle ameliyat yönteminde elde edilene çok yakın sonuçlar alabiliyoruz. İlerde elbette ki bunların daha gelişmiş versiyonları ile karşılaşacağız.<br />
Çok gülen insanlarda göz kenarı kırışıklıkları şehir efsanesi mi? Tıbben bir izahı varmı dır?<br />
Şimdi yüzde oluşan mimiklere bağlı bir durum aslında. Örnek bir kağıdı katlayıp tekrar açtığınızda katladığınız noktada çizgi izi kalır. Cildimizde böyledir. Çok şaşırma mimiğine bağlı alında yada gülerken göz kenarında oluşan katlantılara bağlı kazayağı kırışıklıkları oluşuyor. Çok mimikle zamanla yerleşiyor ve derinleşiyor. Yaşa bağlı olmaksızın çok mimik yapmaya bağlı bu çizgiler oluşabiliyor. Çizgiler çok yerleşmeden botoks yaptıran insanlarda bu çizgilerin yerleşmesini önleyebiliriz.<br />
Cilt yaşlanmasında güneş ne kadar etkili, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?<br />
Biz dermotologların iki lafından biri ‘güneşten korunun’ oluyor. Yaşlanmayı etkileyen birkaç faktör var. En önemlisi genetiğimiz, stres, çevre kirliliği, karbonhidrat ve şekerli beslenme yaşlanmayı hızlandırıyor. Güneş ayrıca ciddi şekilde ciltte leke oluşumuna yol açıyor. Sürekli yoğun güneş altında kalan insanlarda cilt kanseri bile oluşabiliyor. Bu sebeplerden dolayı fazla güneşe maruz kalmak sağlıklı olmaz.<br />
Günlük D Vitamini ihtiyacımızı güneşte 20 dakika gibi bir sürede alabiliyoruz. Geri kalan zamanlarda güneş koruyucu kullanılmasını öneriyoruz.<br />
Bugün yapılmayan neler yapılır hale gelecek?<br />
Mesala benim beklentim saç dökülme tedavilerinin daha ileri seviyelere ulaşacağıdır. Saç ekimi yapılmadan tedavilerin yapılması muhtemel görünüyor. Tek bir uygulama ile saçı güçlendirecek ve eski haline getirecek bir yöntemin olacağını tahmin ediyorum. Gerçek anlamda yaşlanmayı geciktirecek tedavi yöntemlerinin bulunabileceğine inanıyorum. Hatta bulunmalıdır!<br />
Estetikte örnek alınan insanlar var mı?<br />
Ünlü mankenler ve popüler oyuncuları gösterip onlara benzemek isteyenler olabiliyor. Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle insanlarda şu algı gelişti. Herkes güzel ben çirkinim. Aslında böyle bir şey yok.Herkes en güzel halini ve genellikle filtreli paylaşıyor. Bu da doğal olarak kişinin kendini çirkin hissetmesine yolaçıyor. Yapılan işlemlerde bütün kadınlar birbirine benziyor hale gelebiliyor. Halbuki kişinin cilt kalitesini korumaya ve kendi doğal güzelliğini ortaya çıkarmaya yönelik işlemleri yapmayı daha çok tercih ediyorum.<br />
Cilt bakımına kaç yaşından itibaren dikkat edilmesi gerekir?<br />
Aslında ergenliğe girdikten sonra hormonal faktörlere bağlı ciltte yağlanma süreci, gözeneklerde tıkanmalar, sivilceler başlıyor. Bu dönemden itibaren cildin temizliği ve ph dengesi sağlanmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Cilt yapısına bağlı olarak kişiye uygun cilt bakımlarının ergenlik döneminden sonra başlayarak, belli aralıklarla , sürekli yapılmasında fayda vardır.<br />
Kadınları ve Erkekleri ergenlik döneminden itibaren rahatsız hatta en çok mutsuz eden şey sivilce. Sivilce ve siyah nokta sorunları engellenebir mi?<br />
Bu fizyolojik bir durum olduğundan engellemek pek mümkün değil. Engenlik dönemindeki hormonal değişimlere bağlı olarak gelişir. Ancak çeşitli önlemler alarak en aza indirmek mümkündür. Sivilcilerin şiddetine göre dermatoloğun vereceği tedavi yöntemi uygulanmalıdır. Süt ve Süt ürünleri, şekerli gıdalar sivilcelere yol açıyor. Bunlardan uzak durmak lazım. Stres ve sürekli yüze dokunmak da sivilcelerin artmasına yol açar bunlara da dikkat etmek lazım.&nbsp;<br />
&nbsp;Sivilce ergenlik döneminden farklı zamanlarda görülür mü?<br />
Sivilce bebeklerde bile görünebiliyor. Anne hormonlarının bebeğe geçmesine bağlı bir durumdur. Erişkin kadınlarda 30’lu yaşlardan sonra erişkin aknesi görülebiliyor. Erişkin aknesi çene ve boyun bölgesinde oluşuyor. Rozasea hastalığında kızarıklık ve akne görülebiliyor. İlaçlara bağlı, özellikle kortinozon kullananlarda ve B12 vitamin takviyesi kullananlarda bile akne çıkabiliyor. Spor yapanlar ve aşırı terleyenlerde vücutta akneler çıkabiliyor.<br />
&nbsp;Eczaneden alınan cilt bakım ürünleri ile büyük parfümerilerden alınan cilt bakım ürünleri arasındaki fark nedir?<br />
Kesinlikle fark var. Eczaneden alınanlar dermokozmetik oluyor. Doktorların tavsiyeleri ve Sağlık bakanlığının denetim ve onayından sonra satışa sunulabiliyor. Ama diğer yerde satılanların çoğunda böyle denetim ve resmi prosedürleri görmek pek mümkün olmuyor.<br />
&nbsp;Cilt bakım kremlerinin yaşlanmayı geciktirdiğine gerçekten inanıyor musunuz?&nbsp; Yüzümüzdeki ince çizgilerin oluşumunu engellemek sadece dışarıdan uygulanan müdahalelerle mi gerçekleşiyor?<br />
Bu sektör çok geniş. Çok güzel markalar ve ürünler var elbette. Etlili bir ürünün cilt altına nüfus etmesi gerekiyor. Uygun şartlarda, kaliteli hammadde ile hijyenik olarak üretilmesi gerekiyor. Bu şekilde etkinliğini inandığım ve önerdiğim kremler veya serumlar var . Ancak yaşlanma etkilerini azaltmak kırışıklıkları yok etmek için maalesef kremler tek başına yetmiyor. Bizim uyguladığımız dermokozmetik tedavi yöntemleri ile birlikte yürümesi daha etkili olacaktır.<br />
&nbsp;Anti-aging ürünlerin kullanımına ne zaman başlanmalıdır?<br />
Kişi kendini ne zaman yaşlanmış hissediyorsa kullanmaya başlamalıdır. 30’lu yaşlardan sonra zaten gerek görülüyor. Cildimiz her zaman neme ihtiyaç duyar. Bizim nem dediğimiz şey yüzün su dengesini sağlanmasıdır. Hücrelerin doğru çalışması için nemlendirilmeye ihtiyacı var. Nemlendirme her yaş grubunda yapılmalıdır. Cildin kolajeninin azalmaya başladığı 25-30 yaşlardan sonra da çeşitli yaşlanma karşıtı ürünler kullanılmalıdır.&nbsp;<br />
Yeri yurdu olmayan Diploması olmayanlara dikkat!<br />
Doktor olmayan, kaçak ortamlarda dolgu, botoks gibi tıbbi işlemler yapılıyor. Hatta gün gibi evlerde toplanıp kadınlar güzellik işlemleri yaptırıyor. Bunlar çok tehlikeli. Sağlığımız söz konusu. Onaylı ürün olmazsa cildimizde ciddi ve diğer organlarımızda ciddi ve tehlikeli rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Birebir aynı ama sahte ürünler piyasada bir hayli fazla. Sahte ürünler de sonrasında ciddi problemlere yol açabilir. Bedenimize be olduğunu ve nasıl üretildiğini bilmediğimiz ürünleri enjekte ettirmek istemeyiz değil mi?&nbsp;<br />
Uygulamaların da cildi ve anatomiyi bilen hekimlerin yapması gerekiyor, aksi halde çok ciddi istenmeyen durumlarla karşı karşıya kalabiliriz.<br />
Hobileriniz nedir. Sosyal Hayatınızda neler yaparsınız?<br />
Ben aslında işimi çok seviyorum. Bir çok zamanımı işime ayırıyorum. Toplantılar, konferanslara katılıyorum. Arkadaşlarımla buluşmayı ve keyifli sohbet etmeyi severim. Güzel yemekleri severim, o yüzden yeni yerler keşfetmek ve yeni lezzetler tatmak isterim. Gezmeyi çok severim. Terazi burcuyum. Terazilerin sanat yönü fazla olduğunu bilirsiniz. Müzik dinlemeyi, şarkı söylemeyi ve dans etmeyi severim. Kara kalem resim yapıyorum. Sergiler ve sanat atölyelerini ziyaret ediyorum. Şarkı söylemeyi severim. Gitar çalışmıştım bir aralar ama pek beceremedim. Konserlere gitmeye çalışıyorum. Tango yapıyordum bir aralar pandemi nedeniyle ara vermek zorunda kaldım. Dansın hayata neşe ve anlam kattığına inanıyorum.<br />
&nbsp;Dermatolog olmaya nasıl karar verdiniz?</p>

<p>Dermotolojiyi seviyordum. Ben çocukken bir cilt hastalığı geçirdim. Saç derimde bir yara çıkmıştı. Sınıf arkadaşlarım benden uzak duruyordu. Kendimi dışlanmış görüyordum. Bu durum bende iz bırakmış olacak ki beni bu alana dermatolojiye yöneltti. O günlerde geçirdiğim rahatsızlığın derin bir mantar enfeksiyonu olduğunu yıllar sonra bu mesleğe girince öğrenmiş oldum.<br />
Biraz da memleket!<br />
Liseyi bitirene kadar Malatya’da yaşadım. Üniversiteyi kazanınca Hacettepe Üniversitesine Ankara’ya gittim. Sonra branşım ile ilgili uzmanlığımı İstanbul Bezmi Alem Üniversitesinde yaptım. Sonrasında hep İstanbul’da kaldım.<br />
İstanbul’da yaşasam da hala Malatya ile aramda bağ olsun, hemşehrilerimle iletişimde olmak istiyorum. Bu sebeple Malatya iş insanları derneğine (MİAD) üye oldum. STK’lara üye olmak onlarla sohbet etmeyi, istişarelerde bulunmayı severim. Hemşehrilerimle bilgi paylaşmaya, konferans, seminer olursa seve seve katkı sunmaya hazırım.&nbsp;<br />
Bayramlarda illaki memlekete giderim ailemi ziyaret etmeye. Malatya usulü içli köfte, sadece biz Malatyalıların bildiği meşhur kiraz yaprağı sarmamızı ve sacda yapılan otlu peynirli katmeri çok severim.<br />
Sosyal Medya size neler katıyor?<br />
Eskiden gazete, radyo ve televizyonlar vardı. Ama şimdi kimseye bağlı olmadan sosyal medyada kendi kendinizi ifade edebiliyorsunuz. Yorumlara bakıyor insanlar. Ne tarz işler yaptığınıza bakıyorlar. Sizi samimi ve yakın bulanlar veya İşinizi beğenen ve merak edenler gelebiliyor. İşimi iyi yaptığıma inanıyorum, Malatyalı olmaktan kaynaklanan samimi duruşumu da sosyal medyaya yansıttığım zaman insanlar hekim olarak beni tercih etmek isteyebiliyor mesela. Sosyal medyayı kullanmayı seviyorum. Bu anlamda zaten profesyonel destek alıyoruz.<br />
Sosyal medyadan bizi takip edenler bizi önceden tanıma fırsatı buluyor ve ziyarete geldiğinde aileden birinin yanına gelmiş gibi hissediyorlar. Bu durum bize de işinizi yaparken daha keyifle yapma fırsatı veriyor.<br />
Yoğun iş hayatınızda bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Saç konusuna da ayrı bir parantez açmak için ilerleyen süreçte tekrar sizi ziyaret etmek isteriz. Çok teşekkür ederiz.<br />
&nbsp;<br />
Ben teşekkür ederim. Tüm Malatyalı ‘Güzel hemşehrilerime’ kucak dolusu sevgiler saygılar sunuyor, mutlu yıllar diliyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Jan 2023 15:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/01/sirin-demotolog-ile-guzellik-sirlari-1673871134.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanserinde erken tanı tedavide önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/akciger-kanserinde-erken-tani-tedavide-onemli-40201</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/akciger-kanserinde-erken-tani-tedavide-onemli-40201</guid>
                <description><![CDATA[Onkoloji uzmanları, sigara içenlerin akciğer kanserinde erken tanı için yılda bir tomografi çektirmesi gerektiğini ve erken tanının tedavide başarıyı da beraberinde getirdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Onkoloji uzmanları, sigara içenlerin akciğer kanserinde erken tanı için yılda bir tomografi çektirmesi gerektiğini ve erken tanının tedavide başarıyı da beraberinde getirdiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Amerikan Akciğer Birliği, akciğer kanseri hastalarının 5 yıllık ortalama sağ kalımının yüzde 18.6 olduğunu rapor etti.</p>

<p>Hastaların genel olarak yüzde 16’sında akciğer kanserinin erken yakalandığına ve akciğer kanserine yakalanan hastaların yarıdan fazlasının da tanı konduktan sonraki bir yıl içinde hayatını kaybettiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Pek çok kanserin erken tanısı için tarama amaçlı yapılan tetkiklerin bir faydası gösterilememişse de akciğer kanseri taramalarının faydasını sorgulayan bir çalışmanın 20 yıllık sonuçları geçtiğimiz günlerde rapor edildi” diye konuştu.</p>

<p>Bu sonuçlara göre yılda bir düşük doz akciğer tomografisi çekilmesi ile akciğer kanserinde uzun dönemli sağ kalım oranlarının yüzde 80’e kadar yükselebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Serdar Turhal, “Bu çalışma New York Mount Sinai Hastanesi’nden Dr. Henschke tarafından rapor edildi” dedi.<br />
&nbsp;<br />
<strong>ERKEN TANI İLE 20 YILLIK SAĞ KALIM ORANI YÜZDE 80</strong></p>

<p>Gerçekleştirilen bu çalışmada Uluslararası Erken Akciğer Kanseri Aksiyon Programı’na katılan 87.416 hastanın sağ kalım durumunun gözden geçirildiğini belirten Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Bu hastalardan 1.285 katılımcının kanseri tarama sonucu saptandı ve yüzde 83’ünde akciğer kanseri birinci evrede idi. Bu hastaların 20 yıllık sağ kalım oranları da yüzde 80 idi. Özet olarak bu çalışmada tomografi ile akciğer kanseri taraması önerilen hasta grubu, ki bu hastalar 50-80 yaş arası ve 20 paket/yıl sigara öyküsü olan ve son 15 yıla kadar sigara içen kişilerdir, akciğer kanserinin büyük oranda birinci evrede yakalandığı ve bu hastaların yüksek oranda sağ kaldıkları gösterilmiş oldu” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Jan 2023 20:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2023/01/akciger-kanserinde-erken-tani-tedavide-onemli-1673629378.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan ’isyan’ paylaşımı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bakan-kocadan-isyan-paylasimi-40126</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bakan-kocadan-isyan-paylasimi-40126</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 112 Acil'in gümrük kaçağı bir cep telefonuyla ayda tam 22 bin 217 defa aranmasına isyan ederek, tepki gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 112 Acil'in gümrük kaçağı bir cep telefonuyla ayda tam 22 bin 217 defa aranmasına isyan ederek, tepki gösterdi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) -</strong> Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, alınan ama gidilmeyen randevular ile 112 Acil'in binlerce kez aranarak meşgul edilmesi olayında az çok benzerlik olduğunu belirterek, duruma tepki gösterdi.</p>

<p>Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "112 Acil Çağrı Merkezimiz gümrük kaçağı bir cep telefonuyla bir ayda tam 22.217 defa arandı. Sizce, sistemi meşgul eden bu çağrılarla, alınan ama iptal edilmeden gidilmeyen randevular arasında az çok benzerlik var mı? Sağlık sistemimizin kapasitesi biraz da bize bağlıdır" ifadelerine yer verdi.</p>

<p><figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1608425503253499904
</div></figure></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Dec 2022 00:56:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2022/12/bakan-kocadan-isyan-paylasimi-1672351013.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YEŞİLYURT KENT KONSEYİ İLE KIZILAY İŞBİRLİĞİYLE KAN BAĞIŞI KAMPANYASI DÜZENLENDİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yesilyurt-kent-konseyi-ile-kizilay-isbirligiyle-kan-bagisi-kampanyasi-duzenlendi-39346</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yesilyurt-kent-konseyi-ile-kizilay-isbirligiyle-kan-bagisi-kampanyasi-duzenlendi-39346</guid>
                <description><![CDATA[
“Kan Bağışı, Can Bağışıdır”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><br></p><p class="MsoNormal">Yeşilyurt Kent Konseyi ve Kızılay işbirliğiyle ‘Kan Bağışı
Kampanyası’ düzenlendi. Yeşilyurt Kent Konseyi önünde hizmet veren Kan Bağış
Mobil Aracına başvurularını yapan vatandaşlar, kan stoğunun artması noktasında
duyarlı bir yaklaşım sergilediler.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Türkiye ve Dünyanın farklı noktalarında yaşanan doğal
afetler, yangınlar ve kazalarda insanlara uzattığı yardım eliyle hayat kurtarmaya
yönelik başarılı hizmetlerde bulunan Türk Kızılay’ının kan stoğunun artması için
Yeşilyurt Kent Konseyi önünde Kan Bağışı Kampanyası düzenlendi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Toplumsal konularda örnek alınacak faaliyetlerine bir
yenisini daha ekleyen Yeşilyurt Kent Konseyinin önündeki alana gelen Türk
Kızılay’ına ait Kan Bağış Mobil Aracına ilgi gösteren vatandaşlar, gerekli
tetkiklerin ardından kan bağışında bulundular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Yeşilyurt Belediye Başkan Vekili Mehmet Akif Karaca,
Yeşilyurt Belediye Başkan Yardımcısı Cavit Aslan, Yeşilyurt Kent Konseyi Genel
Sekreteri Mehmet Ercan ve Mahalle Muhtarları da, vatandaşlarla birlikte kan
bağışında bulundular.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Kan Bağışı Kampanyasından dolayı Yeşilyurt Kent Konseyi ve Kızılay’ı
tebrik eden Yeşilyurt Belediye Başkan Vekili Mehmet Akif Karaca, “Koronavirüs
nedeniyle yaşadığımız bu zor günlerde Türk Kızılay’ın kan stoklarındaki
azalmaya kayıtsız kalmamız mümkün değildir. Biz de üzerimize düşen görevi
yerine getirmeye çalışıyoruz. Türk Kızılay’ının her zaman yanındayız.
Sağlıklıyken kan bağışı yapacağız ki hastalandığımızda, ihtiyaç duyduğumuzda
aramak zorunda kalmayalım. Bu konuda bilinçli ve sorumlu olmamız büyük önem
taşıyor. Halkımızdan düzenli olarak kan bağışında bulunmalarını istiyoruz.
Unutmasınlar kan acil değil, sürekli bir ihtiyaçtır.”&nbsp;diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p><p>















</p><p class="MsoNormal">&nbsp;<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Jun 2021 18:07:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2021/06/yesilyurt-kent-konseyi-ile-kizilay-isbirligiyle-kan-bagisi-kampanyasi-duzenlendi.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kronik rahatsızlığı olanlar gribe dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kronik-rahatsizligi-olanlar-gribe-dikkat-37056</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kronik-rahatsizligi-olanlar-gribe-dikkat-37056</guid>
                <description><![CDATA[Edirne&#39;nin Keşan ilçesinde Uzman Doktor Ragıp Taş, diyabet, koah ve kalp hastalarını grip aşısı vurulmaları konusunda uyararak, &quot;Kronik rahatsızlığı olanlar daha dikkatli olmalı&quot;...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Edirne&#39;nin Keşan ilçesinde Uzman Doktor Ragıp Taş, diyabet, koah ve kalp hastalarını grip aşısı vurulmaları konusunda uyararak, &quot;Kronik rahatsızlığı olanlar daha dikkatli olmalı&quot; dedi.<br/>Sonbaharın geldiğini dile getiren Taş, &quot;Hava birdenbire soğudu. Mevsim geçişlerinde kendimizi korumamız gerek. Yediklerimize, içtiklerimize ve hareketli yaşama dikkat etmeliyiz. Mevsim gereği artık daha dikkatli olmamız gerek. Soğuğa karşı efelik olmaz. Giyimimize dikkat etmeliyiz. Sağlık problemleri olan vatandaşlarımız var. Diyabet hastaları, koah hastaları, kalp hastalarının vücut direnci daha düşük oluyor. Bu nedenle gribe daha kolay yakalanabilirler. Kronik rahatsızlığı olanlar daha dikkatli olmalı. Zamanı geldiğinde bu hastalarımızın grip aşısı vurdurmasında fayda var&quot; diye konuştu.<br/><br/>&quot;Herkesin grip aşısı vurulmasına gerek yok&quot;<br/>Herkesin grip aşısı vurdurması gerekmediğini belirten Ragıp Taş, &quot;Grip akciğer yetmezliğine sebep olarak ölümle sonuçlanabiliyor. Aşının %100 koruyuculuğu yok. Belli bir derece etkili oluyor. Hafif şekilde atlatılmasını sağlıyor&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Gribe yakalananlar iyi beslenerek, dinlenmeli&quot;<br/>Gribe yakalananların iyi beslenerek, dinlenmesi gerektiğini ifade eden Taş, şöyle devam etti: &quot;Griple ilgili verilen ilaçlar destekleyici. Ağrıları azaltır ama tedavi edici özellikleri yoktur. Beslenme konusunda mevsimsel yiyecekler tüketilmeli. Yeteri kadar et, süt, yumurta ve bal tüketilmeli. Turunçgiller bu mevsimde ağırlıklı. C vitamini tüketmekte fayda var. Aşırıya kaçılmamalı. İbni Sina&#39;nın bir sözü var; şifa hazımdadır.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Sep 2018 11:08:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/kronik-rahatsizligi-olanlar-gribe-dikkat-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Böbreği farklı yerde olan kadın, yıllardır çektiği böbrek ağrılarından 3 saatte kurtuldu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bobregi-farkli-yerde-olan-kadin-yillardir-cektigi-bobrek-agrilarindan-3-saatte-kurtuldu-37025</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bobregi-farkli-yerde-olan-kadin-yillardir-cektigi-bobrek-agrilarindan-3-saatte-kurtuldu-37025</guid>
                <description><![CDATA[Bursa&#39;da böbreğini kaybetmek üzere olan hastanın 3 saat süren kapalı ameliyatla böbreğinden 15 taş çıkarıldı.Karın ağrısı şikayetiyle VM Medical Park Bursa Hastanesi Üroloji...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Bursa&#39;da böbreğini kaybetmek üzere olan hastanın 3 saat süren kapalı ameliyatla böbreğinden 15 taş çıkarıldı.<br/>Karın ağrısı şikayetiyle VM Medical Park Bursa Hastanesi Üroloji Polikliniğine başvuran F.E. isimli kadının böbreğinin idrar kesesinin hemen arkasında olduğu ortaya çıktı. Prof Dr. Özcan Atahan, Doç. Dr. Necmettin Penbegül ve Op. Dr. Özgür Koç tarafından değerlendirilen F.E., kapalı ameliyat yöntemiyle 3 saatte bütün taşlarından kurtuldu. F.E.&#39;nin hem böbreği kurtarılırken, hem de vücudunda görülemeyecek kadar küçük ameliyat izleri kaldı.<br/>Ameliyatla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Özcan Ataha, &quot;Yapılan tahlillerinde, nadiren karşılaşılan bir şekilde, sol böbreğinin yerinde olmadığı görüldü. Böbreğin normalde olması gereken yerde olmayıp, karnın altında mesane önünde olmasına tıp dilinde &#39;pelvik böbrek&#39; diyoruz. Genelde hastalar karın ağrısı ile hekime başvurur, bazen karında kitle, apandisit veya kadın doğum hastalıkları ile karıştırılabilir. Doğuştan anomalili böbreklerde bu hastamızda olduğu gibi taş oluşma ve böbreğin idrarı boşaltamayarak şişmesi ihtimali yüksektir. Tedavide taşın büyüklüğüne ve yoğunluğuna göre dışarıdan şok dalgası, endoskopik kapalı veya açık ameliyat yöntemleri uygulanır. Hastaya müdahale edilmesi gerekiyordu. Ekibimiz ile yaptığımız değerlendirme sonucunda taş yükünün fazla olması sebebiyle laparoskopik dediğimiz kapalı yöntemi uyguladık&quot; dedi.<br/>Ameliyat ekibinde yer alan Doç. Dr. Necmettin Penbegül ise, &quot;Kapalı ameliyatlar son yıllarda hem çok yaygınlaştı, hem de işimizi çok kolaylaştırdı. Küçücük bir kesiden karın içerisine yerleştirdiğiniz kamera ile karın içerisinden en az 10 kat büyütülmüş görüntüler alarak detaylı bir değerlendirme yapabiliyoruz. Her türlü problemi asgarî izlerle çözümlemek mümkün. Bu hastamızda da karından açtığımız 3 delikle doğuştan gelen problem sebebiyle oluşan taşlar, çok beklenmedik bir yerde olan böbrekten çıkarılabildi. Böylece böbrek kurtarılmış oldu&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Sep 2018 11:08:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/bobregi-farkli-yerde-olan-kadin-yillardir-cektigi-bobrek-agrilarindan-3-saatte-kurtuldu-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tekrarlayan omuz çıkıkları en çok gençlerde görülüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/tekrarlayan-omuz-cikiklari-en-cok-genclerde-goruluyor-37003</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/tekrarlayan-omuz-cikiklari-en-cok-genclerde-goruluyor-37003</guid>
                <description><![CDATA[Omuz çıkığı özellikle 18-30 yaş arası gençlerde ve sporcularda sık görülen bir sorun. Acıbadem Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Karaaslan gençlerde ve...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Omuz çıkığı özellikle 18-30 yaş arası gençlerde ve sporcularda sık görülen bir sorun. Acıbadem Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Karaaslan gençlerde ve sporcularda sık görülen ve tekrarlayan omuz çıkıkları ve tedavi yöntemi hakkında bilgi verdi.<br/>Omuz çıkması, spor yaparken ya da basit kazalar sonucunda ortaya çıkan bir sorun. Ancak vücudun hareket sınırı en fazla olan yani kollarımıza neredeyse 270 derece dönme kabiliyeti sağlayan omuz eklemi söz konusu olunca, tedavisi kadar tekrar oluşmaması da önemli hale geliyor. Omuzun gün içinde en fazla kullandığımız eklemlerden biri olduğunu söyleyen Acıbadem Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Karaaslan, &quot;Omuz, kolumuzla gövdemizin birleşim yeridir. Gün içinde en fazla kullandığımız kısımlardan birisidir. Yüzeylerin birbiriyle uyumu hemen hemen hiç yoktur. Bu da eklemin bir arada durmasını çevreleyen esnek yapıdaki yumuşak dokular sağlar. Bu yumuşak dokuların esnekliği hareketin üst sınırlarında, özellikle fırlatma hareketinde ya da arkaya uzanıp bir şey almaya çalıştığımızda eklemi bir arada tutmaya yetmez ve omuz eklemi yerinden çıkar. En sık genç yaş grubunda, özellikle spor aktiviteleri sırasında ve basit kazalar sonucunda çıkıklar oluşur&quot; dedi.<br/>Şiddetli ağrı oluşturur<br/>Omuz eklemi çok güçlü kas ve yumuşak dokularla çevrelenmiş olmasına rağmen sıklıkla düşme, çarpma gibi travmaya bağlı olarak çıkık oluştuğunu söyleyen Doç. Dr. Fatih Karaaslan, zorlanma sırasında bağların ve dokuların yırtıldığını ve eklemin yuvasından çıktığını belirtti.<br/>Omuz çıktığında çok ciddi bir şekil bozukluğu ve ağrı oluşturuyor. Yerine oturtulduğunda ise bu sorunlar ortadan kalkıyor. Ancak omzu yerinde tutan contaya benzer bir yapı, omuz ilk çıktığı anda zarar görüyor. Bir kısmı yırtılıyor ve yerinde durması zorlaşıyor. İşte bu durumda da omuz çıkıklarının tekrarlaması neredeyse kaçınılmaz oluyor. Omuz çıkıkları, en sık 18-30 yaşları arasında görülüyor. Bu yaş grubu içinde; bir yaralanma ya da zorlanma nedeniyle omuz bir kez çıktığında, tekrarlama riski, yüzde 80.<br/>Artroskopik (kapalı) ameliyat tercih ediliyor<br/>Omuzun çıkık sayısı arttıkça omuz eklemi ve çevresinde yapmış olduğu tahribat artıyor. Bu nedenle çıkık tekrarlayıcı düzeye geldiğinde mutlaka bir ortopediste başvurmak gerekiyor. Zira bu durumda ameliyat bir tedavi seçeneği haline geliyor. Omuzdaki hasarın derecesine göre farklı tipte ameliyatlar yapılıyor.<br/>Tekrarlayan omuz çıkıklarında artroskopik (kapalı) ameliyat yöntemleri tercih ediliyor. Omuz çıkığına özel yapılan artroskopik ameiiyata ise &quot;Bankart Ameliyatı&quot; ismi veriliyor. Bu yöntemde eklem bir kamera yardımıyla görüntüleniyor. Omuz eklemi çevresinden küçük delikler açılarak bu iş için üretilmiş özel cerrahi ekipman kullanılıyor ve böylece cerrah, eklemin içindeki bozukluğu giderebiliyor. Bankart ameliyatı sırasında, sadece yırtılan dokular orijinal yerlerine dikiliyor.<br/>Aynı gün taburcu olmak mümkün<br/>Bankart Ameliyatı sayesinde kaslara çok az zarar verilmesi, hastaya pek çok konfor sağlıyor. Hastalar daha az ağrı duyuyor, daha hızlı taburcu oluyorlar, işe dönüş süreleri de kısalıyor. Ameliyat sonrasında sıklıkla hastaların aynı gün taburcu ediliyor veya bir gece hastanede kalıyor. İlk gün az bir miktarda ağrı olsa da, pek çok hastada hiç ağrı oluşmuyor. Ameliyat sonrası hastaya ilk günden itibaren bir egzersiz programı uygulanıyor. 3 hafta omuz askısı kullanımı öneriliyor. 3. haftadan itibaren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon programı başlanıyor. Bankart ameliyatını geçiren bir hasta 3.ayda omzun tüm hareketlerini rahatlıkla yapabiliyor, 6. ayda ise spor yapabilecek hale geliyor.<br/>Ameliyat sonrasında iyileşen hastada tekrar çıkık oluşma riski yüzde 80&#39;den yüzde 3-20&#39;ye düşüyor. Çıkığın tekrarının önlenmesi için hastanın ilk 6 -12 ay süresince dikkatli olması gerekiyor. Bu süre sonrasında çıkık riski minimuma iniyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Sep 2018 11:08:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/tekrarlayan-omuz-cikiklari-en-cok-genclerde-goruluyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şişmanlıkta risk faktörlerine dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sismanlikta-risk-faktorlerine-dikkat-36970</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sismanlikta-risk-faktorlerine-dikkat-36970</guid>
                <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fahri Yetişir, şişmanlığın birçok ölümcül hastalığı olduğunu belirterek, &quot;Hastalıklardan en önemlileri kalp hastalığı, şeker hastalığı,...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fahri Yetişir, şişmanlığın birçok ölümcül hastalığı olduğunu belirterek, &quot;Hastalıklardan en önemlileri kalp hastalığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve birçok organda kanser gelişmesidir. Şişmanlığın etkilemeyeceği organ yoktur&quot; dedi.<br/>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fahri Yetişir şişmanlığın bir çok hastalığa yol açtığını ifade ederek, &quot;Obezite (şişmanlık) vücutta aşırı yağ birikmesi ile giden karmaşık bir durumdur. Şişmanlık sadece bir kozmetik sorun değildir. Şişmanlık bir sürü ölümcül ağır hastalığı da beraberinde getirir veya bu hastalıklara yakalanma riskini artırır. Çok fazla şişman olan hastalar büyük olasılıkla yakın bir zamanda bu kilo ile ilgili bir sağlık sorunu yaşayacaklardır.&quot; diye konuştu.<br/>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fahri Yetişir şişmanlığın risk faktörlerini ise şöyle sıraladı:<br/>1.Genetik<br/>2.Aile yaşam şekli<br/>3.Günlük hareket azlığı<br/>4.Sağlıksız diyet: Kalori açısında zengin, meyve ve sebze acısından fakir hızlı tüketilebilen besinler.<br/>5.Medikal sorunlar: Kullanılmak zorunda olunan bazı ilaçlar; bazı antidepresanlar, şeker ilaçları, kortizonlar ve tansiyon ilaçları<br/>6.Sosyal ve ekonomik şartların kötülüğü<br/>7.Yaş arttıkça şişmanlık oranının artması<br/>8.Hamilelik<br/>9.Sigara içmek<br/>10.Yetersiz ve düzensiz uyku<br/>Bu risk faktörlerinden birine veya birkaçına sahip olmanız illa şişman olacağınız anlamına gelmez. Sağlıklı bir diyet ve düzenli bir egzersiz programı ve yaşam şekli değişimi ile şişmanlığa karşı bireysel savaşabilirsiniz. Eğer bu savaşta başarısız olursanız biz doktorlara başvurabilirsiniz. Şişmanlık ile mücadele çok ciddi bir konudur.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Sep 2018 11:58:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/sismanlikta-risk-faktorlerine-dikkat-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çikolata yerine keçiboynuzu tüketin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cikolata-yerine-keciboynuzu-tuketin-36969</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cikolata-yerine-keciboynuzu-tuketin-36969</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, keçiboynuzunun sindirimi düzenlediğini ve kandaki kolesterol seviyesini düşürdüğünü ifade ederek, &quot;Keçiboynuzu çikolataya göre yağ,...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, keçiboynuzunun sindirimi düzenlediğini ve kandaki kolesterol seviyesini düşürdüğünü ifade ederek, &quot;Keçiboynuzu çikolataya göre yağ, kalori ve kafeinden düşüktür. Keçiboynuzu doğal olarak tatlıdır çikolata gibi eklenmiş şeker ilavesi içermez bu gibi sebeplerden çikolata yerine keçiboynuzu tüketilebilir&quot; dedi.<br/>Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, keçiboynuzunun çikolataya göre daha sağlıklı olduğunu vurgulayarak, &quot;Keçiboynuzu lifi 24 polifenolik bileşik içerir, bunlardan %26&#39;sı flavonoidlerdir. Flavonoidler çok güçlü antioksidan özellik gösteren bitkisel bazlı bileşiklerdir. Keçiboynuzu aynı zamanda belirgin miktarda antioksidan bileşikler olan kuersetin ve mirisetin içerir. 1 adet orta/büyük boy keçiboynuzu yaklaşık 31 kaloridir. Keçiboynuzu bir kimyasal olan tanenlerden gallik asit içerir, analjezik, anti bakteriyel, anti alerjik, anti viral, antioksidan ve antiseptik özellik gösterir. Gallik asit çocuklarda çocuk felcini önlemede ve tedavide etkilidir. Keçiboynuzu sindirimi düzenler ve kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Hem çocuk hem de yetişkinlerde 15-20 grama kadar keçiboynuzu ishal tedavisinde kullanılır. Yapılan bir çalışmaya göre yüksek kolesterol seviyelerine sahip bireylere çözünmez keçiboynuzu lifi verildiğinde total kolesterolleri yüzde 18 ve LDL kolesterolleri yüzde 23 oranında düştüğü gözlenmiştir. Keçiboynuzu kafein içermediği için yüksek tansiyonu olan bireyler tarafından da kullanılabilir. Keçiboynuzunun düzenli kullanımı akciğer kanserini önlemede yardımcıdır. E vitamini içeriği ile öksürük, grip, anemi ve osteoklazi tedavisinde yardımcı olur. Fosfor ve kalsiyum zenginliği sebebiyle osteoporoza (kemik erimesi) karşı savaşır. &quot; şeklinde konuştu.<br/>Çikolatanın kullanıldığı bazı yerlerde keçiboynuzunun kullanılabileceğini belirten Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım&quot; Keçiboynuzu çikolataya karşı süt içermeyen bir alternatif olarak laktoz intoleransı veya süt alerjisi olanlara için kullanılır. Çikolataya göre yağ, kalori ve kafeinden düşüktür, bu anlamda kilo kaybınada yardımcı olur. Keçiboynuzu doğal olarak tatlıdır çikolata gibi eklenmiş şeker ilavesi içermez. Keçiboynuzu tohumlarından elde edilen tragasol adlı zamk benzeri madde fırın mamülleri, dondurma, jöleler, reçeller, salata sosları, peynir, konserve etler, salam gibi işlenmiş et ürünleri, hardal ve diğer gıda ürünlerinde bir stabilizatör ya da koyulaştırıcı madde olarak kullanılır. Keçiboynuzu tozu kakao tozu veya çikolata yerine kek, kurabiye ya da şekerlemelerde kullanılabilir. Sıcak içecekler kahve yerine keçiboynuzu tozu kullanılarak yapılabilir. Kurabiye veya kek yapmak için damla çikolatalar yerine keçiboynuzu parçaları kullanılabilir.&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Sep 2018 11:58:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/cikolata-yerine-keciboynuzu-tuketin-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuzun görme kusuru okul başarısına yansımasın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cocugunuzun-gorme-kusuru-okul-basarisina-yansimasin-36892</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cocugunuzun-gorme-kusuru-okul-basarisina-yansimasin-36892</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların herhangi bir sorunu ya da şikayeti olmasa bile göz muayenelerinin düzenli olarak yaptırılması gerekiyor. Bu rutin uygulama, erken dönemde belirti vermeyen bazı göz...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Çocukların herhangi bir sorunu ya da şikayeti olmasa bile göz muayenelerinin düzenli olarak yaptırılması gerekiyor. Bu rutin uygulama, erken dönemde belirti vermeyen bazı göz hastalıklarının erken tanısına yardımcı oluyor. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görülen görme kusurları; okul başarısını negatif etkiliyor, konsantrasyon güçlüğüne neden oluyor, okuma zorluğu ve öğrenmede isteksizliğe yol açabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü&#39;nden Doç. Dr. Gökçen Gökçe, çocuklarda düzenli göz muayenesi ve okul öncesi göz kontrollerinin önemi hakkında bilgi verdi.<br/>İlk göz muayenesi 6 ay içinde yapılmalı<br/>Çocuklarda erken dönemde tespit edilmeyen göz kusurları, ileride tedavisi mümkün olmayan ve kalıcı görme kaybına neden olan göz tembelliğiyle sonuçlanabilmektedir. Yapılan çalışmalarda, çocuklardaki görme gelişimiyle ilgili olarak kontrast hassasiyeti, üç boyutlu görme ve derinlik algılama gibi fonksiyonların, ilk 6 ayda çok hızlı bir şekilde geliştiği belirlenmiştir. Yine bu dönemde oluşabilecek sorunların bu fonksiyonları da olumsuz etkileyebileceği gösterilmiştir. Bu nedenle özellikle bu dönemde çocukların göz muayenesi oldukça önemlidir. Yenidoğan döneminde yapılacak ilk muayenenin ardından, bebeğin 3 ve 6&#39;ncı ayında, 1 ve 3 yaşında kontrol edilmesi gerekir. Okula başlamadan önce de ayrıntılı bir göz taraması yapılmalıdır.<br/>Muayenede farklı yöntemler kullanılıyor<br/>Üç yaşından büyük çocuklarda klasik görme muayene yöntemleri kullanılırken, daha küçük yaş gruplarında farklı testler ve muayene yöntemleri uygulanır. İlk 6 yaş grubu çocuklarda hipermetropi (yakını görememe), astigmatizma (net ve duru görememe) ve şaşılık en sık görülen göz kusurları arasındayken, özellikle okul öncesi dönemdeki çocuklarda miyopinin (uzağı görememe) görülme sıklığı giderek artmaktadır. Yüksek numaralı hipermetrop veya astigmat nedeniyle çocuklarda göz tembelliği ortaya çıkmaktadır. İki göz arasındaki numara farkı da yüksek numaralı gözü tembelleştirmektedir. Göz tembelliğinin tedavisi 9-10 yaşına kadar yapılabilmektedir. Okul öncesi kontrollerde Yani okula başlamadan önce çocukların göz muayenelerinin yapılması okul başarısı için son derece önem kazanmaktadır.<br/>Göz kusurlarının tedavisi mümkün<br/>Çocuklarda her yaşta tespit edilebilen hipermetropi, miyopi ve astigmatik göz kusurlarının uygun gözlüklerle tedavisi mümkündür. Özellikle tek gözde olan görme bozukluklarında, iyi gören göz kapatılarak az gören gözün görme kapasitesi artırılmaktadır. Ayrıca erken çocukluk döneminde tespit edilen doğumsal kataraktın, doğumsal göz kapağı düşüklüğünün erken cerrahi ile tedavi edilmesi göz tembelliğinin önlenmesi açısından oldukça önemlidir. Çocuklarda her yaş grubunda görülebilen şaşılık vakalarının bir kısmı uygun gözlük kullanımıyla tedavi edilebilir. Ancak bir kısım şaşılık vakalarında cerrahi müdahale gerekmektedir. Deneyimli çocuk göz cerrahları tarafından yapılan operasyonların başarısı oldukça yüksektir.<br/>Detaylı göz taraması gerektiren sorunlara dikkat!<br/>Telkinlere rağmen çocuğunuz televizyonu çok yakın mesafeden izliyorsa, görmeyle ilgili bir sorunu olabilir.<br/>Gözlerini çok sık ovuşturan ve bir noktaya dikkatli bakarken gözlerini kısan çocukların göz muayenesinin yapılması gerekir.<br/>Gözlerden çok sık gözyaşı akıyor ve kızarıklık oluyorsa altında yatan bir görme problemi olabilmektedir.<br/>Bazı çocuklarda belli belirsiz bile olsa içe ya da dışa kayma sorunu ortaya çıkabilmektedir. Anne ve babaların çocukları gözlemlemesi önemlidir.<br/>Çocuklar ödevlerini yaparken ve kitap okurken isteksizlik gösteriyorsa, altında yatan neden görmeyle ilgili olabilir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Sep 2018 11:56:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/cocugunuzun-gorme-kusuru-okul-basarisina-yansimasin-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakıma muhtaçlara Yenişehir Belediyesinden destek</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bakima-muhtaclara-yenisehir-belediyesinden-destek-36807</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bakima-muhtaclara-yenisehir-belediyesinden-destek-36807</guid>
                <description><![CDATA[Diyarbakır&#39;ın Yenişehir İlçe Belediyesi bakıma muhtaç yaşlıların yanında olmaya devam ediyor.Yenişehir İlçe Kaymakamı ve Belediye Başkanı Serdar Kartal&#39;ın talimatıyla...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Diyarbakır&#39;ın Yenişehir İlçe Belediyesi bakıma muhtaç yaşlıların yanında olmaya devam ediyor.<br/>Yenişehir İlçe Kaymakamı ve Belediye Başkanı Serdar Kartal&#39;ın talimatıyla Yenişehir Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı bünyesinde hizmet veren &#39;Evde Bakım Hizmetleri&#39; ekipleri 65 yaş üstü bakıma muhtaç ihtiyaç sahibi vatandaşların yanında olmaya devam ediyor. &#39;Evde Bakım Hizmetleri&#39; ekipleri özellikle dışarıda kuaföre gitmekte güçlük çeken engelli ve yaşlı vatandaşlara evlerinden çıkıp tıraş olmakta büyük sıkıntı çekiyorlar, bu hizmet sayesinde yaşlıların ihtiyaçları evlerinde gideriliyor. &#39;Evde Bakım Hizmetleri&#39; ekipleri ise ziyaret ettikleri yaşlıların temel bakım, ağız ve diş sağlığı taraması, diş tedavisi, tansiyon ve şeker ölçümü ile ilaç takiplerinin yapılması yanı sıra evlerinin temizliği, boya badanalarının yapılması gibi ihtiyaçlarını karşılıyor. Yapılan hizmetlerle yaşlıların kendilerini yalnız ve çaresiz hissetmemeleri sağlanıyor. Ayrıca &#39;Evde Bakım hizmetinde&#39; ekipler, yaşlıların sağlık sorunları sebebiyle hastanelere ulaşımları konusunda da yardımcı oluyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Sep 2018 15:23:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/bakima-muhtaclara-yenisehir-belediyesinden-destek-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz tatili dönüşü doğru beslenmeyle kilo kontrolü sağlanabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yaz-tatili-donusu-dogru-beslenmeyle-kilo-kontrolu-saglanabilir-36646</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yaz-tatili-donusu-dogru-beslenmeyle-kilo-kontrolu-saglanabilir-36646</guid>
                <description><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Merve Kaplan, yaz tatilinde karbonhidratlı ve bol enerjili beslenmekten kaynaklı kilo alımlarının, tatil dönüşü uygulanacak ufak...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Merve Kaplan, yaz tatilinde karbonhidratlı ve bol enerjili beslenmekten kaynaklı kilo alımlarının, tatil dönüşü uygulanacak ufak önlemlerle geri verilebileceğini söyledi.<br/>Acıbadem Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Merve Kaplan, yaz tatilinde alınan kiloların nasıl geri verilebileceğine dair önerilerde bulundu. Yaz tatilinde kilo alımının nedenini bol karbonhidratlı ve enerji içeriği yüksek besinlerin alımına bağlayan Kaplan, alınan kiloların geri verilmesi için vakit kaybetmeden harekete geçilmesi gerektiğini belirti. Kaplan, &quot;Gün içinde yememiz gereken sağlıklı yiyecekleri uzun süre açlıklara sebebiyet vermeden, aralarda küçük ara öğünler ile birlikte destekleyelim. Kalorisi yüksek kahvaltılar yerine daha hafif ve sağlıklı bir öğünle güne başlayalım. Yumurta, peynir, 5-6 adet zeytin veya 2 ceviz, bol yeşillik veya bir kase müsli ile güne başlayalım. Öğle ve akşam yemeklerinde tükettiğimiz et porsiyonlarını azaltıp sebze yemeklerine öncelik tanımalıyız. Yediklerimizin porsiyonun küçültüp su miktarını artırmalıyız. Tatil döneminde tüketilen aşırı karbonhidrat kaynaklı besinler vücutta ödem oluşmasına sebebiyet gösterebilir, bunun için günde 2 fincan bitki çayı tüketmemiz bize yardımcı olacaktır&quot; diye konuştu.<br/>Yaz döneminde bozulan uyku düzeni ve yemek saatlerinin, vücudun biyolojik ritmini bozduğunu kaydeden Kaplan, tatil öncesi rutine dönmenin kilo vermeyi kolaylaştıracağını söyledi. Kaplan, &quot;Özellikle 23.00-04.00 arasındaki uyku, kilo vermemizi sağlayan hormonların en aktif olduğu saatlerdir. Bunların yanında gün içerisinde aşırı hareketsizlik olmamız nedeniyle kendimize bir egzersiz programı hazırlamakta fayda var. Günde 40 dk yürüyüş yada egzersiz vücudumuz için yeterli olacaktır&quot; dedi. Kaplan, kilo vermeyi hızlandırıcı püf noktalarını şöyle sıraladı:<br/>&quot;Her öğünde oluşturulacak tabakta her besin gurubundan bir besin yer almalı ve tüketilmelidir. Yetişkinler günde 2-3 porsiyon, çocuk, ergen, gebe ve emzikli kadınlar ise 3-4 porsiyona kadar süt ve süt tüketmelidir. Yetişkin, genç, ve çocuklar 2 porsiyon; gebe ve emzikliler ise 3 porsiyon et- yumurta- kurubaklagiller grubu tüketmelidir. Her öğünde 1-3 orta dilim tam tahılı ekmek veya tahıllardan 2-3 porsiyon yenilmesi yeterlidir. Günde en az 5 porsiyon taze meyve veya sebze tüketilmelidir. Günlük alınan meyve ve sebzenin en az iki porsiyonu yeşil yapraklı sebzelerden oluşmalıdır.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Sep 2018 10:46:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/09/yaz-tatili-donusu-dogru-beslenmeyle-kilo-kontrolu-saglanabilir-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiye vurgu yapıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yasam-ile-olum-arasindaki-ince-cizgiye-vurgu-yapildi-36510</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yasam-ile-olum-arasindaki-ince-cizgiye-vurgu-yapildi-36510</guid>
                <description><![CDATA[Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) ve İnönü Üniversitesi tarafından organize edilen Malatya Acil Tıp Günleri &#39;Resusitasyon&#39; konulu çalıştay 17 Ağustos 2018 tarihinde İnönü...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) ve İnönü Üniversitesi tarafından organize edilen Malatya Acil Tıp Günleri &#39;Resusitasyon&#39; konulu çalıştay 17 Ağustos 2018 tarihinde İnönü Üniversitesi Kongre Merkezinde gerçekleştirildi.<br/>Acil Tıp AD başkanı ve ATUDER Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Oğuztürk &#39;ATUDER Başkanı Prof. Dr. Başar Cander&#39;in &#39;yaşam İle ölüm arasındaki ince çizgide Acil tıp vardır&#39; sözünden yola çıkarak ilk toplantı konusunun hayata bağlayıcı yaşam desteği uygulamaları olması kararını aldı. Oğuztürk, &quot;Malatya Acil Tıp Günleri, Türkiye acil tıbbına katkı anlamında daha geniş kitlelere ulaşarak her yıl geleneksel olarak tekrarlanacaktır&quot; dedi. Genç ATUDER Başkanı Dr. Burak Katipoğlu&#39;nunda yer aldığı, Türkiye&#39;nin birçok ilinden 100 e yakın hekimin katıldığı Resusitasyon konulu toplantının açılışında konuşan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay ise, acil tıbbın ve hayata bağlayıcı yaşam destek uygulamalarındaki güncel yaklaşımların önemine vurgu yaparak katılımcılara başarılı bir toplantı olmasını diledi. Teorik ve maket pratik eğitimlerinin de yer aldığı eğitimin sonunda katılımcılara belgeleri takdim edildi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Aug 2018 20:52:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/yasam-ile-olum-arasindaki-ince-cizgiye-vurgu-yapildi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda sağlığınızdan olmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bayramda-sagliginizdan-olmayin-36467</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bayramda-sagliginizdan-olmayin-36467</guid>
                <description><![CDATA[Özel Gaziantep Anka Hastanesi Diyetisyeni Merve Boztoprak, Kurban Bayramı&#39;nda et tüketiminde aşırıya kaçmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini açıkladı.Özel Gaziantep...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Özel Gaziantep Anka Hastanesi Diyetisyeni Merve Boztoprak, Kurban Bayramı&#39;nda et tüketiminde aşırıya kaçmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini açıkladı.<br/>Özel Gaziantep Anka Hastanesi Diyetisyeni Merve Boztoprak, Kurban Bayramı&#39;nı sağlıklı ve keyifli geçirmek için beslenme düzenine büyük özen gösterilmesi gerektiğini belirterek, bu konuda önemli tavsiyelerde bulundu. Boztoprak, &quot;Kurban bayramında, sağlıklı beslenmenin temel prensiplerine, yiyecek seçimine, porsiyon kontrolüne ve besin gruplarının dengeli dağılması için alınması gereken önlemlere dikkat edilmeli, özellikle yüksek tansiyon, kalp-damar, mide ve diyabet hastalığı olan bireylerin sağlıklı beslenme düzeninin dışına çıkmamaları gerekmektedir. Bayramda et tüketim miktarının artması kronik hastalıkları olan bireylerde sakıncalı durumlar yaratabilir. Kırmızı ette bulunan yüksek miktardaki doymuş yağ, kandaki kolesterol seviyesini yükseltir ve kalp damar hastalıklarına davetiye çıkarır.Bayram süresince et tüketim miktarına dikkat edilmeli, öğünün tamamında et tüketmek yerine etin yanında salata ya da sebze yemeklerine de yer vermelisiniz. Günde 90-120 gram ( 3-4 köfte büyüklüğünde) et tüketmek günlük gereksiniminizi karşılamak için yeterli olacaktır&quot; dedi.<br/>&quot;Kavurma yerine haşlama tercih edin&quot;<br/>Sağlıklı bir bayram geçirebilmek için etleri hazırlarken ve pişirirken de bilinçli davranmak gerektiğini dile getiren Boztoprak, &quot;Etleri kavurmak yerine haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih ederek pişirmelisiniz. Eğer mangal yapacaksanız, etlerde toksik maddelerin oluşumunu engellemek için ateş ile et arasında en az 15 cm mesafe bırakmalısınız&quot; ifadelerini kullandı.<br/>Sindirim zorluğu yaşamamak için kurban etinin hemen tüketilmemesi gerektiğini de söyleyen Boztoprak, &quot;Kesildiği gün tüketilen etler hazımsızlık şikayetlerine yol açar. Bu nedenle et hemen değil, en az 1 gün dinlendirilip tüketilmelidir. Etlerin hepsi hemen tüketilemeyeceğinden saklama koşullarına da mutlaka dikkat edilmelidir&quot; şeklinde konuştu<br/>&quot;Tatlı tüketimine dikkat edin&quot;<br/>Bayramlarda tatlı tüketimine sağlığımızı korumak adına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Boztoprak, &quot;Size sunulan ikramlardan küçük miktarlarda tüketmeli, gideceğiniz diğer ziyaretleri unutmamalısınız. İkram amaçlı sunulan tatlılardan hamur işi tatlılar yerine, sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmelisiniz&quot; dedi.<br/>Diyetisyen Boztoprak, bayramda alınan fazla kaloriyi dengelemek için bayram süresince hareketli olmaya da özen gösterilmesi gerektiğini söyleyerek, &quot;Yakın yerlere yapılacak bayram ziyaretlerinde yürüyüş tercih edilmelidir. Gün içerisinde yediklerine dikkat edemeyenlerin yapacakları tempolu yürüyüş hem sağlıkları açısından iyi gelecek, hem de fazla kilolardan kurtulmalarına yardımcı olacaktır&quot; ifadelerine yer verdi.<br/>&quot;Günde 2.5 litre su tüketin&quot;<br/>Boztoprak, özellikle sıcak havalarda vücudun su ihtiyacını karşılamak için de bol su içilmesi gerektiğine dikkat çekerek, &quot;Su tüketimi metabolizmanızın hızlanmasının yanı sıra yetersiz sıvı alımına bağlı oluşabilen rahatsızlıkların da önüne geçer. Bu nedenle günde 2-2.5 litre su tüketmeyi ihmal etmemelisiniz&quot; diye konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Aug 2018 14:23:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/bayramda-sagliginizdan-olmayin-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Gümürdülü&amp;#39;den uyarı: &amp;quot;Kurban Bayramı&amp;#39;nda et tüketimini abartmayın&amp;quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/prof-dr-gumurdulu-den-uyari-kurban-bayrami-nda-et-tuketimini-abartmayin-36464</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/prof-dr-gumurdulu-den-uyari-kurban-bayrami-nda-et-tuketimini-abartmayin-36464</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Bayramı&#39;nın klasiği olan mangal başında aşırı et tüketiminin yaşatacağı sağlık sorunlarına dikkati çeken İç Hastalıkları, Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr....]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Kurban Bayramı&#39;nın klasiği olan mangal başında aşırı et tüketiminin yaşatacağı sağlık sorunlarına dikkati çeken İç Hastalıkları, Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, herhangi bir sağlık sorunu yaşanmaması için tavsiyelerde bulundu.<br/>Kurban Bayramı arifesinde aşırı ve yanlış et tüketimin bir takım sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade eden Prof. Dr. Gümürdülü, öncelikle dikkat edilmesi gereken en önemli konunun, kurban etinin kesimden hemen sonra tüketilmemesi olduğunu vurguladı.<br/>Dinlendirilmeden tüketilen etin sindirim sorunlarına yol açacağını belirten Gümürdülü, &quot;Kurban etini dinlendirmeden mangal sefasına başlamayın ve biraz sabırlı olun. Kurban eti, kesildikten sonra 24 saat süre ile dinlendirilmelidir. Bu yapılamıyorsa, önce hijyen koşullarına uygun olarak güneş görmeyen yerde bir süre hava alması sağlanıp, ardından 12 saat buzdolabında bekletilmelidir. Bu bekletme süresi, etin daha yumuşak olmasını sağlayacak ve sindirimi kolaylaştıracaktır&quot; dedi.<br/><br/>Sabah kahvaltısı yerine tercih edilmemeli<br/>Et tüketiminin, sabah kahvaltısı yerine tercih edilmemesi gerektiğine de dikkati çeken Prof. Dr. Gümürdülü, şunları söyledi.<br/>&quot;Kırımızı et, yüksek oranda doymuş yağ içermektedir. Bu nedenle eti yağından ayırıp tüketmek, daha sağlıklıdır. Aksi takdirde bu yağlar kalp damar hastalıklarını tetiklemektedir. Kalp, damar ve yüksek tansiyon hastaları; özellikle et yüzeyindeki görünür yağ tüketiminden kaçınmalıdır. Etli sebze ve bakliyat yemeklerine de fazladan yağ konulmamasında fayda vardır.&quot;<br/><br/>Gut hastalığı oluşumunda önemli etken<br/>Prof. Dr. Gümürdülü, halk arasında &#39;zengin hastalığı&#39; olarak bilinen gut hastalığının oluşumunda da aşırı kırmızı et tüketiminin önemli bir etken olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:<br/>&quot;&#39;Gut&#39;un gelişmesinde en büyük rolü, çok fazla tüketilen ve kırmızı ile beyaz etten alınan protein üstleniyor. Etten alınan protein, atakların sıklığını artırırken, baklagil, süt, süt ürünleri ya da yumurtadan alınan proteinin bir sakıncası bulunmuyor. Ancak gut hastası olanların, bazı bitkisel kaynaklı besinleri sınırlanmak zorundadır.&quot;<br/>Prof. Dr. Gümürdülü, Gut hastalığının daha çok 40 yaş üstünde ve genellikle şişman erkeklerde, alkol ve protein tüketimi fazla olan bireylerde görüldüğünü belirterek, &quot;Gut bazı eklemlerde ağrı, duyarlılık, kızarıklık, şişlik ve ısı artışıyla ani olarak gelişen, şiddetli ataklarla seyredebilen bir hastalıktır. Gut vücudumuzdaki ürik asit fazlalığından oluşur. Et tüketimi tek başına gut hastalığına sebep olmamakla birlikte tetikleyici bir faktördür&quot; uyarısında bulundu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Aug 2018 14:23:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/prof-dr-gumurdulu39den-uyari-quotkurban-bayrami39nda-et-tuketimini-abartmayinquot-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyetisyen Karabağ: &amp;quot;Taze et tüketmek sağlık sorunlarına yol açabiliyor&amp;quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/diyetisyen-karabag-taze-et-tuketmek-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-36448</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/diyetisyen-karabag-taze-et-tuketmek-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-36448</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Özge Karabağ, etlerin çok fazla taze olarak tüketilmesinin sağlık açısından uygun olmadığını, mide ve sindirim sisteminde problemlere yol açtığını söyledi.Medicana Sivas...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Diyetisyen Özge Karabağ, etlerin çok fazla taze olarak tüketilmesinin sağlık açısından uygun olmadığını, mide ve sindirim sisteminde problemlere yol açtığını söyledi.<br/>Medicana Sivas Hastanesinde görevli Diyetisyen Özge Karabağ, hayvanlardan insanlara bulaşan 100&#39;den fazla hastalık olduğunu vurgulayarak, &quot;Bu hastalıklar Kurban Bayramı&#39;nda daha fazla olabilir. Uygun olmayan ortamlarda kesimlerin yapılmaması, hijyenik olmayan ortamlar da etlerin saklanması ve çözdürülmesi ile bunlardan korunabilmek için mümkün olduğu kadar hijyenik kesim yapılmalı ve gıda güvenliğine dikkat edilmeli&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Eti 1-2 gün buzdolabında dinlendirin&quot;<br/>Diyetisyen Karabağ, eti bir iki gün eti buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirterek, &quot;Etlerin çok fazla taze olarak tüketilmesini önermiyoruz. Sağlık açısından uygun olmadığı için, çünkü mide ve sindirim sisteminde problemlere yol açıyor. Bu yüzden 1-2 gün arasında buzdolabında bekletilerek dinlendirilerek tüketilmesi çok daha uygun ama illaki kesimi yapıldığı gün tüketim yapalım dersek de mümkün olduğu kadar iyice pişirilmeli, çiğnenmeli ve mümkün olduğu kadar çok fazla tüketilmemesinde fayda var.&quot; ifadelerini kullandı.<br/><br/>&quot;Sütlü tatlılar tüketilmeli&quot;<br/>Diyetisyen Karabağ, bayramda hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlılar tüketilmesi önerisinde bulunarak, &quot;Yanlış tüketimde; kabızlık problemleri, ishal problemi, mide bağırsak problemi yaşayan hastalarda problem olabilir, hastalık açısından riskli olan grupların özellikle, kolesterol, kalp hastalığı, tansiyon, şeker ve böbrek hastalıklarında etlerin çok fazla tüketilmesi sağlık açsından risk oluşturuyor. Kötü bir bayram geçirmek istemiyorsak özellikle Kurban Bayramı&#39;nda tüketilen gıdalara dikkat etmemiz gerekiyor. Mümkün olduğu kadar etleri dinlendirerek ve az miktarda tüketmeliyiz. Özellikle bayramların tadı olan tatlıların tüketimine de çok dikkat etmemiz gerekir. Özellikle hamur işi tatlılar yerine daha sütlü tatlılar tüketilmeli. Ama misafirliklerde ikramdan dolayı yenilmek zorundaysa da mümkün olduğu kadar öğlen yemeklerinde gündüz saatlerinde az miktarda tüketilmeli dikkat edilmeli&quot; şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Aug 2018 14:23:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/diyetisyen-karabag-quottaze-et-tuketmek-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyorquot-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaşam biçimini değiştirerek kısırlıktan korunmak mümkün</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yasam-bicimini-degistirerek-kisirliktan-korunmak-mumkun-36436</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yasam-bicimini-degistirerek-kisirliktan-korunmak-mumkun-36436</guid>
                <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hakan Çoksüer&#39;in, çocukluktan itibaren yaşam biçimi ve beslenme alışkanlığını değiştirerek günümüzde yüzde 14&#39;lere ulaşan...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hakan Çoksüer&#39;in, çocukluktan itibaren yaşam biçimi ve beslenme alışkanlığını değiştirerek günümüzde yüzde 14&#39;lere ulaşan infertiliteden (kısırlık) korunmanın yollarını anlattığı ve Türkiye&#39;de bir ilk olma özelliğini taşıyan &#39;Doğurganlık beslenmesi ve annelik diyeti&#39; adlı kitabı çıktı.<br/>Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hakan Çoksüer&#39;in yüzde 14&#39;lere ulaşan oranı ile çocuk sahibi olanların korkulu rüyası haline gelen kısırlıktan, çocukluktan itibaren beslenme alışkanlıklarını değiştirerek nasıl korunulabileceğini anlattığı &#39;Doğurganlık beslenmesi ve annelik diyeti&#39; adlı kitabı raflardaki yerini aldı. 3 yıllık bir emeğin ürünü olan kitap, kadın ve erkek için çocukluktan itibaren kısırlıktan korunmak amacıyla, beslenme diyetleri ve mevsimlere göre hazırlanan yemek tariflerini içermesinin yanı sıra hangi gıdalardan uzak durulması gerektiğini de anlatıyor. Kısırlık oranının gittikçe arttığını ve bunun en önemli sebebinin de yaşam biçimi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çoksüer, &quot;Kendi pratiğimde baktığımda gerçekten de beslenme ile ilgili ve kısırlıktan korunma ile ilgili çok ciddi bir bilgi eksikliği olduğunu gördüm. Onun için bu kitabı hazırlama gereği duydum&quot; dedi.<br/><br/>Türkiye&#39;de ilk<br/>Kitabı hazırlarken profesyonel bir ekiple çalıştığını, içerisindeki kaynaklar ve hazırlanış biçimi ile kitabın Türkiye&#39;de bir ilk olma özelliğini taşıdığını belirten Doç. Dr. Çoksüer, &quot;Çünkü biz burada yemek tariflerini bile verirken mevsimlere göre hangi gıdaların doğurganlığı arttırdığını, hangi gıdaların özellikle infertiliteye karşı, hangi gıdaların vitamin yönünden yüksek olduğunu belirtirken bunları diyetisyen eşliğinde yaptık. Dört mevsime yönelik menülerimiz mevcut. Yemek kitabındaki görselleri bile hazırlarken yemekler uzman bir aşçı tarafından hazırlandı. Uzman bir fotoğrafçı tarafından bu yemeklerin çekimi yapıldı&quot; diye konuştu.<br/><br/>&quot;Kısırlık ciddi oranda artıyor&quot;<br/>Yaptığı çalışmalarda kısırlığın çok ciddi oranlarda arttığını gördüğünü ve bunun da yaşam biçimiyle çok ciddi anlamda ilişkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çoksüer, &quot;Yaşam biçimimizi değiştirerek kısırlığı yenebilir miyiz? diye bu kitabı çıkarmak için yola çıktım. Beslenme ve kısırlığa karşı korunma ile ilgili ilk kitap olması çok çok önemli. Çünkü Türkiye&#39;de böyle bir kitap yok. Bu yüzden birçok kişinin bu kitaptan bilgi elde edebileceğini düşünüyorum. Kadınlara, daha evlenmeden bu kitabı okumalarını öneriyorum. Çünkü kısırlık oranları eskiden yüzde 5&#39;lerdeyken şimdi yüzde 14&#39;lere varan oranlara çıkmış durumda. Bu kitap okunduğunda kişi kendini nasıl kısırlıktan koruyabilir bunu öğrenmiş olacak. Yaşam biçimini değiştirerek kısırlığın bir hastalık değil sonradan ortaya çıkan bir problem olduğunu gördük. Bu kitabı okuyanlar kendini kısırlıktan korumuş olacak. Evli olup kendini anneliğe hazırlayan kadınlar da gebeliğe hazırlanırken hangi besin maddelerini almaları lazım, beslenme biçiminin nasıl olması gerekiyor, hangi gıdalardan uzak durması gerekiyor gibi konularda vurgumuzu yaptık. Günümüzde erkek kısırlığı da had safhaya çıkmış durumda. Kitap, erkek kısırlığından da koruyucu gıdaları içeriyor. Gıdaların içerisinde hangi vitaminlerin, hangi minerallerin yüksek olduğunu gösteren çalışmalarımız da var. Ayrıca genç kızlarda polikistik over hastalığı çok fazla. Bu hastalık özellikle kilo artışıyla karakterize hormon bozukluğudur. Hormon bozucu maddelerin artışına bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalık. Biz burada özellikle hormon bozucu maddelerden nasıl korunabiliriz? Hangi gıdaları yersek kendimizi o hastalıktan koruyabiliriz? Bu kitapta bu sorunun da cevabını bulabilecekler. Erken menopoz hastaları da çok fazla. Bunun da yaşam biçimiyle alakalı olduğunu bilimsel çalışmalar gösteriyor. Erken menopoz şüphesi olanlar ya da erken menopoza girmiş olanlar da yaşam biçimini değiştirerek kendi seyrini olumlu yönde değiştirebilir. Bu yüzden biz bu kitabı hazırlarken sadece kısırlık problemi olan kadınların okuması gereken bir kaynak değil daha genç kız iken kendini kısırlıktan korumak için ve aynı zamanda problem oluşturmadan yaşam biçimini değiştirmek için bir kaynak olarak hazırladık. Bu yönden çok çok önemli bir kaynak. Türkiye&#39;de bir ilk olması bizim için bir gurur kaynağı. Bu kitabın beslenme biçimimizi bir yaşam biçimi haline getirebileceğimiz bir kaynak olması bizim için çok çok önemli. Kendimizi kısırlıktan nasıl koruyabileceğimizi gösteren ve nasıl beslenirsek kısırlık problemi yaşama ihtimalimizin en az olacağını gösteren müthiş bir kaynak&quot; ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Aug 2018 14:23:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/yasam-bicimini-degistirerek-kisirliktan-korunmak-mumkun-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından kurban etini pişirme ve saklama önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzmanindan-kurban-etini-pisirme-ve-saklama-onerileri-36379</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzmanindan-kurban-etini-pisirme-ve-saklama-onerileri-36379</guid>
                <description><![CDATA[Denizli İl Sağlık Müdürlüğü Diyetisyeni Tuba Sözer, Kurban Bayramı&#39;nda dengeli beslenilmesi ve et tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini belirterek, etlerin pişirilme...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Denizli İl Sağlık Müdürlüğü Diyetisyeni Tuba Sözer, Kurban Bayramı&#39;nda dengeli beslenilmesi ve et tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini belirterek, etlerin pişirilme yöntemleri ve saklanması konusunda yapılması gerekenleri anlattı.<br/>Kurban Bayramı&#39;nda et tüketiminin yanı sıra şekerli besin tüketiminin de arttığını ve bayram günlerinde kurulan geniş sofralarda porsiyon kontrolünün sağlanmasının zorlaştığını belirten Tuba Sözer, bu durumların özellikle tansiyon, diyabet, böbrek hastalığı olanlar ve riskli grupta olan bireylerde sıkıntılı durumlara yol açabileceğini söyledi.<br/><br/>&quot;Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma tercih edilmemelidir&quot;<br/>Kurban Bayramı&#39;nda etin tüketim miktarının yanı sıra pişirme yöntemlerine de dikkat edilmesi gerektiğinden bahseden Sözer, &quot;Etlerin pişirilmesinde haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi çeşitli kanserojen maddelerin oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemelidir. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli ve ilave yağ eklenmemelidir. Özellikle kuyruk yağı veya tereyağının et yemeklerinde kullanılmasından kaçınılmalıdır. Etler ızgarada pişirilirken, etle ateş arasındaki uzaklık eti yakmayacak ve &#39;kömürleşme&#39; sağlamayacak şekilde ayarlanmalıdır. Yüksek ateş yüzeydeki proteinleri birdenbire katılaştırır ve ısı etin iç kısmına ulaşamaz. Bu nedenle etlerin iç sıcaklığı en az 75 derece olmalıdır. Çok yüksek ısı, etin dış yüzeyinin yanmasına ve su kaybının fazla olmasına yol açarak besin öğesi kaybını artırır&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde saklanmalı&quot;<br/>Kesilen etlerin korunmasının ve saklanmasının insan sağlığı açısından çok önemli olduğuna değinen Sözer, etin saklanma koşullarını da şu şekilde açıkladı:<br/>&quot;Kurban etleri, büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılmalı ve buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta eksi 2 derecede birkaç hafta, eksi 18 derece derin dondurucuda ise daha uzun süreyle saklanabilir. Kurban eti uygun koşullarda kesildikten sonra, etler hayvanın uygun yerlerinden yağlı kısımları ayrılarak parçalanmalıdır. Kesilen kurban eti mutlaka buzdolabında 1 gün bekletilmelidir. Bekleyen et böylece suyunu verecek ve daha iyi pişirmeye hazır hale gelecektir. Etler kolaylıkla bozulabilen potansiyel riskli besinlerdir. Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözünmesi bazı &#39;mikroorganizmalar&#39; için üreme ortamı oluşturur ve bu da sağlığımızı tehdit eder. Çözünen et hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Etlerin, oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil, yine buzdolabının alt bölmesinde çözünmesi sağlanmalıdır. Derin dondurucuda saklanan etin buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenebilir. Etin çabuk çözünmesi amacıyla uygulanan kalorifer, soba üzerinde çözünme, oda sıcaklığında bekletme gibi yöntemler, insan sağlığı açısından tehlikeli sonuçları da beraberinde getirmektedir&quot; diye konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Aug 2018 18:31:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/uzmanindan-kurban-etini-pisirme-ve-saklama-onerileri-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Van&amp;#39;da &amp;quot;Verimlilik, Yerinde Değerlendirme Rehberi&amp;quot; toplantısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/van-da-verimlilik-yerinde-degerlendirme-rehberi-toplantisi-36354</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/van-da-verimlilik-yerinde-degerlendirme-rehberi-toplantisi-36354</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Verimlilik ve Kalite Uygulamaları Daire Başkanlığı koordinasyonunda Van&#39;da &#39;Verimlilik, Yerinde Değerlendirme Rehberi&#39; konulu...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Verimlilik ve Kalite Uygulamaları Daire Başkanlığı koordinasyonunda Van&#39;da &#39;Verimlilik, Yerinde Değerlendirme Rehberi&#39; konulu bilgilendirme toplantısı yapıldı.<br/>Van, Siirt, Hakkari, Muş ve Bitlis illerinden katılımın olduğu ve Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin konferans salonunda yapılan toplantıya Sağlık Bakım Hizmetleri ve Eğitim Dairesi Başkanı Bilgen Bağcı Aydın, Tedarik Planlama Stok ve Lojistik Yönetimi Daire Başkanı Uzm. Ecz. İrem Mühürcü de katıldı. Van İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Nevzat Akdoğan&#39;ın açılış konuşmasının ardından kürsüye çıkan Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Verimlilik ve Kalite Uygulamaları Daire Başkanı Dr. Cihan Döğer, Sağlık Bakanlığının yayımladığı &#39;Verimlilik Rehberi&#39;nde, sağlık tesisi yöneticilerinin tıbbi, idari ve mali süreçlere proaktif olarak katılması ve yöneticilerin sağlık tesisindeki sorunlu alanları tespit ile erken müdahale edebilmesinin hedeflendiğini söyledi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Aug 2018 18:31:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/van39da-quotverimlilik-yerinde-degerlendirme-rehberiquot-toplantisi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Meslek Lisesi yeni binasına kavuşuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/saglik-meslek-lisesi-yeni-binasina-kavusuyor-36339</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/saglik-meslek-lisesi-yeni-binasina-kavusuyor-36339</guid>
                <description><![CDATA[Bursa&#39;nın Yenişehir ilçesinde, 25 yıldır göçebe gibi çeşitli okullarda hizmet veren Hüma Hatun Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi yeni binasına kavuşuyor.Okul binasında incelemelerde...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Bursa&#39;nın Yenişehir ilçesinde, 25 yıldır göçebe gibi çeşitli okullarda hizmet veren Hüma Hatun Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi yeni binasına kavuşuyor.<br/>Okul binasında incelemelerde bulunan Yenişehir Belediye Başkanı Süleyman Çelik, yeni binanın 2018-2019 eğitim öğretim yılına yetişeceğini belirtti. Çelik, &quot;Hüma Hatun Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi 25 yıldan bu yana önce Süleyman Paşa, ardından Ticaret ve son olarak da Subaşı okullarında eğitim ve öğretimini sürdürüyordu. Önemli bir eksikliğin gideriliyor olması bizleri mutlu etti. Binamız tamamen bitti. Ufak tefek rötuşlar atılıyor. İnşallah 2018-2019 eğitim ve öğretim yılına yetişecek. İlçemize ve eğitim camiamıza hayırlı olsun&quot; dedi.<br/>Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürü Musa Ayaz da, 25 yıllık hasretin bittiğini belirterek, &quot;16 derslikli yeni okul binamızın bitmesi bizleri mutlu etti. Böyle bir okulu ilçemize kazandırdıkları için belediye başkanımıza, kaymakamımıza ve ilçe idarecilerimize teşekkür ediyorum. Sadece sınıflarıyla değil atölye binaları ile laboratuarları ve spor salonu ile gerçekten mükemmel bir okul. İnşallah bundan sonra bu okuldan hayırlı nesiller yetiştireceğiz&quot; diye konuştu.<br/>Okul Müdürü Metin Azak&#39;ta, 500 öğrenci kapasiteli okulun çağın normlarına uygun bir okul olduğunu söyledi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Aug 2018 18:31:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/saglik-meslek-lisesi-yeni-binasina-kavusuyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vatandaş evde sağlık hizmetlerin çok sevdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/vatandas-evde-saglik-hizmetlerin-cok-sevdi-36198</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/vatandas-evde-saglik-hizmetlerin-cok-sevdi-36198</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde &#39;Evde sağlık Hizmetlerini&#39; uygulayan 2. il olan Adıyaman&#39;da vatandaşlar bu hizmetten duydukları memnuniyeti dile getiriyor.Adıyaman&#39;da yaklaşık 10 yıl önce uygulanmaya...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Ülkemizde &#39;Evde sağlık Hizmetlerini&#39; uygulayan 2. il olan Adıyaman&#39;da vatandaşlar bu hizmetten duydukları memnuniyeti dile getiriyor.<br/>Adıyaman&#39;da yaklaşık 10 yıl önce uygulanmaya başlayan Evde Sağlık Hizmetleri hız kesmeden devam ediyor. Adıyaman&#39;da sadece 2017 yılında evde sağlık ekipleri tarafından 17 bin ev ziyareti gerçekleştirilerek, gerekli olan sağlık hizmeti verildi. Adıyaman&#39;da şuanda kayıtlı olan bin 300 kişi evde sağlık hizmeti alıyor. 24 saat esasına dayalı olarak çalışan evde sağlık birimi ekipleri evde sağlık hizmeti, hastayı evden alıp hastaneye götürme, tedavisini yaptırıp geri evine bırakma işlemleri yapıyor. Doktor, yardımcı sağlık personeli, bakım elemanı ve şoförden oluşan 7 ekipte yaklaşık 50 kişi görev yapıyor.<br/>Evde sağlık hizmeti alan Mehmet Akan, devletin böyle bir imkanı olmasından dolayı yetkililere teşekkür ederek, &quot;Evimize kadar gelen Dr. Ümmühan Çelik ve ekibi başta olmak üzere bu uygulamayı hayata geçiren devlet yetkililerine teşekkür ediyorum. Bana göre evde sağlık hizmetleri devletimizin hayata geçirdiği en hizmetlerden bir tanesidir. Yıllar önce ilimizde hastane yetersiz iken insanlar hastaneye gidemez, çevre illere sevk edilirken ölürlerdi. Şimdi ise sağlık hizmeti eve kadar geliyor. Doktorlarımıza, hemşirelerimize Allah zeval vermesin. Sağlık Müdürü Dr. Erdoğan Öz ve ekibine bu güzel çalışmasından dolayı teşekkür ediyorum&quot; diye konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Aug 2018 16:53:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/08/vatandas-evde-saglik-hizmetlerin-cok-sevdi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Özgönül: &amp;quot;Kara erik hoşafı kansere ve yaşlanmaya karşı koruyucudur&amp;quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/dr-ozgonul-kara-erik-hosafi-kansere-ve-yaslanmaya-karsi-koruyucudur-36023</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/dr-ozgonul-kara-erik-hosafi-kansere-ve-yaslanmaya-karsi-koruyucudur-36023</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında vücudun su ihtiyacını karşılamak için bol sıvı tüketmenin önemli olduğunu belirten Dr. Fevzi Özgönül, ev yapımı hoşafın adeta bir vitamin deposu olduğuna dikkat...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında vücudun su ihtiyacını karşılamak için bol sıvı tüketmenin önemli olduğunu belirten Dr. Fevzi Özgönül, ev yapımı hoşafın adeta bir vitamin deposu olduğuna dikkat çekti ve özellikle yaşlanma ile kansere savaş açmak için yaz aylarında sıklıkla tüketilmesi gerektiğinin altını çizdi.<br/>Dr. Fevzi Özgönül, &quot;Yaz aylarında hava sıcaklığı çok artığı için vücudumuz çok terleyerek su kaybederiz tabii ki terleme ile sadece su değil vücudumuzdan bir kısım mineralleri de kaybederiz. Bu su ve mineralleri vücudumuza geri koymak için mutlaka sıvı bir şeyler içmeliyiz. Günümüzde su tüketimi özellikle kilo problemi yaşayanlar arasında çok azdır. Bu problemi olan kişilerin sindirim sistemi düzgün çalışmadığı için yiyeceklerde sindiremedikleri şekeri ya tatlı olarak veya tadı olan bir içecek tüketerek gidermeye çalışırlar. Aslında su içmek diğer tüm içeceklerden çok daha önemlidir. Çünkü vücudumuzun ihtiyacı sudur&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Kara erik hoşafı en faydalısı&quot;<br/>Dr. Fevzi Özgönül, hoşaf tüketimiyle ilgili şu şekilde konuştu:<br/>&quot;Su içemiyor veya arada su dışında bir başka alternatif arıyorsanız size hoşaf önerelim. Diğer tüm alternatif içecekler ile karşılaştırıldığında hem kendinizin hazırlayabileceği, doğal ve en önemlisi içerisinde bol miktarda vitamin ve mineral içerdiği için asırlardır, kullanılan hoşafı tekrar hatırlama zamanımız geldi de geçiyor bile. Kimisi taze meyveden yapılana komposto, kuru meyveden yapılana hoşaf dermiş ama bence biz Türk halkı olarak hepsine hoşaf deriz. Birçok hoşaf tarifi vardır. Bunlar arasında en yaygın kullanılanı kara erik hoşafı. Kansere ve yaşlanmaya karşı koruyucudur. Vücuda giren ve kendi ürettiğimiz serbest radikal dediğimiz zararlı maddeleri en iyi temizleyen yiyeceklerin başında ise kuru erik gelir.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Jul 2018 16:53:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/dr-ozgonul-quotkara-erik-hosafi-kansere-ve-yaslanmaya-karsi-koruyucudurquot-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&amp;#39;Hamilelikten gözlerin görmüyordur&amp;#39; denilen kadının beyninde tümör çıktı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/hamilelikten-gozlerin-gormuyordur-denilen-kadinin-beyninde-tumor-cikti-35961</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/hamilelikten-gozlerin-gormuyordur-denilen-kadinin-beyninde-tumor-cikti-35961</guid>
                <description><![CDATA[Van&#39;da yaşayan ve hamilelik döneminde gözlerinde görme kaybı oluşan kadının beyninde 2 santimlik beyin tümörü tespit edildi. Ameliyat edilen kadın hem sağlığına kavuştu hem de...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Van&#39;da yaşayan ve hamilelik döneminde gözlerinde görme kaybı oluşan kadının beyninde 2 santimlik beyin tümörü tespit edildi. Ameliyat edilen kadın hem sağlığına kavuştu hem de bebeğinin sağlık durumu iyi.<br/>Van&#39;da yaşayan 34 yaşındaki ev hanımı Aysel Bozkurt, 2016 yılında 3&#39;üncü çocuğuna hamileyken, sol gözünde ileri derecede görme kaybı yaşadı. Bir firmada elektrikçi olarak çalışan 43 yaşındaki eşi Reşit Bozkurt&#39;la birlikte Van&#39;daki bir hastaneye giden Bozkurt, hamile olduğu için MR çekilemedi. Doktorlar hamilelik nedeniyle böyle bir sıkıntı yaşanabileceğini söyledi. Aysel Bozkurt&#39;un gözündeki görme kaybı, bir kız bebek dünyaya getirdiği doğumun ardından düzeldi. Ancak birkaç ay sonra yeniden sol gözünde görme sorunu başladı. Ardından Bozkurt, 4&#39;üncü kez hamile kaldı. Hamileliğin 6&#39;ncı ayına gelindiğinde sol göz tamamen görmez hale gelirken, sağ gözünde de yüzde 50 kayıp oluştu. Bunun üzerine Bozkurt ailesi, durumu öğrenen bir yakınlarının önerisi üzerine Adana&#39;nın Ceyhan ilçesine gitti. Burada hamile olduğundan dolayı MR çekemeyen doktor, &quot;beyninizde tümör olabilir&quot; diyerek tanı ve tedavi için VM Medical Park Mersin Hastanesi&#39;nde görev yapan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Rıdvan Açıkalın&#39;ı önerdi.<br/><br/>Hamilelikten kaynaklı olduğu söylendi, beyninde 2 santimetre boyunda tümör çıktı<br/>Op. Dr. Rıdvan Açıkalın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile radyoloji uzmanlarına danışarak, hastanın göz MR&#39;ını çektirdi. MR sonucunda Aysel Bozkurt&#39;un beyninde 2 santimetre boyunda bir tümör olduğu ve göz damarlarına baskı yaptığı, bunun da görme kaybına yol açtığı belirlendi. Açıkalın, sol gözün kurtulma ihtimalinin düşük olduğunu, hemen ameliyat yapılmazsa yüzde 50 görme kaybı olan sağ gözün tamamen kaybedilebileceğini söyledi. Bunun üzerine Aysel Bozkurt, gecikmeden ameliyat olmak istediğini belirtti. Açıkalın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı doktorlarının da destek verdiği ve anestezi ekibinin titizlikle görev yaptığı bir operasyon gerçekleştirdi. Yaklaşık 4 saat süren ve mikrocerrahi tekniğinin uygulandığı, göze herhangi bir müdahalenin olmadığı ameliyatla Bozkurt&#39;un beynindeki 2 santimetre boyundaki tümör alındı. Patoloji incelemesinde, tümörün iyi huylu olduğu belirlendi. Anne karnındaki bebeğin herhangi bir zarar görmediği ameliyattan kısa bir süre sonra sağ gözdeki görme kaybı tamamen ortadan kalkarken, sol gözde beklendiği gibi bir düzelme olmadı. Ancak Bozkurt, sol göründe gölgeler oluştuğunu söyledi.<br/>Konuyla ilgili gazetecilere açıklama yapan Dr. Açıkalın, göz uzmanı doktorların verdiği bilgiye göre sol gözde düşük de olsa kurtulma şansının bulunduğunu, ancak bununla ilgili zaman ve yüzde konusunda öngörüde bulunulamadığını ifade etti. Çıkarılan tümörün iyi huylu olduğunu vurgulayan Açıkalın, &quot;Tümör, göz sinirlerinin, ana beyin damarlarının ve hipofiz bezinin olduğu bölgede bulunduğu için kritik bir ameliyat oldu. Ancak bunlara zarar vermeden operasyonu gerçekleştirdik. Hastamız ve bebeği gayet iyi&quot; dedi.<br/>Aysel Bozkurt ise &quot;Ameliyatım güzel geçti. Sadece hafif bir baş ağrım var. Göremediğim için dışarı çıkamıyordum. Tamamen kör olmaktan korkuyordum. Şimdi bir gözümde hiç sorun kalmadı. Diğerinde ise gölgeler görüyorum. Artık tek düşündüğüm şey bebeğimi sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmek&quot; diye konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Jul 2018 16:52:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/39hamilelikten-gozlerin-gormuyordur39-denilen-kadinin-beyninde-tumor-cikti-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yetersiz ağız hijyeni diş ağrısına sebep oluyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yetersiz-agiz-hijyeni-dis-agrisina-sebep-oluyor-35956</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yetersiz-agiz-hijyeni-dis-agrisina-sebep-oluyor-35956</guid>
                <description><![CDATA[Dt. Zafer Kazak, yetersiz ağız hijyeninin diş ağrısına sebep olduğunu söyledi.Dt. Zafer Kazak, &quot;Bazı durumlarda ise dişeti hastalıkları nedeniyle ya da travma nedeniyle dişler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Dt. Zafer Kazak, yetersiz ağız hijyeninin diş ağrısına sebep olduğunu söyledi.<br/>Dt. Zafer Kazak, &quot;Bazı durumlarda ise dişeti hastalıkları nedeniyle ya da travma nedeniyle dişler canlılıklarını kaybedebilir. Böyle durumlarda dişlerin enfeksiyon odağı olmadan ağız içerisinde kullanılabilmeleri için kanal tedavisi yapılması gerekebilir. Dişte hissedilen ağrılar diş, dişeti ya da kemik kaynaklıdır. Öncelikle ağrının sebebi saptanmalıdır. Ağrı, çürük, iki diş arasına sıkışan gıdanın yapmış olduğu basınç, dişeti hastalıkları, dişte oluşmuş çatlaklar, dişeti çekilmesiyle açığa çıkan kök yüzeyi, minede meydana gelen aşınmalar ve hatta sinüzit gibi pek çok sebepten kaynaklanabilir. Ancak, diş ağrısının en sık karşılaşılan nedeni yetersiz ağız hijyeni varlığında gelişen derin diş çürükleridir&quot; dedi.<br/>Dişin en dış katmanı olan minede sinir olmadığını ifade eden Dt. Kazak, &quot;Bu nedenle dış uyaranlardan rahatsız olmayız ancak içteki dokulara doğru ilerledikçe his artar. Çürüğe neden olan çok sayıda mikroorganizma, çürüğün ilerlemesiyle birlikte dişin içerisinde bulunan sinirlere ulaşabilir. Başlangıçta hafif olan ağrılar çürük ilerledikçe giderek şiddetlenir. Ağrı farklı şekillerde oluşabilir: Soğuk ve sıcak uyaranlara karşı gelişen şiddetli ve uzun süreli ağrı, çiğneme esnasında baskıyla oluşan ağrı veya kendiliğinden başlayıp uzun süre devam eden ağrı görülebilir. Gece başlayan şiddetli diş ağrısının sebebi ileri derecede çürümüş bir dişin iltihaplanmaya başlamasıdır. Bu iltihabi durum diş içindeki sinir-damar paketinde baskı oluşmasına ve özellikle gece uykudan uyandıracak şiddette zonklayıcı tarzda ağrıya sebep olur&quot; diye konuştu.<br/>Diş ağrılarının kendiliğinden geçmesinin beklenmemesi uyarısında bulunan Dt. Kazak, &quot;Halk arasında uygulanan karanfil, sarımsak, alkol, aspirin vb. yöntemler işe yaramamakta hatta diş ve çevresindeki dokulara zarar verdiği için tavsiye edilmemektedir. Ağrı diş çürüğü kaynaklıysa ve çürük ilerleyerek dişin sinirine kadar ulaşmışsa ya da diş siniri başka sebeplerle (travma, diş kırığı vs.) canlılığını yitirmişse, bu dişler &#39;kanal tedavisi&#39; ile tedavi edilebilir. Herhangi bir tedavi uygulanmadığı takdirde enfeksiyon şişliğe neden olabilir, apse oluşabilir. Sonuç olarak tedavi edilmezse dişin çekilmesi gerekebilir&quot; açıklamalarında bulundu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Jul 2018 16:52:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/yetersiz-agiz-hijyeni-dis-agrisina-sebep-oluyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toplum Sağlığı ve Kadın Konulu Seminer Düzenlendi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/toplum-sagligi-ve-kadin-konulu-seminer-duzenlendi-35902</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/toplum-sagligi-ve-kadin-konulu-seminer-duzenlendi-35902</guid>
                <description><![CDATA[Erzincan&#39;da Toplum Sağlığı ve Kadın konulu seminer düzenlendi. Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü ve Kadın ve Demokrasi Derneği Erzincan temsilciliği işbirliği ile &quot;Toplum...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Erzincan&#39;da Toplum Sağlığı ve Kadın konulu seminer düzenlendi. Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü ve Kadın ve Demokrasi Derneği Erzincan temsilciliği işbirliği ile &quot;Toplum Sağlığı ve Kadın&quot; başlıklı bir seminer programı düzenlendi.<br/>Seminerde Sağlık Hizmetleri Başkanı Halk sağlığı Uzmanı Dr. Asuman Tezel Kahraman &quot;Sağlıklı Beslenme ve Obezite&quot;, &quot;Akılcı İlaç Kullanımını&quot;; Çocuk sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Karatekin, &quot;Bağışıklama ve Aşının önemini&quot;; KETEM sorumlu hekimi Dr. Funda Demirel ise &quot;Kanser Taramaları ve Erken Teşhisin Önemini&quot; anlatarak katılımcıları doğru bilenen yanlışlar ve yapılması gerekenler konularında bilgilendirdiler.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Jul 2018 19:13:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/toplum-sagligi-ve-kadin-konulu-seminer-duzenlendi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Boyatmaya gittiği saçları kuaförde elinde kaldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/boyatmaya-gittigi-saclari-kuaforde-elinde-kaldi-35871</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/boyatmaya-gittigi-saclari-kuaforde-elinde-kaldi-35871</guid>
                <description><![CDATA[Manisa&#39;nın Salihli ilçesinde iddiaya göre saçlarını boyatmak isteyen bir kadının saçlarının yarısı kullanılan boya yüzünden yanarken, yarısı da dökülerek elinde kaldı.Olay...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Manisa&#39;nın Salihli ilçesinde iddiaya göre saçlarını boyatmak isteyen bir kadının saçlarının yarısı kullanılan boya yüzünden yanarken, yarısı da dökülerek elinde kaldı.<br/>Olay Manisa&#39;nın Salihli ilçesinde meydana geldi. 38 yaşındaki Raşiye Emek, saçlarını boyatmak için ilçedeki bir kuaföre gitti. Emek&#39;in saçına önce renk açma ardından saç boyama işlemi yapılmak istendi. İddiaya göre boyama işleminin ardından Emek&#39;in saçının bir bölümü yanarken bir kısmı da köklerinden döküldü. Kuaförden çıkarak karakola giden Emek, kuaförden şikayetçi oldu. Saçına yapılan işlemi anlatan Emek, &quot;Kuaförüm platin paket atmaya başladı. Platin paket attıktan sonra, aradan 1 saat geçti. Baktı ki açılmıyor, birer saat arayla tam 5 kez oriel açıcı kullanarak saçımı bu hale getirdi. Çünkü yıkama işleminden sonra benim saçlarım döküldü. Hemen kozmetikçiyi aradı. Arkadaşı bir boya, bir de şişe getirdi. Siyah boyayı sürünce, boyatmamın bir anlamı yok diyerek kuaförüme, keşke boyatmasaydım, kendi paramla rezil olmak buymuş dedim. Yıkama işlemine alınca, tekrar oriel ve toz koydu. Saçlarım mor rengine alıp, bu hale geldi. Şuan burada 4 renk var. Saçlarım tek tek kopmaya başladı. Kopan bu elimdeki saçlarımın yarısından fazlası da kuaförde kaldı&quot; dedi.<br/>Aynada kendisini bu halde gördükten sonra şok geçirdiğini anlatan Emek, &quot;Hemen polisi aradım. Polis geldi. Daha sonra karakola giderek, saçımı bu hale getiren kuaförden şikayetçi oldum. Şuan çok sinirliyim, saçlarımın bu hale gelmesinden sonra hiç uyumadım. Ben bu saçlarıma gözüm gibi bakarken, benim saçlarımı bu hale getirdi. Elimden geldiği kadar, hakkımı savunacağım&quot; diye konuştu.<br/>Saçlarını bu hale getiren kuaför hakkında tazminat davası açacağını belirten Emek, &quot;Avukatımla görüştüm, tazminat davası açacağım. Çünkü her şeyin bir bedeli var. Benim canımı yaktı, başkalarının canını yakmasın&quot; ifadelerini kullandı.<br/>Emek&#39;in saçına işlem yapan kadın kuaförü ise iddialarla ilgili açıklama yapmadı.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Jul 2018 19:13:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/boyatmaya-gittigi-saclari-kuaforde-elinde-kaldi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meram Tıp Fakültesi yeni binasında hizmet vermeye başladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/meram-tip-fakultesi-yeni-binasinda-hizmet-vermeye-basladi-35751</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/meram-tip-fakultesi-yeni-binasinda-hizmet-vermeye-basladi-35751</guid>
                <description><![CDATA[Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi modern altyapı üzerine tasarlanan, 900 yatak kapasiteli yeni binasında poliklinik hizmeti vermeye başladı.Konu ile ilgili...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi modern altyapı üzerine tasarlanan, 900 yatak kapasiteli yeni binasında poliklinik hizmeti vermeye başladı.<br/>Konu ile ilgili açıklama yapan NEÜ Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker, ülkemizde sağlık alanında güzel gelişmelerin yaşanmaya devam ettiğini söyleyerek, &quot;Bu süreçte Meram Tıp Fakültesi olarak bizler de kaliteli hizmetin daha kaliteli mekanlarda verilebilmesi için 4 yıl önce Kalkınma Bakanlığı ile yaptığımız görüşmeler çerçevesinde yeni hastanemizin projelendirmesini gerçekleştirdik ve TOKİ&#39;nin de katkılarıyla yapımının tamamlanmasının ardından hizmete açtık. Geçmiş yıllarda çok uzun zamanlara sarkan teslimatlar, müteahhitlik hizmetleri şükürler olsun çok kısa sürede bitirilerek aktif hale getirilip hizmete sunulmuş oluyor. Burası da 900 yataklı bir hastane olmasına karşın çok hızlı bir şekilde, 3,5 sene içerisinde tamamlandı ve hizmete girdi. Bölgemize, şehrimize hayırlı olsun. Meram Tıp Fakültesi Hastanesi daha donanımlı, modern, çağdaş, hastalarımızın ve hekimlerimizin daha uygun ortamlarda hizmet üretebileceği nitelikli bir binaya kavuşmuş oldu&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Hastanenin yapımında her detay ince ince düşünüldü&quot;<br/>Binanın teknik özellikler açısından farklı olduğunu belirten Rektör Şeker, &quot;Hem elektrik üretimi, verimlilik, iklimlendirme hem de akıllı bina olması bağlamında her bir kliniğin ince ince düşünülerek yerleştirildiği, her faaliyetin tek tek incelendiği, sağlık eğitimi ve sağlık hizmetinin nitelikleri göz önünde bulundurularak planlamanın yapıldığı bir bina. Ben bu binada çalışanların da tedavi olmaya gelen hastalarımızın da mutlu bir şekilde hizmet verme ve hizmet alma konularında herhangi bir sorun yaşamayacağını düşünüyorum. Emeği geçen Ankara&#39;daki bürokratlarımıza, siyasilerimize ve Konya&#39;daki ekip arkadaşlarımıza, yerel yönetimlerimize şükranlarımızı sunuyorum. Konya&#39;da kaliteli ve nitelikli bir sağlık kuruluşu örneğini, ülkemizde var olan diğer örnekler gibi görmüş oldu. Bundan sonra bize düşen bu binanın hakkını verecek şekilde hem genç doktorları yetiştirmek hem de daha üst düzeyde verimli, nitelikli, modern sağlık hizmetini sunmaktır&quot; diye konuştu.<br/>Taşınmaya yönelik ön hazırlık çalışmalarının yaklaşık 1 senedir devam ettiğini ifade eden Rektör Prof. Dr. Şeker, &quot;Diğer binalarımızı da rehabilite ederek, gerek onkoloji gerek psikiyatri polikliniklerini ve diğer branşlarımızı da mevcut yerlerinin daha geniş mekana taşınmasıyla beraber daha kaliteli ve nitelikli kılmış olacağız. Buradan kurumumuz, Konya&#39;mız ve ülke insanımız yararlanmış olacak. Bununla beraber tıp eğitiminde, sağlık eğitiminde, sağlık hizmetinde daha öne çıkmış olan bir Konya, kalitesini artırmış bir üniversite olarak hizmet üretmiş olacağız. Başarılı bir sağlık hizmeti sunumu uluslararası alana taşınmış olacak inşallah&quot; şeklinde konuştu.<br/>Binanın yeni olması nedeniyle teknik olarak aksaklıkların yaşanmaması için tüm tedbirlerin alındığını kaydeden Rektör Şeker, taşınmanın sağlık hizmetini aksatmaması için özenli ve dikkatli şekilde çalıştıklarını, bu süreci de 15 gün içerisinde tamamlamayı planladıklarını söyledi.<br/><br/>&quot;Hastalara 5 yıldızlı otel kalitesinde hizmet verilecek&quot;<br/>Meram Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Celalettin Vatansev ise, &quot;15 Temmuz&#39;da hizmete gireceğine dair verdiğimiz söz üzere nihayet hastanemiz hizmete açıldı. İlk etapta poliklinik hizmetleri görülmekte, çoğu poliklinik hizmetleri yeni yerleşkede halkımıza hizmet vermektedir. Bilindiği üzere hastanemiz 74-75 bin metrekare açık alanda ve 100 bin metrekare kapalı alanda olmak üzere geniş bir kompleks halinde. Kaliteli bir hizmet anlayışı içerisinde sağlık eğitimini ve kaliteli sağlık hizmetini gelecekte öğrencisiyle, asistanlarıyla ve öğretim üyeleriyle birlikte halkımıza bu binada vermeye çalışacağız&quot; dedi.<br/>Hastalara 5 yıldızlı otel kalitesinde hizmet verileceğini aktaran Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Tekin, &quot;Ülkemiz için çok anlamlı bir gün olan 15 Temmuz&#39;da açmayı planladığımız, umutla beklediğimiz hastanemiz hizmet vermeye başladı. Özellikle poliklinik hizmeti bazında hastanemizi hizmete açtık. Göz, fizik tedavi, psikiyatri, cildiye, çocuk ve onkoloji poliklinikleri dışındaki bütün polikliniklerimiz yeni binamızda hizmet vermeye başladı. Güzel bir mekân oldu, inşallah hastalarımız çok yakın zamanda 5 yıldızlı otel hizmetini almaya başlayacak. Çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. İnşallah önümüzdeki ayın başında yataklı servisleri, ameliyathaneleri ve yoğun bakım üniteleri ile beraber bütün hastaneyi taşımayı planlıyoruz. Bunları tamamladıktan sonra hastalarımız gayet güzel bir ortamda hizmet alacak. İnşallah daha iyi hizmetler sunmak nasip olur&quot; şeklinde konuştu.<br/>Son birkaç ay çok yoğun bir çalışma sarf edildiğini kaydeden Prof. Dr. Tekin, &quot;Hastanenin yapımında emeği geçen herkese, başta devlet büyüklerimiz olmak üzere üniversite ve hastane yöneticilerine, tüm çalışanlara çok teşekkür ediyorum. Hastanemiz yeni açıldığı için mutlaka ufak tefek eksikleri olacaktır. Ama bunlar çözülemeyecek eksiklikler değil. Bu konuda çalışanlarımızdan ve vatandaşlarımızdan anlayış bekliyoruz. Konya&#39;ya ve vatandaşlarımıza hayırlı olsun&quot; ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Jul 2018 19:54:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/meram-tip-fakultesi-yeni-binasinda-hizmet-vermeye-basladi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp krizi geçiren vatandaşın imdadına hava ambulansı yetişti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kalp-krizi-geciren-vatandasin-imdadina-hava-ambulansi-yetisti-35729</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kalp-krizi-geciren-vatandasin-imdadina-hava-ambulansi-yetisti-35729</guid>
                <description><![CDATA[Malatya&#39;nın Darende ilçesinde kalp krizi geçiren Memiş Gürbüz ambulans helikopterle hastaneye kaldırıldı.Edinilen bilgilere göre, Somuncu Baba Külliyesinde bulunan havuza giderken yolda...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Malatya&#39;nın Darende ilçesinde kalp krizi geçiren Memiş Gürbüz ambulans helikopterle hastaneye kaldırıldı.<br/>Edinilen bilgilere göre, Somuncu Baba Külliyesinde bulunan havuza giderken yolda şiddetli göğüs ağrısı hisseden Memiş Gürbüz (63), Darende Hulusi Efendi Devlet Hastanesine gitti. Burada yapılan ilk müdahalede hastanın kalp krizi geçirdiği tespit edildi. Durumu kritik olan hasta için daha sonra 112 komuta merkezinden hava ambulansı talep edildi.<br/>Kalp krizi geçiren yaşlı adam daha sonra Darende Stadı&#39;na inen hava ambulansına taşınarak Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Hastanın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Jul 2018 19:54:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/kalp-krizi-geciren-vatandasin-imdadina-hava-ambulansi-yetisti-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı terleme kabusunuz olmasın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-terleme-kabusunuz-olmasin-35667</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-terleme-kabusunuz-olmasin-35667</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar pudra, krem ve deodorant gibi kişisel bakım ürünlerinin tek başına aşırı terlemeyi önlemediğini ve buna bağlı koku sorununu da geçici bloke edebildiğini söyledi.Sıcakların...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar pudra, krem ve deodorant gibi kişisel bakım ürünlerinin tek başına aşırı terlemeyi önlemediğini ve buna bağlı koku sorununu da geçici bloke edebildiğini söyledi.<br/>Sıcakların giderek arttığı şu günlerde can sıkıcı bir durum olarak ortaya çıkan aşırı terleme sorununun hem estetik hem de sosyal yaşantıda sıkıntılara sebebiyet verdiğini ifade eden Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Aydın, bu sorunla yaşayan bireyin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiğini ve sosyo-psikolojik problemleri de beraberinde getirdiğini dile getirdi. Terlemenin sağlıklı her bireyde oluşan doğal fizyolojik bir olay olduğunu belirten Op. Dr. Ufuk Aydın, &quot;Vücudun su, tuz, ısı dengesini sağlayan terleme bazı kişilerde aşırı boyutlara ulaşabilmekte. Bu sorunla yaşayan bireyin; kıyafetlerinin koltukaltının ya da neredeyse tamamının ıslak olması, çok sık kıyafet değiştirme zorunluluğu, kimse ile tokalaşmak istememe, yazı yazarken ayrıca elin altına kağıt koymak zorunda kalma, ileri boyutta da kendini diğer insanlardan soyutlama gibi yakınmaları oluyor&quot; dedi.<br/>Genellikle kırışıklarda etkili olduğu bilinen botoks ve altın iğne uygulamalarının, aşırı terleme sorununda da kullanılabildiğini aktaran Aydın, &quot;Terleme probleminde botoks, özellikle koltukaltı, avuç içi ve ayak tabanına uygulanabilmektedir. Sorunlu bölgeye yapılan uygulamanın etkisini 2-4 gün içinde görebilmek mümkündür. Terleme probleminde botoks uygulamasının etkisi 8 aya kadar sürebilir ve kişinin isteğine bağlı olarak uygulama zamanı geldiğinde tekrarlanabilir. Fraksiyonel radyofrekans altın iğne tedavisi ile yaklaşık 3 - 3.5 milimetre derinliğinde cilt altına iletken iğneler aracılığı ile inerek, o bölgede aşırı ter bezi aktivasyonunun sınırlandırılabilmektedir&quot; diye konuştu.<br/>Spesifik bölgelere yapılan terleme tedavilerinin vücudun terleme eğilimini dengeli bir hale getirdiğini belirten Op. Dr. Ufuk Aydın, yapılan tedavinin terlemenin tüm vücutta eşit düzeyde olabilmesini sağlamak için bir aracı olarak değerlendirilebileceğini, bu sayede de yaşanan fiziksel ve psikolojik problemlerden de bireylerin kurtulabildiklerini söyledi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Jul 2018 12:46:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/asiri-terleme-kabusunuz-olmasin-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı kilo tüp bebek riskini çoğaltıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-kilo-tup-bebek-riskini-cogaltiyor-35588</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-kilo-tup-bebek-riskini-cogaltiyor-35588</guid>
                <description><![CDATA[Prof.Dr. Cem Fıçıcıoğlu, aşırı kilonun tüp bebek riskini çoğalttığını söyledi.Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof.Dr. Cem Fıçıcıoğlu, &quot;Aşırı kilolu ya da...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Prof.Dr. Cem Fıçıcıoğlu, aşırı kilonun tüp bebek riskini çoğalttığını söyledi.<br/>Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof.Dr. Cem Fıçıcıoğlu, &quot;Aşırı kilolu ya da çok zayıf kiloda olmak, doğal yollardan hamile kalmayı engellediği gibi, uygulanacak tüp bebek başarısını da azaltır. Maalesef kilo konusunda normal sınırların çok dışında olmak, kadın vücudunda düzenli yumurtlamanın bozulmasına hatta kaliteli yumurta yumurtlanmasına bile engel teşkil eder. Yumurtlama bile gerçekleşmeyebilir. Adette düzensizliklere kadar ilerler&quot; dedi.<br/>Vücut kitle indeksinin ya da kısaca BMI, bir kişinin bulunduğu ağırlığın boyuna göre endekslenmesi olduğunu ifade eden Dr. Fıçıcıoğlu, &quot;BMI, vücut ağırlığının boyun karesine bölünmesi ile hesaplanır. Yüksek BMI obezite, yani sağlıksız aşırı kilo sahibi olmak demektir. BMI 18,5 - 24.9 arasında olanlar sağlıklı yani normal kiloda, BMI 25,0 - 29,9 arasında olanlar sağlıksız yani fazla kilolu, ancak obez de değil demektir. Bu aralıkların çok altında ve çok üstünde BMI sonucu çıkanlar ya sağlıksız şekilde çok düşük kilolu ya da sağlıksız şekilde aşırı kilolu yani obez demektir. Yapılan son çalışmalarda çıkan verilere göre, tüp bebek konusunda kilo konusu kesinlikle çok önemlidir. Aşırı kilolu olmak tüp bebek başarısını maalesef azaltmaktadır. Toplumda gittikçe daha çok görülmekte olan obezite ile birlikte endokrinoloji hastalıkları da daha fazla görülmektedir. Tabii diyabet ya da tiroid rahatsızlıkları gibi endokrin konusu olan rahatsızlıklar da gerek doğal yollardan kalınan hamilelik gerek ise tüp bebek tedavileri konusunda olumsuz etki etmektedir. Aşırı kilo nedeniyle erkeklerde sperm sorunları kadınlarda da yumurtalık sorunları yaşanmaktadır. Aşırı kilolu olmak tüp bebek başarının en önemli düşmanlarından biri olmaktadır&quot; diye konuştu.<br/>Aşırı kilolu olmanın yumurtalıkların sağlıklı ve kaliteli yumurtlama ile elde edilecek yumurtaların üretiminin engellediğini kaydeden Dr. Fıçıcıoğlu, &quot;Kalitesi düşük yumurta üretimine neden olur. Tüp bebekte uygulanan yumurtalık uyarıcı ilaç ya da iğne tedavisi sonucunda da maalesef çok verimli sonuç alınmaz. Yumurta sayısı az olunca doğal olarak kaliteli embriyo üretme şansı da azalır. Tabii sorunlar bu noktada da bitmiyor. Kaliteli bir yumurtadan embriyo elde edilip anne adayının rahmine transfer edilse bile, embriyonun ana rahim duvarına sağlıklı olarak tutunma oranı da aşırı kilolu bedenlerde gittikçe zorlaşır. Diyelim ki embriyo da rahime tutundu, bu sefer hamilelik sürecinde erken kayıp oranları ya da düşük oranları yükselmektedir. Her şekilde ve her aşamada risk artmaktadır. Anne adayında aşırı kilolu olmak, vücutta erkeklik hormonunda bir artışa sebep olabilir. Vücutda periferik yağ dokusundan ya da yumurtalardaki minik kistlerden salgılanan erkeklik hormonları, kadında yumurtlama mekanizmasının bozulmasına, yumurta kalitesinin de düşmesine sebep olmaktadır. Bu şekilde yapılacak bir takım hormon testleri ve kan biyokimyası ile olası sorun belirlenerek tedavi yoluna gidilebilir&quot; açıklamalarında bulundu.<br/>Gerekirse diyetisyen takibi eşliğinde kullanılacak ilaçların, yapılacak uygun diyet ve egzersiz ile önce kilo verdikten sonra tüp bebek tedavisine başlanmasının hem kadında gebelik şansını arttıracağını, hem de hastaları gebelikte oluşabilecek obeziteye bağlı sorunlardan da özenle koruyacağını belirten Dr. Fıçıcıoğlu, &quot;Bunlar arasında hipertansiyon, diyabet, iri bebek doğumu, ve doğum sonrası bebeğe ilişkin bazı sorunlar da sayılabilir. Dolayısıyla tıbbi açıdan ideal olan, vücut kitle indeksinin 30&#39;un altına indirildiği zaman tüp bebek tedavisinin başlatılmasıdır. Ancak her türlü uyarı ve çabaya rağmen kilo vermekte başarısız olan ya da yaş açısından beklemek istemeyen kadınlar için, aşırı kilolu olma durumunda gebelik oranlarının ne olduğu önceden bilinerek, tüp bebek tedavisi başlatılabilir&quot; şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Jul 2018 10:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/asiri-kilo-tup-bebek-riskini-cogaltiyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukları ev kazalarından koruyan 13 önlem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cocuklari-ev-kazalarindan-koruyan-13-onlem-35578</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cocuklari-ev-kazalarindan-koruyan-13-onlem-35578</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklar zamanlarının büyük bir bölümünü ev ortamında geçiriyor ve eğer gerekli önlemler alınmazsa ortaya çıkabilecek ev kazaları ile karşı karşıya kalabiliyor. Çocukluk...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Çocuklar zamanlarının büyük bir bölümünü ev ortamında geçiriyor ve eğer gerekli önlemler alınmazsa ortaya çıkabilecek ev kazaları ile karşı karşıya kalabiliyor. Çocukluk dönemindeki ölümler arasında 5&#39;inci sırada yer alan ev kazaları; düşme, yanma ve sıcak suyla haşlanma, temizlik maddeleri ve ilaç içme, su ve yabancı cisim nedeniyle boğulma gibi riskleri beraberinde getiriyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü&#39;nden Uz. Dr. Samet Özer, çocukları ev kazalarından korumak için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.<br/>Kazaların % 70-75&#39;i evlerde meydana geliyor<br/>Çevrelerine karşı aşırı ilgili olan küçük yaştaki çocuklar, ev kazalarına neden olmaktadır. Çevreyi tanıma dürtüsüyle hareket eden çocuklardaki öğrenme merakı, tehlikeyi değerlendirmelerine engel teşkil eder. Araştırmalara göre çocukların geçirdiği kazaların % 70-75&#39;i ev ve yakın çevrede meydana gelmektedir. Türkiye&#39;de son 5 yılda ev kazası sonucu 120 bin çocuk hastaneye kaldırılmış ve bunlardan 2 bini hayatını kaybetmiştir. Ayrıca acil yardıma yapılan ihbarların içerisinde çocukların geçirdiği kazalar her zaman ilk üç sırada yer almaktadır.<br/>Mutfak tehlikesi!<br/>Pencere ve balkon kapılarının açık tutulması evde meydana gelen ve ölümcül olarak nitelendirilebilen kazaların nedenlerindendir. Camın ve balkon kapılarını açık bırakılması, düşme ve travma riskine yol açabilmektedir. Kazaların en fazla görüldüğü alanlardan biri mutfaklardır. Ocak üstünde kaynayan kızgın yağ ve çaydanlıktaki su, yeni pişmiş sıcak yemek her zaman çocuklar için tehlike oluşturmaktadır.<br/>Çocukların erişebileceği yerlere dikkat!<br/>Devrilmesi kolay ve ergonomik olmayan yürüteçler, yerde ve halı üzerindeki oyuncaklar, korkuluğu olmayan yataklar, ev içindeki merdiven ve zeminden yüksek alanlar, deterjan ve kireç çözücü gibi kimyasalların çocukların erişebileceği yerlerde bulunması ev kazalarının diğer önemli nedenlerini oluşturmaktadır.<br/>Yaşam kurtarıcı önlemler alabilirsiniz!<br/>Yapılan araştırmalara göre ailelerin bilinçlenmesi ve çeşitli eğitim teknikleriyle ev kazalarının 2 ile 4 kat azaltılabileceği belirlenmiştir. Evdeki eşyaların büyüklere göre değil çocuklara göre dizayn edilmesi kazaların önüne geçecektir. Alınacak basit önlemler sayesinde ev kazaları oluşmadan engellenebilmektedir.<br/>1.	Çocukların ulaşabileceği yerlerde 3 santimetreden küçük cisimler bulundurulmamalıdır. Çünkü çocuklar merak dürtüsüyle bilmediklerin cisimlerin tadına bakabilir.<br/>2.	Çocuklara 3 yaşına kadar fındık, fıstık, çekirdek gibi kuruyemişlerin yanı sıra katı gıda verilmemelidir. Her yıl yüzlerce çocuk, nefes yollarını tıkayabilen kuruyemiş ve katı gıda nedeniyle boğulma tehlikesi atlatmaktadır. Küçük ya da parçalanabilir oyuncaklar, 3 yaşından küçük çocuklardan uzak tutulmalıdır.<br/>3.	Çocukların üzerinde çengelli ya da toplu iğne bulundurulmamalıdır. Bazen kıyafetleri birleştirmek için kullanılan çengel iğneler, vücudun çeşitli bölgelerinde yaralanmalara neden olabilir.<br/>4.	Elektrikli su ısıtıcılarının kabloları, çocukların ulaşamayacakları şekilde konumlandırılmalıdır.<br/>5.	Çocukların erişebileceği mesafedeki fırın kapakları, ikinci bir anahtarla açılamayacak konuma getirilmelidir.<br/>6.	Çakmak ve kibritler çocukların erişemeyeceği yerlerde bulunmalıdır.<br/>7.	Evde kolay devrilebilen dolap, televizyon ve koltuk gibi eşyalar sabitlenmelidir.<br/>8.	Çekmecelerin kolay açılmasını engelleyen ikinci bir anahtar kullanılmalıdır.<br/>9.	Masa örtüsü kullanılmamalıdır.<br/>10.	Keskin yüzeyli ev eşyaları çocukların yaşam alanlarından uzak tutulmalıdır.<br/>11.	Çocukların kolay erişebileceği duvar yüzeyindeki elektrik prizleri, kolay açılmayan kapaklarla kapatılmalıdır.<br/>12.	Çocuklar 5 yaşından önce ranzanın üst katında ve korumalığı olmayan yataklarda yatırılmamalıdır.<br/>13.	Merdiven başlarında ve pencere önlerinde korkuluk olmasına özen gösterilmelidir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Jul 2018 10:46:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/cocuklari-ev-kazalarindan-koruyan-13-onlem-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kumluca&amp;#39;ya akupunktur tedavisi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kumluca-ya-akupunktur-tedavisi-35574</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kumluca-ya-akupunktur-tedavisi-35574</guid>
                <description><![CDATA[Kumluca Devlet Hastanesi&#39;ne atanan Anestezi Uzmanı Uzm. Dr. Osman Okhan Özekin ile birlikte hastanede akupunktur tedavisi başlayacak.Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Kumluca Devlet Hastanesi&#39;ne atanan Anestezi Uzmanı Uzm. Dr. Osman Okhan Özekin ile birlikte hastanede akupunktur tedavisi başlayacak.<br/>Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Akupunktur Tedavi eğitimini tamamlayarak sertifikasını alan Uzm. Dr. Osman Okhan Özekin Kumluca ve bölge halkına akupunktur hizmeti verecek. Kumluca İlçesi&#39;nde bir ilk olarak akupunktur tedavisi yapılacağını ifade eden Özekin, &quot;Kumluca Devlet Hastanesi&#39;ne atamam yapıldığı için ve Kumluca halkına hizmet edecek olmaktan dolayı çok memnunum. Değerli Kumluca halkının da memnun olacağını umuyorum&quot; dedi.<br/><br/>Akupunktur nedir?<br/>Akupunktur; Aku (iğne) ve punktur (delmek) anlamlarını taşıyan vücuttaki akupunktur noktalarına ve kulaktaki özel noktalara iğne uygulama ile yapılan vücudun kendi kendini tedavi ettiği 3 bin yıllık geçmişi olan tamamlayıcı tıp dalıdır. Genelde bel ağrısı, obezite (şişmanlık),diz ağrısı, fibromiyalji, baş ağrısı, sigara bıraktırma, depresyon, doğuştan olmayan sonradan gelişen kökeninde akut inflamatuar etmenlerin bulunduğu ve bilinen tıp dallarının yetersiz yada etkili olamadığı hastalık gruplarının tedavisinde etkilidir.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Jul 2018 10:46:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/kumluca39ya-akupunktur-tedavisi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklar &amp;#39;ergoterapi&amp;#39; ile engellerini eğlenerek aşıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cocuklar-ergoterapi-ile-engellerini-eglenerek-asiyor-35562</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cocuklar-ergoterapi-ile-engellerini-eglenerek-asiyor-35562</guid>
                <description><![CDATA[Yozgat Şehir Hastanesi&#39;nde yaklaşık 2 aydır hizmet veren ve kentte tek olan ergoterapi ünitesinde otizm, down sendromu ve dikkat problemi gibi sağlık sorunları olan çocuklar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Yozgat Şehir Hastanesi&#39;nde yaklaşık 2 aydır hizmet veren ve kentte tek olan ergoterapi ünitesinde otizm, down sendromu ve dikkat problemi gibi sağlık sorunları olan çocuklar eğlendirilerek tedavi ediliyor.<br/>Yozgat Şehir Hastanesi bünyesinde hizmete giren ergoterapi ünitesinde, gelişim geriliği, dikkat eksikliği, otizm, öğrenme güçlüğü bulunan 0-12 yaş aralığındaki çocuklar, ünitedeki bir odada oluşturulan top havuzu, tırmanma duvarı, salıncak, trambolin gibi terapatik ürünler eşliğinde günde 45&#39;er dakika ergoterapist eşliğinde tedavi ediliyor.<br/>Ergoterapi ünitesinde, sağlık sorunları bulunan çocukların tedavisinin yanı sıra çocukların günlük hayattaki yaşam aktivitelerinin de geliştirilmesi amaçlanıyor.<br/>Ergoterapi ünitesinde çocuğu tedavi gören Mühibe Türker, ergoterapinin çocuğunun gelişimi için büyük bir şans olduğunu belirterek tedaviden olumlu sonuç aldıklarını söyledi. Ergoterapi ünitesinin Sağlık Bakanlığı tarafından Şehir Hastanesine Ergoterapi Uzmanı&#39;nın atanmasıyla hizmet vermeye başladığını anlatan Başhekim Op. Dr. Aziz Ahmet Surel, &quot;Çocuk psikiyatrisi uzmanları ile beraber konuyu değerlendirdiğimizde otistik, kısmen felçli, toplum içinde günlük aktivitelere uyumda problem yaşayan ve bu sebeple toplumdan dışlanan evlatlarımızı günlük hayata dahil etmek için böyle bir terapi alanını açmayı uygun gördük. Hem çocuk psikiyatrist arkadaşlarımız hem de ergoterapistimizin tavsiyesiyle bu fiziki alanı oluşturduk. Bu hastanelerde olan bir durum değil. İlk defa Yozgat Şehir Hastanesi&#39;nde Yozgat&#39;ta ilk kez böyle bir hizmet vücuda geldi. Çocuklarımızın ve ailelerin ilgileri oldukça yoğun, şu anda takip ettiğimiz 19 çocuğumuz var. Her biriyle ergoterapistimiz 45&#39;e dakika çocuklarımızla ilgileniyor. Günlük aktivitelerini konuşmalarını daha akıcı, toplum içinde reddedilmeyecek, topluma daha yoğun bir şekilde katılacakları şekilde rehabilite etmeye çalışıyoruz. Çocuklar bizim milletimizin en değerli varlıkları inşallah bu evlatlarımızı bu sıkıntılarından kurtarıp toplum hayatına kurtaracağız&quot; dedi.<br/>Ergoterapist Yeşim Yıldırım ise ergoterapinin bireylerin günlük yaşamda bağımsız olmaları için çalışan temel sağlık birimi olduğunu söyleyerek &quot;Özellikle bireylerin aktivitelerini kullanıyoruz. Gerek günlük yaşam gerek üretici aktiviteler gerekse de serbest zaman aktivitelerini kullanıyoruz. Biz bu ünitede çocuklarla çalışıyoruz. Bu çocukların temel mesleği oyun olduğu için hem oyunda hem de günlük yaşamda giyinme, yemek yeme gibi aktivitelerinde bağımsız olmalarını istiyoruz. Ailelere de çocuklarına nasıl yaklaşacaklarını anlatıyoruz. Belli seanslara alıyoruz, genelde bu seansları haftanın 2-3 gününde vermeye çalışıyoruz. Çünkü çok yoğun terapiye ihtiyaç duyuyorlar&quot; şeklinde konuştu.<br/>Yıldırım, açıklamalarını şu sözlerle sürdürdü:<br/>&quot;Biz burada daha çok otizmli çocuklarla çalışıyoruz. Down sendromlu, dikkat problemi olan tüm çocuklar ya da günlük yaşantılarında problem yaşayan tüm çocuklarla çalışıyoruz. Burada tam olarak duyu bütünleme eğitimini uyguluyoruz. Hastanemizde çok kapsamlı ve bütün duyu bütünleme için gerekli olan malzemeleri sağladık. Çocuklar bizim geleceğimiz bu yüzden çocukların topluma kazandırılması gerekiyor. Bu sebeple de küçük yaşta eğitime başlanması gerekiyor.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Jul 2018 10:46:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/cocuklar-39ergoterapi39-ile-engellerini-eglenerek-asiyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Urartu Göz&amp;#39;den &amp;#39;göz içi mercek&amp;#39; uygulaması</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/urartu-goz-den-goz-ici-mercek-uygulamasi-35557</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/urartu-goz-den-goz-ici-mercek-uygulamasi-35557</guid>
                <description><![CDATA[VAN (İHA) – Urartu Göz&#39;de uygulanan ve bölgede ilk olarak gerçekleştirilen &#39;göz içi mercek&#39; uygulaması ile genç hasta sağlığına kavuştu.Urartu Göz&#39;de göz yapısı lazer...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[VAN (İHA) – Urartu Göz&#39;de uygulanan ve bölgede ilk olarak gerçekleştirilen &#39;göz içi mercek&#39; uygulaması ile genç hasta sağlığına kavuştu.<br/>Urartu Göz&#39;de göz yapısı lazer tedavisine uygun olmayan yüksek miyop ve hipermetrop gözlerin lens ya da gözlük kullanmadan net bir görüşe sahip olması için gerçekleştirilen &#39;göz içi mercek uygulaması&#39; (Fakik-IOL ) ameliyatıyla hastalar sağlığına kavuşuyor. Van&#39;da çocukluğundan bu yana 22-23 numara göz bozukluğu olan 22 yaşındaki Aybike Oğuzyer isimli genç hasta, göz içi mercek uygulaması ile kısa sürede sağlığına kavuştu.<br/>Açıklamalarda bulunan Urartu Göz kurucusu Op. Dr. Atilla Yazıcıoğlu, Türkiye&#39;de sadece belirli merkezlerde yapılabilen Fakik-IOL uygulaması ile hastaların göz bozukluğunun giderildiğini belirtti. Op. Dr. Yazıcıoğlu, &quot;Hastamızın yaklaşık 22-23 numara göz bozukluğu vardı. Hastamız ameliyattan önce birkaç metre görebiliyordu. Bu yaşta lazer uygun olmayan hastalar için göz içine özel bir lens uygulaması var. Biz buna &#39;Fakik-IOL&#39; diyoruz. Hastamıza da Fakik-IOL uygulamasını yaptık. Doğu Anadolu Bölgesinde bu uygulama yalnızca Urartu Göz&#39;de yapılmaktadır. Daha çok lazere uygun olmayan ve çok yüksek göz bozukluğu olan hastalarda bu uygulamayı gerçekleştiriyoruz&quot; dedi.<br/>Operasyonun yaklaşık 10 dakika sürdüğünü ve herhangi bir bayıltma ve uyuşturma işlevine gerek duymadan başarılı bir şekilde gerçekleştirdiklerini ifade eden Yazıcıoğlu, &quot;Ameliyat yapmadan gözün içinde bulunan merceğin ön tarafına başka bir mercek bırakıyoruz. Başarılı bir şekilde Fakik-IOL uygulamasını gerçekleştirdiğimiz hastamız şu an yüzde 100 görüyor. Hiçbir göz bozukluğu yok. Gerçekten çok yüz güldürücü ve çok başarılı bir ameliyat oldu. Hastamız da çok memnun ve mutlu&quot; diye konuştu.<br/>Bölgede A grubu göz merkezi olan Urartu Göz varken, batıdaki illere gitmeye gerek olmadığını sözlerine ekleyen Yazıcıoğlu, uygun maliyetler ile en iyi hizmeti bölge halkının ayağına getirdiklerini kaydetti.<br/>Çocukluğundan bu yana göz problemi yaşadığını ifade eden Aybike Oğuzyer ise, &quot;Küçüklüğümden bu yana uzağı ve yakını göremiyordum. Bu nedenle çok sıkıntı yaşıyordum. Lens ve gözlük kullanmak zorunda kalıyordum. Bir öneri ile Urartu Göz&#39;e geldim ve burada yapılan tedavi sonucu, bana mercek ameliyatı önerildi. Ben de mercek ameliyatı oldum. Şu an çok memnunum ve yakını da uzağı da görüyorum. Benim için gözlük ve lens bayağı sıkıntı oluyordu. Genel de lens kullanıyordum ve lensler gözümdeyken uyuyabiliyordum ve bu da gözlerim için çok zararlıydı. Çok şükür sağlığıma kavuştum. Urartu Göz uzmanlarına çok teşekkür ederim&quot; şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Jul 2018 10:46:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/urartu-goz39den-39goz-ici-mercek39-uygulamasi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karaer; &amp;quot;Türkiye sağlıkta çağ atladı&amp;quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/karaer-turkiye-saglikta-cag-atladi-35528</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/karaer-turkiye-saglikta-cag-atladi-35528</guid>
                <description><![CDATA[Sen Aydın Şube Başkanı A. Baki Karaer, Türkiye&#39;nin sağlıkta çağ atladığını belirterek; &quot;Şehir Hastaneleri ülkemizin gelecek vizyonu olacak&quot; dedi.Şehir hastaneleri üzerinden...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Sen Aydın Şube Başkanı A. Baki Karaer, Türkiye&#39;nin sağlıkta çağ atladığını belirterek; &quot;Şehir Hastaneleri ülkemizin gelecek vizyonu olacak&quot; dedi.<br/>Şehir hastaneleri üzerinden provokatif haberlerin yıpratma amaçlı olduğunu ve bu iddiaların gerçekle alakasının bulunmadığını savunan Sağlık-Sen Şube Başkanı Baki Karaer, Şehir Hastanelerinin sağlıkta dönüşümün ikinci aşamasında önemli temel taşlarından birisi olduğunu söyledi. Şehir Hastaneleri ile sağlıkta büyük bir aşama kaydedileceğini kaydeden Baki Karaer, 2002 yılından önce sağlık hizmetinin yanı sıra ilaç bile almanın sorun olduğunu, son 16 yılın sonunda ise sağlık hizmetlerine yapılan yatırımla vatandaşın yüzünün güldüğünü ifade etti. Şehir Hastanelerinin Türkiye&#39;nin gelecek vizyonu olduğunu dile getiren Karaer, &quot;Yalan yanlış haberlerle, şehir hastanelerinin değersizleştirilmeye çalışılmasını yakıştıramıyor ve doğru bulmuyoruz. Sağlık-Sen Genel Merkezimiz, Şehir Hastanelerini ziyaret etti, raporlar hazırladı. Şehir Hastaneleriyle vatandaşlarımız daha iyi ortamlarda sağlık hizmeti alırken, sağlık çalışanlarımız da daha iyi şartlarda sağlık hizmeti vermekten memnun&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>&quot;Sağlık çalışanı eksiği giderilmeli&quot;<br/>Hastanelerde 8 kişilik, 10 kişilik odalardan 2 kişilik odalara geçildiğini belirten Karaer, eleştirilerin hizmetler üzerinden karalama çabası olduğuna işaret etti. Eksiklerin mutlaka olduğunu ve bunların ortadan kaldırılması için hep birlikte çalışılması gerektiğine dikkat çeken Karaer, şöyle konuştu: &quot;Sağlık turizminin yaygınlaşmasıyla, sağlıkta yeni bir döneme geçilecek. Sağlık çalışanları açısından Şehir Hastanelerini değerlendirdiğimizde sağlık çalışanı yetersizliği göze çarpıyor ancak alınacak sağlıkçı sayısına bakıldığında da bu açığın kapatılmasının hedeflendiğin görülüyor. Personel açığının giderilmesiyle sorunlar ortadan kalkacaktır. Milletimizin en iyi ortamda sağlık hizmeti alma, sağlık çalışanının en iyi ortamda sağlık hizmeti sunmayı hak etti. Bu başarılı çalışmaları gölgelemeye kimsenin gücünün yetmeyecektir&quot;<br/><br/>Türkiye&#39;nin ilaç ve malzeme bakımından geçmişte dışa bağımlı bir ülke olduğunu anımsatan Baki Karaer, son dönemde yapılan çalışmalarla dışa bağımlılığın azaldığını, Sağlık-Sen olarak bu yönde yapılacak her türlü çalışmayı desteklediklerini söyledi. Sağlık-Sen&#39;in yerli aşı, yerli ilaç ve yerli tıbbi cihaz üretiminden yana olduğu ifade eden Karaer, üretmenin yanında ihraç etmenin de önemli olacağını da sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Jul 2018 10:46:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/karaer-quotturkiye-saglikta-cag-atladiquot-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vücutta oluşan egzama problemine dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/vucutta-olusan-egzama-problemine-dikkat-35493</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/vucutta-olusan-egzama-problemine-dikkat-35493</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Belda Yurtseven Tüner, vücutta oluşan egzama problemine dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu.Dermatoloji Uzmanı Dr. Belda Yurtseven Tüner, &quot;Egzama dediğimiz cilt problemin...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Dr. Belda Yurtseven Tüner, vücutta oluşan egzama problemine dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu.<br/>Dermatoloji Uzmanı Dr. Belda Yurtseven Tüner, &quot;Egzama dediğimiz cilt problemin çeşitleri vardır. Çocukluk çağda başlayan Atopik dermatit, temasa veya mesleksel temasa bağlı kontakt dermatit bazen strese bağlı olan veya enfeksiyon ile tetiklenen numuneler egzama veya nörodermatit gibi. Bazıları tekrarlayıcı olabilir, çeşidine göre tedavileri verilir. Bazı steroidli ponadlar, immunmodulatör kremler, yumuşak yıkama jelleri ve yoğun nemlendirici kremlere gerek duyulabilir tedavide&quot; dedi.<br/>Dr. Tüner, tedavi için kortizonlu ilaç tedavisi içinse, &quot;Gerekli ve şiddetli durumlarda tabii ki kullanıyoruz. Kortizon da sonuçta bir ilaç her ilaç gibi yan etkileri olabilir fakat çok sık ve suiistimal edilerek kullanılmadığı ve kontrollü verildiğinde bir sıkıntı olmayacaktır&quot; şeklinde konuştu.<br/>Tedavi yöntemi için öncelikle egzamanın neden oluştuğunun anlaşılması gerektiğini belirten Dr. Tüner, tedavi çeşitleri ile egzamadan tamamen kurtulmanın mümkün olduğunu söyledi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jul 2018 11:41:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/vucutta-olusan-egzama-problemine-dikkat-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mide fıtığı problemine dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/mide-fitigi-problemine-dikkat-35492</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/mide-fitigi-problemine-dikkat-35492</guid>
                <description><![CDATA[Mide fıtığının dünya çapında çok yaygın bir hastalık olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç.Dr. Fahri Yetişir, dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu.Genel Cerrahi Uzmanı...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Mide fıtığının dünya çapında çok yaygın bir hastalık olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç.Dr. Fahri Yetişir, dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu.<br/>Genel Cerrahi Uzmanı Doç.Dr. Fahri Yetişir, &quot;Normalde insanlarda özefagus (yemek borusu) göğüs kafesinde ilerler ve hiyatus denilen diyaframdaki bir açıklıktan karna geçer. Mide fıtıklarında bu hiyatus denilen açıklık az veya çok genişlemiş olur. Mide fıtığı en basit hali ile genişlemiş hiyatustan özefagustan başka bir karın içi organın göğüs kafesine girmesine denir&quot; dedi.<br/>Mide fıtığının 4 tipi olduğunu ifade eden Doç.Dr. Yetişir, &quot;Tip I Mide fıtığı: (Sliding hiyatal herni): Mide ile yemek borusunun birleşim noktası olan gastroözefagial bileşke diyaframın yukarısına doğru kaymıştır. Mide normal olması gereken pozisyondadır. Mide fundusu gastroözefagial bileşkenin altındadır. Tip II Mide fıtığı (Paraözefagial herni)(PÖH): Gastroözefagial bileşke normal olması gereken konumdadır fakat fundusun bir kısmı hiyatustan özefagusun yanından yukarı doğru fıtıklaşmıştır. Tip III Mide fıtığı: Tip I ve tip II mide fıtığının birlikte olması durumudur. Hem gastroözefagial bileşke hem de mide fundusu hiyatustan yukarı doğru fıtıklaşmıştır. Mide fundusu gastroözefagial bileşkenin üzerindedir. Tip IV Mide Fıtığı: Mideden başka bir karın içi organının mesela omentum, kalın veya ince bağırsağın hiyatustan fıtıklaşması ile karakterizedir&quot; diye konuştu.<br/>&quot;Kayıcı tipte mide fıtığında genellikle reflü hastalığına bağlı semptomlar gelişir&quot;<br/>Mide fıtıklarının yüzde 95&#39;den daha fazlasının Sliding hiyatal herni tipi fıtık olduğunu kaydeden Doç.Dr. Yetişir, &quot;Her bir fıtık tipinin tedavi endikasynları farklıdır. Çoğu mide fıtığı sonradan oluşur kongenital yanı doğumsal değildir. Çok az bir kısmı ailesel olabilir. Gastrik volvulus (midenin dönmesi): Çoğunlukla paraözefagial fıtıklarla beraber olmaktadır. Midenin dönmesi karında veya göğüs kafesinin içinde olabilir. Mide dönmesi her yaşta görülmesine rağmen daha çok yaşlılarda görülür. Mide fıtığı ile birlikte olan açıl mide dönmelerinde ilerleyen göğüs ağrısı, şiddetli kusma ve karında şişkinlik ile kendini gösterir. Mide fıtığı ameliyatından önce endoskopi ve baryum özefagografi bize hastalıkla ilgili ana bilgileri verir. Eğer klinik karar verme sırasında ekstra bilgiye ihtiyaç duyulursa tomografi yapılabilir. Akut karın ağrısı ve kusma ile birlikte direk filmde midenin normal olması gerekenden daha yüksek pozisyonda olması veya anormal bir askta olması mide dönmesini düşündürmelidir. Tip I mide fıtıkları için ameliyat endikasyonu reflü hastalığı mevcutsa vardır. Tek başına ameliyat endikasyonu yoktur. Reflü için fundoplikasyon şart. Acil tıkanma veya dönme belirtisi veren tüm semptomlu paraözefagial herniler ameliyatla onarılmalıdır. Akut mide dönmelerinde midenin redüksiyonu ve sınırlı bir rezeksiyon gerekli. Çoğu mide fıtığı asemptomatiktir yani belirti vermezler tesadüfen başka sebeplerle yapılan tetkiklerle tanı konur. Kayıcı tipte mide fıtığında genellikle reflü hastalığına bağlı semptomlar gelişir. Asemptomatik paraözefagial hernide mevcut fakat çok nadirdir. Eğer dikkatli bir sorgulama yapılırsa yemek sonrasında göğüste dolgunluk veya nefes daralması olduğu görülebilir. Göğüste yanma ve reflü semptomları paraözefagial hernilerde sık değildir. Daha çok mide göğüs kafesi içine hareket ettikçe solunum sistemi sorunları ön plana çıkabilmektedir. Tekrar eden solunum yolu enfeksiyonlarıda görülebilir. Sonrasında mide dönmesine bağlı gelişen gastrik mukozal iskemi ve bunun sonunda da ülserasyon, kanama ve anemi gelişebilir. Paraözefagial hernilerde demir eksikliği anemisi yüzde 50&#39;e kadar görülebilir. Tıkanma bulguları hafif bir bulantıdan, yemek sonrası şişkinlik, yutma zorluğu ile birlikte akut distres, kusma. Ağrı özellikle üst karın bölgesinde doluluk ve bir ağırlık hissi ile birlikte olur. Yemek sonrası ağrı kusma sonrasında kaybolur. Eldeki veriler ışığında akut semptom geliştirme veya tıkanma riski olan fıtıkların opere edilmesi gerekmektedir. Para özefagial fıtıklarda gastrik fundusun diyafram üstüne kaydığı tıkanma riski olan durumlar. Daha öncesinde asemptomatikken semptomatik hale gelen paraözefagial herni oranı her yıl için ortalama yüzde 14. Bütün bunların hepsine baktığımızda paraözefagial fıtıkları uygun şartlar oluşturularak elektif şartlarda ameliyat edilmelidir. Semptomatih fıtıklarda yaş bir sınır oluşturmaz. Fıtık onarımı gastrik çıkım tıkanıklığı olduğunda, anemi ve mide strangülasyon ihtimali olan durumlarda önerilmektedir&quot; ifadelerini kullandı.<br/>&quot;Kilo ve mide fıtığı boyutu arttıkça nüksetme olasılığı da artmaktadır&quot;<br/>Midenin dönmesi sonrasında strangülasyona neden olabildiğini vurgulayan Doç.Dr. Yetişir, &quot;Akabinde iskemi, nekroz ve perforasyona neden olabilir. Tedavisinde fıtık içeriğinin redüksiyonu ve nekroz olan kesimlerin rezeksiyonu uygulanmaktadır. Laparoskopik yaklaşım kullanılabilir fakat zor durumlarda açığa geçmekten çekinmemek gerekir. Laparoskopik transabdominal mide fıtığı onarımı açık onarım kadar etkili olurken periopertif morbiditeyi düşürmekte ve hastanede kalış süresini kısaltmaktadır. Tip 1 mide fıtıklarında fundoplikasyon yapılmak zorunda. Paraözefagial fıtıkların onarımı esnasında da önemli. Ameliyat sorası Medikal tedavi: Erken dönemde yuma zorluğu hastaların yüzde 50&#39;de görülmektedir. Bu dönemde sıvıdan katıya geçişin yavaş yapılması önerilmektedir. Bu esnada hastanın yeterli besin alabildiğinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Çoğu hasta mide fıtığı ameliyatından sonra 4-7 kg civarında kilo vermektedir. Operasyon sonrası kötü sonuç oranını azaltmak için bulantı ve kusma agresif bir şekilde tedavi edilmelidir. Kilo ve mide fıtığı boyutu arttıkça nüksetme olasılığı da artmaktadır. Geniş mide fıtıklarının tamiri esnasında yama kullanılması erken dönem nüksetme oranını azaltmaktadır&quot; açıklamalarında bulundu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jul 2018 11:41:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/mide-fitigi-problemine-dikkat-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı fedakarlık psikolojik sorun olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-fedakarlik-psikolojik-sorun-olabilir-35480</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-fedakarlik-psikolojik-sorun-olabilir-35480</guid>
                <description><![CDATA[Yrd.Doç.Dr. Rıdvan Üney, aşırı fedakarlığın psikolojik sorun olabileceğini söyledi.Yrd.Doç.Dr. Rıdvan Üney, &quot;Fedakârlık, bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Yrd.Doç.Dr. Rıdvan Üney, aşırı fedakarlığın psikolojik sorun olabileceğini söyledi.<br/>Yrd.Doç.Dr. Rıdvan Üney, &quot;Fedakârlık, bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için, kendi çıkarlarından vazgeçme anlamına gelir. Fedakârlık; yapan açısından ve yapılan açısından farklı anlamlar taşımaktadır. Hayatımızda çeşitli fedakârlıklar yapmışızdır. Anne-babamız için, çocuğumuz için, eşimiz için, kardeşimiz için, akrabamız için, arkadaşımız için, işimiz için, ülkemiz için, patronumuz için fedakârlık yaparız. Fedakârlık yapmak insana doyum verir, iyi hissettirir. Ancak bunun ne kadarı bize iyi gelir, ne kadarı bizi rahatsız eder, esas sorun budur&quot; dedi.<br/>Fedakârlığın kim için olursa olsun, belirli bir düzeyin üzerinde olursa, sınırsız olursa artık yapana zarar verdiğini ifade eden Dr. Üney, &quot;Çünkü kişinin başkasının çıkarları için kendi çıkarlarından vazgeçmesi gerekir. Çocuklarımız için doğduğundan itibaren fedakârlık yaparız. Hasta olduğunda sabaha kadar uyumayız, onun yemeğini yedirmek için kendi yemeğimizi erteleriz, okul ihtiyaçları için, kendi ihtiyaçlarımızdan vaz geçeriz. Bunlar doğal ve sağlıklı durumlardır. Kendimizi bu fedakârlıkları yaparken önemsemeyiz. Hatta bunların olumlu sonuçlarını gördüğümüzde bu yaptıklarımızın hiçbir önemi kalmaz. İnsanlar konfora sık alışır. Dolayısıyla aşırı fedakârlık yapıldığında karşı taraf bunu artık önemsemez. Değerli bulmaz. Buna rağmen fedakâr bundan vazgeçmez. Kendi işlerini başkaları için aksatır. İşlerini bir türlü bitiremez. Hatta bazen bu durum başkalarınca fark edilerek suiistimal edilir. Bütün bunlara rağmen kişinin fedakârlık yapmasının nedeni aşırı endişeler, yoğun korkular, takıntılı düşünceler ve aşırı vicdan azabıdır&quot; diye konuştu.<br/>Bir kısım psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkta da aşırı fedakârlık görüldüğünü kaydeden Dr. Üney, &quot;Takıntı hastalığında ya da endişe bozukluğu rahatsızlığında kişi fedakârlık yapmadığında kendi başına ya da sevdiklerinin başına kötü bir şey geleceğini, birilerinin hasta olacağını ya da öleceğini düşünür. Bu durumu saçma bulmasına rağmen, düşüncesini engelleyemez. Derin bir vicdan azabı duyar. Bu durumdan kurtulmak için fedakârlığa devam eder. Hayatı daha da zorlaşır ve karmaşıklaşır. Her fedakârlık bir sorun değildir. Ancak kişi aşırı fedakârsa ve bunu engelleyemiyorsa, bu durum kendi hayatını etkiliyorsa psikolojik ya da psikiyatrik bir destek alması hayatını kolaylaştıracaktır&quot; açıklamalarında bulundu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jul 2018 11:41:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/asiri-fedakarlik-psikolojik-sorun-olabilir-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadın genital kanserlerinde etkili yöntem: Laparoskopik cerrahi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kadin-genital-kanserlerinde-etkili-yontem-laparoskopik-cerrahi-35446</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kadin-genital-kanserlerinde-etkili-yontem-laparoskopik-cerrahi-35446</guid>
                <description><![CDATA[Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekolojik Onkoloji Bölümü&#39;den Prof. Dr. Hüsnü Çelik, tıp...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekolojik Onkoloji Bölümü&#39;den Prof. Dr. Hüsnü Çelik, tıp alanındaki gelişmeler sayesinde klasik cerrahi uygulamalarının yerini; daha küçük yara izi ve daha az ağrı ile sonuçlanan laparoskopik cerrahiye bıraktığını söyledi.<br/>Laparoskopik cerrahi yöntemi sayesinde kadın hastalıklarının daha acısız ameliyat edilebildiğini ve iyileşme döneminin daha kısa sürdüğünü söyleyen Prof. Dr. Çelik, &quot;Artık cerrahiyi ilgilendiren birçok ameliyat laparoskopik yöntemle daha güvenilir bir şekilde yapılabiliyor. Hatta eskiden zor olan ve az uygulanan bazı ameliyatlar laparoskopi ile birlikte daha kolay ve sorunsuz yapılabiliyor. Kapalı ameliyat olarak da bilinen laparoskopik cerrahi ile ulaşılabilir bir anatomik saha ve yeterli görüş alanının sağlanabildiği her durumda teorik olarak tüm ameliyatlar yapılabilir&quot; dedi.<br/>Laparoskopik cerrahi sonrası hastaların kısa sürede taburcu edildiğini belirten Prof. Dr. Çelik, &quot;Buradaki önemli nokta ameliyatın yapılabilirliğine ilave olarak laparoskopik cerrahinin kendine özgü çalışma prensipleri ile avantaj ve dezavantajların birlikte değerlendirilmesidir. Temel nokta hastalığın tedavisinin yeterli düzeyde sağlanabilir olmasıdır. Bu temel nokta aşıldıktan sonra komplikasyon oranı, operasyon süresi, operasyon sonrası ağrı ve konfor, hastanede kalış süresi, iyileşme ve normal yaşama dönebilir olma durumlarının da değerlendirilmesi gerekir&quot; diye konuştu.<br/>Günümüzde rahim kanserlilerinin önemli bir bölümünde laparoskopik cerrahi uygulandığına değinen Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekolojik Onkoloji Bölümü&#39;den Prof. Dr. Hüsnü Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:<br/>&quot;Laparoskopik cerrahi rahim kanserlilerinde oldukça güvenilir görülmektedir ve buna paralel olarak tüm dünyada gittikçe yaygın olarak kullanılmaktadır. Diğer genital kanserlerde veriler sınırlı olmakla birlikte yetkin ellerde ve seçilmiş vakalarda uygulandığında etkin bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilmektedir. Laparoskopik cerrahi için hastanenin yeterli donanım, eğitimli personel ve çok iyi bir teknolojik altyapıya sahip olması gerekiyor. Artık kadın hastalıkları pratiğinde laparoskopik cerrahi bir konfor değil bir ihtiyaç ve zorunluluk haline gelmiştir.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jul 2018 11:40:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/kadin-genital-kanserlerinde-etkili-yontem-laparoskopik-cerrahi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadında yaş kısırlık tedavisini etkiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kadinda-yas-kisirlik-tedavisini-etkiliyor-35439</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/kadinda-yas-kisirlik-tedavisini-etkiliyor-35439</guid>
                <description><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları Tüp Bebek Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu,35 yaşını geçen kadınlarda gebe kalmada başarı oranlarının her yıl giderek azaldığını, 38...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları Tüp Bebek Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu,35 yaşını geçen kadınlarda gebe kalmada başarı oranlarının her yıl giderek azaldığını, 38 yaşını geçtikten sonra da ayların bile değerli olduğunu söyledi.<br/><br/>Bir yıl düzenli birlikteliğe rağmen gebelik elde edilemeyen çiftlere kısırlık tanısı konduğunu belirten Yazıcıoğlu, bu çiftlerde kadın 35 yaşın üzerindeyse 6 ay sonra tedaviye başlanması gerektiğini ifade etti. yaşla birlikte kadınlarda yumurtalık kapasitesi ve kalitesinin düştüğünü dile getiren Yazıcıoğlu, &quot;İnfertiliteyi ortaya çıkaran faktörlerin kadın ve erkekte eşit olarak dağıldığını ve bu nedenle sorunun kaynağını araştırırken her iki tarafın da ayrıntılı değerlendirilmesi unutmamak gerekiyor. Bununla birlikte hala yüzde 15-20&#39;ye varan oranda çiftin yaşadığı sorunun nedeni bilinmiyor. Uzun süren tedavi sürecinde çiftlerin birbirlerine destek vermesi ve sabır göstermesi de önem taşıyor. Zira araştırmalar da yoğun stresin tedavinin başarısını da olumsuz etkilediğini gösteriyor&quot; dedi.<br/><br/>Kadında yaş, erkekte sperm kalitesi çok önemli!<br/>İnfertiliteye zemin hazırlayan erkeğe bağlı nedenler içinde üreme hücrelerinin spermlerinin sayısı, yapısı ve hareketliliğinin önem taşıdığın vurgulayan Yazıcıoğlu, &quot;Kadına yönelik sebepler arasında ise yaş ve yumurta kalitesindeki bozulmanın dışında, tiroit ya da süt hormonunun fazla salgılanması gibi hormonal nedenler, rahimin yapısı, tüplerin açık olup olmaması, tüplerde herhangi bir sıvı toplanması, rahimde miyom ve polip gibi yer kaplayan durumların oluşması gibi anatomik yapıdan kaynaklanan sorunların ilk sıralarda geldiği görülüyor&quot; diye konuştu.<br/><br/>Mutlaka spermiyogram testi yaptırılmalı<br/>Tedavi başlangıcında hem erkek, hem de kadının ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Yazıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:<br/>&quot;Temel değerlendirme testlerinde spermiyogramın çok önemli olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki hala erkekler bu konuda çekingenlik gösteriyor. Aslında çoğu zaman infertilitenin kaynağı cinsel fonksiyonlardan bağımsız olarak sadece üreme hücrelerinden kaynaklanabiliyor. Bu durumda daha basit tedavilerle çözüm bulunabilecekken çiftler çözüm bulmak için farklı arayışlarla zaman kaybediyor.&quot;<br/><br/>Stres tedavinin başarısını etkiliyor<br/>Çiftlerin hikayesinin yanı sıra, stresin de gebelikte etkili olduğunu kaydeden Yazıcıoğlu, &quot;Stres sırasında vücutta bazı hormonlar salgılanıyor. Vücutta ani değişikliklerle birlikte serbest radikallere yol açtıklarını hatta insülin direnci olan hastalarda glikoz düzeylerinin oynamalara yol açtığını,gerilimle birlikte tansiyonun da zaman zaman arttığını biliyoruz.Dolayısıyla stres içindeki hastalarda başarıyı elde etmekte zorlanıyoruz.İleri kadın yaşından sonra en çok karşılaştığımız zorluk stres diyebilirim. Dolayısıyla burada hastalara psikolojik desteğin önemi de ortaya çıkıyor&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>Her çifte özel basamaklandırılmış tedavi uygulanıyor<br/>Tüp bebek merkezlerinde tek tedavi yönteminin tüp bebek olmadığına dikkat çeken Yazıcıoğlu, en son çare olarak tüp bebek uygulamasının yapıldığını söyledi. Yazıcıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:<br/><br/>&quot;Yapılan genel değerlendirme basamak tedavi dediğimiz bir planlama uyguluyoruz. Örneğin, çiftlerde hiçbir sıkıntı yoksa tüpleri açık, yumurtlaması düzgün,ailesinde erken menopoz hikayesi yoksa ve henüz infertilite tanısı için gerekli zaman geçmediyse beklemeyi ve gözlemlemeyi tercih ediyoruz. Ancak, altta yumurtlama fonksiyon bozukluğu ya da polikistikover gibi bir problem tespit ettiysek önce sorun tedavi ediliyor. Dolayısıyla hep söylediğimiz gibi hastalık yoktur,hasta vardır. Elbette başka bir seçenek kalmadıysa tüp bebek tedavisine yöneliyoruz.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jul 2018 11:40:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/kadinda-yas-kisirlik-tedavisini-etkiliyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sezaryen sonrası normal doğum mümkün</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sezaryen-sonrasi-normal-dogum-mumkun-35334</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sezaryen-sonrasi-normal-dogum-mumkun-35334</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, çok fazla bilinmeyen sezaryen sonrası normal doğumun mümkün olduğunu, daha önce yapılan sezaryen doğumun durumu ile hastane ortamının elverişli olmasının yeterli olduğunu...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, çok fazla bilinmeyen sezaryen sonrası normal doğumun mümkün olduğunu, daha önce yapılan sezaryen doğumun durumu ile hastane ortamının elverişli olmasının yeterli olduğunu belirtti.<br/>Anne adayları arasında bir kere yapılan sezaryen doğumun ardından normal doğumun yapılamayacak olması düşüncesi tarihe karışıyor. Daha önce yapılan sezaryen doğumun durumu ve hastanenin yeterliliği sezaryen doğum sonrası normal doğumun önünü açabiliyor. Konuyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Memorial Diyarbakır Hastanesinde görevli Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Neval Yaman Görük, bir kere sezaryen doğumun yapılmasından sonra her daim bunun yapılacağı düşüncesinin olduğunu fakat sezaryen doğum sonrası da normal doğumun gerçekleştirilebileceğini söyledi. Hastanelerinde sezaryen sonrası normal doğum gerçekleştirdiklerini kaydeden Op. Dr. Görük, sezaryen sonrası normal doğumun yapılabilmesi için bazı anne adaylarının bazı kriterleri taşıması gerektiğini ifade etti.<br/>Sezaryen sonrası normal doğumda korktukları durumun, eski sezaryen hattındaki dikişlerinin açılması ve yırtılması olduğuna değinen Op. Dr. Görük, şunları söyledi:<br/>&quot;Bu durum bazen anne ve bebek için hayati risk oluşturabilir. Ancak bilinenin aksine çok da yüksek bir oranda görünmez. 100 ila bin doğumda bir görülebilir bu durum. Bu durumun daha az yaşanması için gerçekleşmesi gereken kriterler, bir önceki sezaryenin alt segmentte transfer kesi şeklinde olması, tek sezaryen olunca dikişlerin açılması ya da yırtılması ihtimali ikinci veya üçüncü sezaryen sonrası normal doğum olması ihtimaline göre daha yüksektir. Yine anne adayının daha önceki sezaryen nedeni baş pelvis uygunsuzluğuna bağlı değilse normal doğum şansı daha yüksektir, bu durumda yine normal doğum denenebilir. Doğum eylemi sırasında anneye herhangi bir indüksiyon veya doğum eylemini hızlandırıcı herhangi bir ilaç verilmiyor. Kendi sancıları ile doğal doğum eylemi başladığı takdirde normal doğuma bırakıyoruz.&quot;<br/><br/>&quot;Hastaların yüzde 60&#39;ında bunu gerçekleştirebiliyoruz&quot;<br/>Hastaların yüzde 60&#39;ında sezaryen sonrası normal doğum gerçekleştirebildiklerini anlatan Op. Dr. Görük, şu ifadeleri kullandı:<br/>&quot;Hastaların yüzde 40&#39;ında yine sezaryen ihtiyacı olabiliyor. Ama bu oran düşük bir oran değil. Anne adaylarını yine kendi istekleri doğrultusunda normal doğuma teşvik ediyoruz. Şu ana kadar bir sıkıntı yaşamadık. Sezaryen sonrası normal doğum düşünen bir hastanın tam teşekküllü bir hastanede bunu gerçekleştirmesi gerekiyor. Şöyle ki, doğum aşamasının herhangi bir bölümünde acil sezaryen durumu söz konusu olabilir. Sayısını bilemediğim kadar sezaryen sonrası normal doğum gerçekleştiriyoruz. Bunun için bölgeden gelen hastalarımız oluyor. İl dışında çok fazla yapılmıyor. Çevre illerde hastanelerin şartları çok uygun olmayabiliyor. Bize Bitlis&#39;ten, Van&#39;dan, Batman&#39;dan, Mardin&#39;den gelen hastalarımız oluyor. Diyarbakır&#39;dan da bu işlemi yaptığımız hastalarımız var. Normal doğumu desteklediğimiz için sezaryen sonrası normal doğumu da destekliyoruz.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:10:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/sezaryen-sonrasi-normal-dogum-mumkun-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz sıcaklarına karşı alınması gereken 7 önlem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yaz-sicaklarina-karsi-alinmasi-gereken-7-onlem-35319</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yaz-sicaklarina-karsi-alinmasi-gereken-7-onlem-35319</guid>
                <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Turan, aşırı sıcakların özellikle çocuklar, yaşlılar, tansiyon, diyabet ve kalp gibi kronik hastalıkları bulunan kişileri olumsuz etkilediğini...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Turan, aşırı sıcakların özellikle çocuklar, yaşlılar, tansiyon, diyabet ve kalp gibi kronik hastalıkları bulunan kişileri olumsuz etkilediğini belirterek, özellikle su ve tuz kaybının arttığı yaz döneminde, kaybedilen tüm vitamin ve minerallerin geri kazanımı büyük önem taşıdığına dikkat çekti.<br/>Memorial Dicle Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü&#39;nden Uz. Dr. Hasan Turan, sıcak havaların olumsuz etkilerini en aza indirebilecek önerilerde bulundu. Sıvı elektrolit dengesinin değişmesi sonucu, altta yatan hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıkların yaz aylarında daha sık problemlere yol açabildiğini anlatan Turan, &quot;Özellikle hipertansiyonu olan hastalar su ve tuz dengesini iyi düzenlemeli, az yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri, zeytinyağı, ayçiçeği yağı, mısırözü yağı gibi özellikle doymamış yağ asidinden zengin bitkisel sıvı yağlarla pişirilmiş yiyecekler tüketilmelidir. Her gün posadan zengin 3-4 porsiyon çeşitli taze sebze ve meyve tercihleri, ince ve kalın bağırsağın düzenli çalışmasını sağlar. Mercimek, nohut, kuru fasulye gibi kuru baklagiller mutlaka sofrada olması gereken besinlerdir. Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddeleri ve aşırı tuz içeren yiyecekler mümkün olduğunca tüketilmemelidir&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Günlük su tüketimine önem verin&quot;<br/>Yaz mevsiminde özellikle diyabet hastalarının bol miktarda sıvı tüketmesinin önerildiğini ifade eden Turan, &quot;Kola, meyve suyu gibi kan şekerini yükselten içeceklerden uzak durulmalıdır. Çay, kahve gibi içecekler ise günlük sıvı alım miktarına dahil edilmemelidir. Glisemik indeksi yüksek olan karpuz, kavun, üzüm, şeftali, kiraz gibi yaz meyveler tercih edilirken, diyabet hastaları şeker oranı ve kalori miktarını göz önünde bulundurmalıdır. Bu özellikteki meyvelerin hiperglisemi yani kan şekerini yükseltici özellikleri bulunmaktadır&quot; diye konuştu.<br/><br/>&quot;Strese yol açacak aktivitelerden uzak durun&quot;<br/>Sıcakların, stres, gerginlik ve aşırı sinirliliğe neden olabildiğine dikkat çeken Turan, şunları kaydetti:<br/>&quot;Bu da vücutta kan basıncı dengesini olumsuz etkileyen bir faktördür. Bu nedenle özellikle hipertansiyon hastalarının stres artırıcı aktivitelerden uzak durmaları yararlı olacaktır. Kafein ve alkol kan basıncının yükselmesine neden olabildiğinden özellikle yaz aylarında alkol ve kafein tüketimi sınırlandırılmalıdır. Yaz sıcakları, kan basıncının aniden düşmesine ya da yükselmesine neden olabilir. Kalp ve damar hastalarında, ileri yaştakilerde bu ani değişimler kalp krizi ile sonuçlanabilir. Güneş ışınları ile uzun süreli temas buna zemin hazırlayabilir. Bu nedenle özellikle kalp ve damar hastalarının sıcaklardan korunması, güneş ışınlarına direkt maruz kalmaması çok önemlidir. Bu hastalar, güneşin dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında dışarıya çıkmamalı ya da serin ve gölge yerlerde bulunmayı tercih etmeli, gerektiğinde şemsiye kullanmaya dikkat etmelidir.&quot;<br/><br/>&quot;Pamuklu giysiler tercih edin&quot;<br/>Yaz sıcaklarında giyim şeklinin de dikkat edilmesi gereken önlemlerden biri olduğunu vurgulayan Turan, şunları söyledi:<br/>&quot;Naylon içerikli ve teri emmeyen kumaştan yapılan giysiler, özellikle yaz sıcaklarında sağlığı tehdit edebilir. İçerisinde rahat hareket edilebilecek, açık renkli keten ve pamuk içerikli giysiler tercih edilmelidir. İç giysileri de pamuklu olmalıdır. Pamuk, teri kolayca emer ve vücudun toksik atıklardan korunmasını sağlar. Bunlarla beraber güneşten ve sıcaklardan korunmak için güneş gözlüğü, şapka kullanılabilir. Şapka kullanırken de mutlaka açık renkli olmasına özen gösterilmedir. Sıcak havalarda besinlerin korunması ve saklanması son derece önemlidir. Besinler sıcakta daha çabuk bozulabildiğinden mutlaka buzdolabında muhafaza edilmelidir. Süt, yoğurt gibi kolayca bozulan gıdaların kısa süre içerisinde tüketilmesi önerilmektedir.&quot;<br/><br/>&quot;Terliyken klimalı ortama girmeyin&quot;<br/>Terliyken klimalı ortama girilmesinin, ani hava değişimi nedeniyle kas kasılmasına bağlı ağrılara, boyun ya da bel tutulmalarına neden olabildiğini de anlatan Turan, &quot;Kasılmalara boyun bel fıtığı, kireçlenme, boyun düzleşmesi adı verilen omurga eğrilikleri ve fibromyalji hastalıkları da eşlik ediyorsa, tutulmalar kaçınılmaz olur. Bu nedenle kireçlenme ve fıtık sorunları olanlar, klimanın doğru kullanımına özellikle dikkat etmesi gerekir&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:10:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/yaz-sicaklarina-karsi-alinmasi-gereken-7-onlem-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş ışınları uzun vadede deri tümörü ve deri kanserine neden olabiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/gunes-isinlari-uzun-vadede-deri-tumoru-ve-deri-kanserine-neden-olabiliyor-35316</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/gunes-isinlari-uzun-vadede-deri-tumoru-ve-deri-kanserine-neden-olabiliyor-35316</guid>
                <description><![CDATA[Acıbadem Eskişehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Eda Kibar Atasoy, güneş ışınlarının zararlarına karşı önemli uyarılarda bulunurken, ileriki dönemlerde bu ışınların deri...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Eskişehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Eda Kibar Atasoy, güneş ışınlarının zararlarına karşı önemli uyarılarda bulunurken, ileriki dönemlerde bu ışınların deri tümörü ve deri kanseri oluşturabileceğini söyledi.<br/>Güneş ışınları sebebiyle oluşan lekeler, ciltte istenmeyen bir görünüm oluşmasına sebep oluyor. Özellikle çocuklarda ve açık tenli kişilerde görülen bu lekeler, ciddi sorunlara yol açabiliyor. Konuyla ilgili Dermatoloji Uzmanı Dr. Eda Kibar Atasoy, vatandaşların yaz aylarında güneş ışınlarına dikkat etmeleri gerektiğini ifade etti. Dr. Atasoy, &quot;D vitamini almak açısından güneş karşısında belli bir süre geçirmemiz gerektiği söylenilse bile aşırı derecede güneş ışınlarına maruz kalmak ciddi sorunlara yol açabilir. Güneş ışınlarından hepimizin bildiği gibi yanıklar oluşur. Özellikle açık tenli insanların bu konuya daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. Güneş ışınlarına maruz kaldığımız zaman ilk başta fark etmeyiz fakat yaklaşık 24 saat sonra cildimizde pembeleşme, şişme ve kaşınma gibi fiziksel belirtiler oluşur&quot; diye konuştu.<br/><br/>&quot;Çocuklarda ve hamile kadınlarda özel kremler tercih edilmeli&quot;<br/>Güneş ışınlarına karşı korunma yöntemlerini açıklayan Atasoy, &quot;Güneş ışınlarından korunmanın ilk yolu mekanik korunmadır. Giysi ve şapkalarla korunmalıyız. Güneşin çok yoğun olduğu 11:00-16:00 saatleri arasında kapalı mekanlarda bulunmaya çalışmalıyız. Güneşte kalmak zorunda olduğumuz zamanlar da ise vücudumuzun açık olan bölgelerine eczanelerden alınmış koruyucu kremler kullanarak zararlı ışınlardan korunmalıyız. 30 veya 50 faktörlü kremlerin dışarıya çıkmadan yarım saat önce kullanılması ve 3-4 saat arasında tekrardan sürülmesi gerekmektedir. Aldığımız kremlere cilt yapımıza göre karar veriyoruz. Bu konuda da dermatoloji hekimlerinden yardım alabilirsiniz. Çünkü insanlar kendi cilt yapısını bilmekte zorlanabilir. Çocuklarda ve hamile kadınlarda daha özel kremler tercih ediliyor. Bu kremler mineral filtreli olarak karşımıza çıkıyor. Çocuklara krem sürülse dahi uzun süreler güneş ışınları karşısında olmalarını doğru bulmuyoruz. Güneş yanığına maruz kaldıysak ilk olarak soğuk kompres yapılması gerekiyor. Soğuk su ile bölgeye olabildiğince temas uygulanmalıdır. Beraberinde hekimlere danışılmalı ve onların vereceği kremler ile tedaviye devam etmelidir&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Deri tümörü ve kanseri görülebilmektedir&quot;<br/>Son olarak güneş ışınlarından kaynaklı ileri ki dönemlerde deri kanseri ve deri tümörü görülebileceğini aktaran Dermatoloji Uzmanı Dr. Eda Kibar Atasoy şunları söyledi;<br/>&quot;Güneş cildi yakmasa bile uzun vadede verdiği rahatsızlıklar var. Bunlar özellikle açık tenli kişiler de görülüyor. Ciltte kahverengi lekeler ortaya çıkıyor. Yıllar geçtikçe güneşe maruz kalma oranının etkisiyle bu lekeler artıyor. Açık alanda çalışan insanlarda 40&#39;lı yaşlara gelindiğinde yüz bölgesinde kabuklu yaralar ortaya çıkabiliyor. İleri dönemlerde ise deri tümörü ve kanseri görülebilmektedir. Bunlardan kurtulmanın yolu erken yaşlardan itibaren güneş ışınlarından korunmaktır. Etkiler ortaya çıktığı zaman çok geç oluyor ve biz de bu yüzden vatandaşların bu konuda erkenden bilinçlenmesini istiyoruz. Yaz aylarında daha dikkatli olması gereken cilt rahatsızlığı bulunan insanlar var. Özellikle vitiligo dediğimiz beyazlama hastalığı olan kişilerin daha fazla korunması gerekiyor. Aynı şekilde albinizm hastalığı bulunan kişilerde dikkat etmeli.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:10:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/gunes-isinlari-uzun-vadede-deri-tumoru-ve-deri-kanserine-neden-olabiliyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şehir Hastanesi 120 bin hastaya hizmet verdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sehir-hastanesi-120-bin-hastaya-hizmet-verdi-35315</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sehir-hastanesi-120-bin-hastaya-hizmet-verdi-35315</guid>
                <description><![CDATA[Kayseri Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İlhami Çelik, hastanenin açıldığı tarihten bugüne kadar 120 bin hastayı ağırladıklarını, 986 ameliyat gerçekleştirdiklerini söyledi....]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Kayseri Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İlhami Çelik, hastanenin açıldığı tarihten bugüne kadar 120 bin hastayı ağırladıklarını, 986 ameliyat gerçekleştirdiklerini söyledi. Yaklaşık 4 bin hastanın yatış yaptığını sözlerine ekleyen Çelik, şehir hastanelerinde herhangi bir ücretin söz konusu olmadığını aktardı.<br/>Başhekim Prof. Dr. Çelik hasta kabulüne başlandığı 5 Mayıs tarihinden itibaren hastanenin 120 bin civarında hastaya hizmet verdiğini belirterek; &quot;Şehir Hastanemizin açılışı 5 Mayıs 2018 tarihinde açılışı gerçekleştirilmişti. 9 Mayıs tarihinde ilk hastalarımızı almaya başlamıştık. Toplam hasta sayısının 120 bin olduğunu görüyoruz. Poliklinik hasta sayışımız 104 bin civarındadır. Yaklaşık 4 bin yatış hasta sayımız var. 986 civarında ameliyat yapılmış. Acil başvuru sayısının 12 bindir. Eksikliklerimiz var mıdır? Tabi ki eksikliklerimiz mevcuttur. Büyükşehir belediye başkanımız ile oturup ulaşımın nasıl olacağı ile alakalı kendileri ile görüş alışverişinde bulunduk. Bununla ilgili çalışmamız hala devam etmektedir. Sahaya indiğimizde eksiklerimizi görüp gidermek için toplantılar yapıyoruz ve çalışmalarımız sürüyor&quot; ifadelerini kullandı.<br/>&quot;Şehir hastanelerinde ücret söz konusu değil&quot;<br/>Şehir hastanesinin bir kamu hastanesi olduğunu ve herhangi bir ücretin söz konusu olmadığının altını çizen Prof. Dr. Çelik; &quot;Şehir Hastanelerinde ücret söz konusu değildir. Burası bir kamu hastanesidir. Eskiden Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene ücreti ne kadarsa, aynı ücret onlardan alınıyor. Ekstra herhangi bir ücret söz konusu olamaz. Kendilerine yazılan reçete ile beraber eczanelere gittiklerinde karşılarına ne ücret çıkıyorsa gene aynı ücret çıkacaktır. Hiçbir hizmete hiçbir şekilde ücret ödenmesi söz konusu değildir. Sosyal Güvenlik Kurumu koşulları ne ise kendilerinden ücret alınmadan ücretsiz hizmet vermekteyiz&quot; diye konuştu.<br/>&quot;Hastanemizde kapasite yetmezliği söz konusu değil&quot;<br/>Ramazan aylarında hasta sayısının az olduğunu, önümüzdeki günlerden itibaren hasta sayısında artma beklediklerini ifade eden Başhekim Prof. Dr. İlhami Çelik sözlerini şöyle sürdürdü;<br/>&quot;Şuan açılış sürecimiz olduktan sonra biliyorsunuz ki Ramazan süreci yaşadık. Ramazan aylarında her zaman hasta sayısı azalır. Hasta sayısını artma konusunu önümüzdeki günlerde yakalayacağımızı düşünüyorum. Şuanda hastanemizde herhangi bir doluluk ve kapasite yetmezliği gibi bir şey söz konusu değildir. Bir takım personel ve hemşire eksikliklerimiz var. Çünkü bizler daha büyük bir alana geldik. Hasta odalarımız gerçekten 5 yıldızlı otel konforundadır. Yaklaşık 40 metrekareyi aşan odalarımız söz konusudur. Maksimum 1 veya 2 kişilik odalarımız mevcuttur. Televizyonları ve buzdolapları her şeyi bir otel konforunda düşünülmüştür.&quot;<br/>&quot;Amacımız sadece hastaya hizmet etmektir&quot;<br/>40 metrekareyi aşan 1 veya 2 kişilik odaların otel konforunda olduğunu vurgulayan Kayseri Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İlhami Çelik; &quot;Uzaklık tabi ki söz konusu ediliyor. Biz eksiklerimizi görüp vatandaşlarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Şunu unutmasınlar buralar hastalar için yapılıyor. Buraların amacı sadece hastaya hizmet etmektir. Onlar olduğu için bizler varız ve buradayız. Hastanemizi mutlaka ziyaret etmelerini istiyoruz. Burada onlara daha iyi hizmet vermeyi amaçlıyoruz. Eski hastanelerde olan yatak sayısından şimdi tek yataklı odaların olduğu bir hastanemizin olduğunu ifade edebilirim&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/sehir-hastanesi-120-bin-hastaya-hizmet-verdi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzelleşmek uğruna yapılan 7 yanlışa dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/guzellesmek-ugruna-yapilan-7-yanlisa-dikkat-35284</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/guzellesmek-ugruna-yapilan-7-yanlisa-dikkat-35284</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Emrah Çinik, güzelleşmek uğruna yapılan yanlışlarla ilgili bilgi verdi.Dr. Emrah Çinik, &quot;Uygulanacak programın başarısı, rejim programı bittikten sonra da hastayı yalnız...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Dr. Emrah Çinik, güzelleşmek uğruna yapılan yanlışlarla ilgili bilgi verdi.<br/>Dr. Emrah Çinik, &quot;Uygulanacak programın başarısı, rejim programı bittikten sonra da hastayı yalnız bırakmayan, düzenli aralıklarla doktora görünmesini sağlayan bir program olmasına bağlıdır. Bu konudaki bir başka nemli konu ise, verilen kiloların geri alınmasını engelleyecek kilo koruma yöntemleri uygulanması gerekliliğidir. Doktorunuz, vücutta incelmeyen sorunlu bölgeler için Kriyolipoliz, Fokuslu Ultrason, Soğuk Radyo Frekans ve Mezoterapi gibi yöntemler de önerebilir&quot; dedi.<br/>Dr. Çinik, yapılan yanlışları şöyle sıraladı:<br/>&quot;Ünlülere benzemek için botoks ya da dolgu yaptırmak, Bilinçsizce ve yetkisiz kişilerce yapılan uygulamalar sonucunda, beklentilerinizin dışında şaşırmış, donmuş ya da mimiksiz ve doğal olmayan bir görünüm kazanmak, sizi son derece mutsuz edebilir. Buna benzer örnekleri medyada, magazin sayfalarında sık sık görmekteyiz. Doğal, güzel ve estetik bir görünüm için kişi, her zaman kendi yüz tipine uygun tercihlerde bulunmalıdır. Uygulama öncesinde hastanın, uygulama ile ilgili beklentilerinin netleştirilmesi çok önemlidir. Öncelik düşük fiyat olmasın, ucuzluğu uğruna doktor kontrolünden uzak &#39;merdiven altı&#39; diye nitelenen yerlere gidilmemesi gerekir. Söz konusu yanlış tercih sonucu, güzelleşeyim derken geri dönüşü olmayan hatalara yol açılma riski son derece yüksektir. Unutmayın vücudunuz çok değerlidir. Güzelleşme ya da zayıflama uygulamalarının yapıldığı merkezlerde mutlaka konusunda uzman doktorlar bulunmalıdır. Arkadaşıma yapılan uygulamayı ben de yaptırmak istiyorum, doktorunuz yaş, cilt tipi, yüz şekli ve kilo gibi kişiye özel olarak değişen son derece önemli bu faktörlerin hepsini değerlendirerek en doğru öneriyi size sunacaktır. Abartılı tercihlerden kaçının, gideceğiniz klinikte doktorunuz sizi uygulamanın sonuçları açısından mutlaka bilgilendirir. Uygulama için seçilen metod, miktar ve uygulama bölgeleri netleştirilmeli, abartılı ve doğal olmayan dozlarda uygulamalardan kaçınılmalıdır. Çünkü sonuç olarak en iyi medikal estetik uygulama, dışarıdan bakıldığında sebebi anlaşılmayan bir güzelleşme sağlayandır. Güneşlenirken dikkat, güneş koruyucu kullanılmadığında, cilt lekeleri oluşmasının yanı sıra cildin yaşlanma hızı artar. Koruyucu ürün kullanımıyla leke oluşumu minimuma indirgenirken, daha da önemlisi lazer ışınlarıyla leke silme yöntemi, 30 k daha hızlı ve kolay sonuç verir. Bu sayede Q Switch Lazer tedavilerinde de, daha az seansla sonuç alınabilmesine olanak sağlanır. Estetik operasyon komplikasyonlarını öğrenmemek, uygulamaların hemen sonunda oluşabilecek geçici, hafif kızarıklık gibi etkilerin oluşma ihtimali, hastalara ayrıntılarıyla anlatılmalı ve olası durumlarda hastada bir rahatsızlık oluşması önlenmelidir.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:09:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/guzellesmek-ugruna-yapilan-7-yanlisa-dikkat-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bingöl Devlet Hastanesi&amp;#39;nde ilk tümör ameliyatı yapıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bingol-devlet-hastanesi-nde-ilk-tumor-ameliyati-yapildi-35282</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bingol-devlet-hastanesi-nde-ilk-tumor-ameliyati-yapildi-35282</guid>
                <description><![CDATA[Bingöl Devlet Hastanesi&#39;nde ilk kez yapılan tümör ameliyatı başarılı bir şekilde sonuçlandı. Yaklaşık 5 yıldır tümörden dolayı gezmediği il ve doktor kalmayan hasta kadın, 40...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Bingöl Devlet Hastanesi&#39;nde ilk kez yapılan tümör ameliyatı başarılı bir şekilde sonuçlandı. Yaklaşık 5 yıldır tümörden dolayı gezmediği il ve doktor kalmayan hasta kadın, 40 günlük uzman doktor ile sağlığına kavuştu.<br/>Bingöl&#39;de ikamet eden 4 çocuk annesi 53 yaşındaki Aysel Korkmaz yaklaşık 5 yıldır tümör hastası. 5 yıl içinde gezmediği doktor ve il kalmayan Korkmaz, hangi doktora gittiyse tümörün kötü huylu olduğunu ve ameliyatın ciddi bir risk taşıdığı yanıtını aldı. Bingöl Devlet Hastanesi&#39;ne 40 gündür uzman olarak atanan Beyin Cerrahi Uzmanı Dr. Aykut Gökbel, hasta Aysel Korkmaz&#39;ın beyninde bulunan tümörün iyi olduğunu sonucuna vardığını ve ameliyatın burada yapılmasının mümkün olduğunu kendilerine ilettiğini söyledi. Bingöl Devlet Hastanesi&#39;nde kraniyel ameliyatların hiç yapılmadığını belirten Dr. Gökbel, &quot;Yaklaşık 40 gündür Bingöl Devlet Hastanesi&#39;nde çalışıyorum. Kocaeli Üniversitesi&#39;nde asistan olarak çalıştım, uzmanlığımı aldıktan sonra burada görevime başladım. Bingöl Devlet Hastanesi&#39;nde çalışmaya başladığımda burada kraniyel ameliyatların pek fazla yapılmadığını gördüm. Daha çok bu ameliyatlar Diyarbakır, Malatya, Elazığ&#39;a sevk ediliyordu. Aysel hanım daha önce Diyarbakır ve Malatya&#39;da tetkik edilmiş ve orada bu ameliyatın yapılamayacağı söylenmiş kendisine. Biz filmleri değerlendirdik, hastayı muayene ettik ve muayenemiz sonucunda bu tümörün iyi olduğu, iyi huylu bir kistin olduğunu gördük. Bu ameliyatın burada yapılabileceğini kendisine söyledik. Kendisi ve ailesi bu durumu düşündükten sonra burada ameliyat olmaya karar verdi. Hastamızın geçtiğimiz gün ameliyatını başarılı bir şekilde yaptık, kendisi gayet iyi ve sağlıklı. Çektiğimiz MR&#39;de tümörü tamamen boşalttığımızı gördük. Hastamız gayet memnun&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Sevklerin önüne geçtik&quot;<br/>Bingöl&#39;deki benzer ameliyatların artık burada yapılabileceğini ve il dışına yapılan sevklerin önüne geçilebileceğini belirten Dr. Gökbel, &quot;İmkanların yetersiz olmasından dolayı buraya daha önce gelen doktor arkadaşlarımız cerrahiye sıcak bakmamış. Bu da aslında normal. Yeni yapılan bu hastanede, bu tür ameliyatların yapılması artık hem rahat hem de çok doğal diyebiliriz. Dışarıya sevkin artık çok çok önüne geçtik, azalttık bu durumu. Türkiye&#39;nin çok çok iyi yerlerinde eğitim almış olsanız bile, en iyi doktor olsanız bile, burada aletleriniz eksikse eğer benzer ameliyatları yapamazsınız. Hastane yönetimi bunları karşıladıkça, bize imkanlar sunuldukça her türlü ameliyatı yaparız&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>&quot;İl İl, doktor doktor gezdik&quot;<br/>Yengesinin rahatsızlığından dolayı gezmedikleri yer kalmadığını belirten Fuat Korkmaz ise, &quot;Yengemin hastalığını yaklaşık 5 yıl önce fark ettik. Hatta yengemizi başta İstanbul, Ankara ve çevre illere götürdük. Hastalığının kötü huylu tümör olduğunu ve alamayacaklarını söylediler. Doktorumuz Aykut beyde yeni gelmişti ve kendisi MR&#39;yi değerlendirdi. Yengemin beyninde bulunan tümörün iyi olduğunu söyledi. Bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra ameliyatın hastanemizde çok rahat bir şekilde yapılabileceğini söyledi. Ameliyat başarılı geçti ve yengemin sağlık durumu gayet iyi. Biz kendisine ve hastane ekibine çok teşekkür ederiz&quot; diye konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:09:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/bingol-devlet-hastanesi39nde-ilk-tumor-ameliyati-yapildi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye MS hastaları Akçakoca&amp;#39;da</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/turkiye-ms-hastalari-akcakoca-da-35266</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/turkiye-ms-hastalari-akcakoca-da-35266</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye genelinde 70&#39;e yakın MS hastası, Doğu Karadeniz MS Hastaları Derneği aracılığıla Düzce&#39;de bir araya gelerek hastalığın sorunları ve çözümlerini...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Türkiye genelinde 70&#39;e yakın MS hastası, Doğu Karadeniz MS Hastaları Derneği aracılığıla Düzce&#39;de bir araya gelerek hastalığın sorunları ve çözümlerini değerlendirdiler.<br/>Trabzon&#39;da kurulan Doğu Karadeniz MS Hastaları Derneği, Türkiye&#39;de yaşayan MS hastaları ile belli aralıklarla bilgilendirme buluşmaları düzenliyor. Bu kapsamda MS hastalı son olarak Düzce&#39;nin Akçakoca ilçesinde bir araya geldi. Buluşmalar ile birlikteliği sağladıklarını ifade eden Doğu Karadeniz MS Hastaları Derneği Başkanı Sağlıkçı Zehra Öztaş, hastalığa yönelik genel ihtiyaçların neler olduğunu saptadıklarını belirtti.<br/>Öztaş, &quot;Ben de MS hastasıyım. Ben bu MS hastalığına bin bir surat adını verdim. Akçakoca bizim 4. durağımız. Tüm Türkiye&#39;de bulunan MS hastalarımız ile bir araya geldik. MS hastalarının düşünceleri önemlidir. MS hastaları ailesi ve çevresiyle bir bütündür. Onların duyguları ve istekleri, arzuları, MS hastalığı teşhisi konulmasının ardından kaliteli bir yaşamları olmasını istiyoruz. MS hastalığı olan insanlarımızın bazılarını sarhoş zannediyorlar. MS dengesizdir, MS yatalaktır, MS unutkandır, MS aslında binbir surattır&quot; diye konuştu.<br/>Konuşmaların ardından hastalıkla ilgili fikir alışverişinde bulunuldu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:09:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/turkiye-ms-hastalari-akcakoca39da-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde pişikler ihmale gelmiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bebeklerde-pisikler-ihmale-gelmiyor-35265</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/bebeklerde-pisikler-ihmale-gelmiyor-35265</guid>
                <description><![CDATA[Bebeklik dönemi cilt sorunları arasında yer alan pişik, yaz aylarında daha çok görülüyor. Pediatrist Doç. Dr. Aydın Erdemir, &quot;Yan etkiler ihmal edildiği takdirde pişiklere bakteriyel...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Bebeklik dönemi cilt sorunları arasında yer alan pişik, yaz aylarında daha çok görülüyor. Pediatrist Doç. Dr. Aydın Erdemir, &quot;Yan etkiler ihmal edildiği takdirde pişiklere bakteriyel enfeksiyonlar da eklenebilir&quot; dedi.<br/>Pediatrist Doç. Dr. Aydın Erdemir, havaların ısınmasıyla birlikte bebekleri huzursuz eden, kaşıntı, acı ve yanma gibi belirtilerle etkisini gösteren pişik probleminin daha sık görüldüğünü söyledi. Pişik sonrası bebeğin cildinde kızarıklıklar oluştuğunu belirten Doç. Dr. Erdemir, &quot;Ve bu yan etkiler ihmal edildiği takdirde pişiklere bakteriyel enfeksiyonlar da eklenebilir&quot; diyerek anneleri uyardı.<br/>Kent Alsancak Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Erdemir, &#39;Diaper Dermatit&#39; ya da &#39;Bez dermatiti&#39; olarak da bilinen pişik sorununun genellikle bebek bezinin bebeğin cildiyle temas ettiği bölgelerde görülen cilt tahrişleri olarak tanımlandığını kaydetti. Bebeklerde pişik oluşumunun en sık rastlanan bebeklik dönemi cilt sorunları arasında yer aldığını vurgulayan Doç. Dr. Erdemir, &quot;Özellikle yaz aylarında sıcak havanın da etkisiyle bebeklerin ciltlerinde kızarıklık, su dolu kabarcıklar ve küçük şişlikler oluşabilir. Bu yan etkiler bebeklerin huzursuzlanmasına, acı çekmesine, yanma ve batma hissetmelerine neden olabilir. İdrarın, terin ve dışkının nemli cilt bölgelerini tahriş etmesine bağlı oluşan pişikler çocukların genital organlarının çevresinde, popo bölgesinde, bacak içlerinde, sırtta, koltuk altlarında, boyunda ve göbekte gözlenebilir. Bebeklerin yetişkinlere oranla daha hassas bir cilde sahip olması, bebek bezlerinin cildin nefes almasını engellemesi, nemli derinin daha hassas olması ve bebeklerin çok sık idrar yapması gibi farklı nedenlerle ortaya çıkan pişik problemi enfeksiyon oluşumuna neden olabileceği için ihmal edilmemelidir&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>&quot;Bebeklerin hassas ciltlerini tahriş edebilir&quot;<br/>Bebeklerde pişik oluşumunu tetikleyen birden çok risk faktörü olduğunu ifade eden Doç. Dr. Erdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:<br/>&quot;Uzun süre idrar ve dışkı ile temas etmek bebeklerin hassas ciltlerini tahriş edebilir. Özellikle bebeklerde dışkılama ishal şeklinde gerçekleşiyorsa pişik oluşumu artabilir. Bebeklerin hassas ve nemli ciltleri sürtünmeye karşı oldukça duyarlıdır. Bebek bezleri ve cildi tahriş eden dar giysiler pişik oluşumu tetikleyebilir. Bebeğin cildi; bebek bezlerine, kıyafetlerinin yıkandığı deterjana, yumuşatıcılara ya da temizliğinin yapıldığı mendillere karşı reaksiyon gösterebilir. Bazı bebeklerin ciltleri bebek losyonlarına, pudralara ve yağlara karşı da hassas olabilir. Bebeklerin ciltlerinde küçük bir enfeksiyon kısa sürede çevre bölgeye yayılabilir. Özellikle nemli ve sıcak bölgelerde bakteriler ve mantarlar deri kıvrımları arasına yerleşip pişik oluşumunu başlatabilir. Bebekler katı gıdalara geçiş yaptığında dışkılarının içerikleri de değişir. Bu durum pişik oluşumu riskini arttırabilir. Bebeğin beslenmesindeki farklılıklar pişik oluşumu nedenleri arasında gösterilir. Tüm bu unsurlar haricinde bebeklerin kullandıkları ilaçların, çinko eksikliğinin, ciltlerinin yeterince temiz tutulamamasının ve annenin beslenmesindeki farklılıkların anne sütüne yansımasının da bebeklerde pişik oluşumuna yol açabildiği kabul edilir.&quot;<br/><br/>Pişik nasıl önlenir?<br/>Öte yandan bebeklerin hassas cildini pişik oluşumundan korumak için basit ama aynı zamanda etkili yöntemler bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. Erdemir, şunları söyledi:<br/>&quot;Bebeğinizin bezini mümkün olduğunca sık değiştirin. Bezini değiştirdiğiniz zamanlarda cildini ılık suyla yıkayın. Cildini kurularken sert dokuya sahip havlular kullanmayın. Bebeğinizin boyuna, kilosuna ve hareket düzeyine uygun bebek bezleri kullanın. Cildi tam anlamıyla kurumadan yeni bebek bezini takmayın. Bebeğiniz anne sütüyle besleniyorsa mümkün olduğunca beslenme düzeninizi değiştirmeyin ve gereksiz ilaç kullanımından uzak durun.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:09:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/bebeklerde-pisikler-ihmale-gelmiyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nöroloji Polikliniği hizmete başladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/noroloji-poliklinigi-hizmete-basladi-35264</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/noroloji-poliklinigi-hizmete-basladi-35264</guid>
                <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Dr. Ayşenur Durna, hasta kabulüne başladı.Nöroloji Uzmanı Dr. Ayşenur Durna, Memorial Antalya Hastanesi Lara Tıp Merkezi&#39;nde tam zamanlı hasta kabulüne...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Dr. Ayşenur Durna, hasta kabulüne başladı.<br/>Nöroloji Uzmanı Dr. Ayşenur Durna, Memorial Antalya Hastanesi Lara Tıp Merkezi&#39;nde tam zamanlı hasta kabulüne başladı.<br/><br/>Ayşenur Durna kimdir<br/>Uz. Dr. Ayşenur Durna, 1968 yılında Antalya&#39;da doğdu. 1984 yılında üniversite eğitimi için Adana&#39;ya giden Uz. Dr. Ayşenur Durna, 1990 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi&#39;nden mezun oldu. Uzmanlık eğitimini 1995-2000 yılları arasında Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi&#39;nde tamamladıktan sonra 2005 yılına kadar aynı yerde nöroloji uzmanı olarak görev yaptı. 2005 yılında doğduğu yer Antalya&#39;ya dönen Uz. Dr. Durna, özel ve kamu kurumlarında görev yaptı. Çok sayıda bilimsel yayını ve çalışması bulunan Uz. Dr. Ayşenur Durna özellikle baş ağrıları, epilepsi, nöropatiler, beyin damar hastalıkları ve demans ile ilgilenmektedir. Uz. Dr. Ayşenur Durna 2018 yılının Haziran ayında Memorial Antalya Lara Tıp Merkezi Nöroloji Bölümü&#39;nde tam zamanlı hasta kabulüne başlamıştır.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:09:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/noroloji-poliklinigi-hizmete-basladi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fransız askısı ile yaşlılığı geciktirin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/fransiz-askisi-ile-yasliligi-geciktirin-35263</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/fransiz-askisi-ile-yasliligi-geciktirin-35263</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Sevgi Ekiyor, Fransız Askılama yöntemi ile yaşlılığın geciktirilebildiğini söyledi.Dr. Sevgi Ekiyor, &quot;Ameliyatsız bir yüz germe - yüz askılama işlemi olan Fransız Askılama...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Dr. Sevgi Ekiyor, Fransız Askılama yöntemi ile yaşlılığın geciktirilebildiğini söyledi.<br/>Dr. Sevgi Ekiyor, &quot;Ameliyatsız bir yüz germe - yüz askılama işlemi olan Fransız Askılama yöntemi Fransa&#39;da geliştirilen, içi polyester dışı silikon malzemeden yapılmış esnek iplerle cildin gerdirilmesi işlemidir. Cerrahiye başvurmak istemeyen ve cildinin eski görünümüne kavuşmak isteyen kadınlar ve erkekler için ideal uygulamadır. Cerrahi yüz operasyonuna alternatif bu işlem ile yaşlanma süreci geciktirilmektedir. Fransız Askı yöntemi yüz hatlarından memnun olmayan, cilt yüzeyinde sarkma ve kırışma meydana gelmiş kişilerde kullanıldığı gibi kısmi yüz felci geçiren hastalarda da kullanılabilen tedavi edici bir yöntemdir. Kullanılan ürünün biyolojik anlamda insan vücuduna uyumlu olması sebebi ile uzun yıllar cilt altında kalması mümkündür&quot; dedi.<br/>Yaşlanmış görüntüden kurtulmak için uygulanan cerrahi işlemlerin uzun yıllar kullanılacak kalıcı sonuçlar sunduğunu ifade eden Dr. Ekiyor, &quot;Ancak maliyet ve uzun süren iyileşme süreleri hastaları düşündürüyor. Cerrahi operasyon haricinde yapılan işlemler ise kalıcı sonuçlar vermediği için alternatif olarak sunulsa bile hastaların tercihi genellikle ameliyattan yana oluyor. Son yıllarda ameliyatsız yüz germe ve ameliyatsız yüz gençleştirme işlemleri oldukça başarılı şekillerde uygulanmasıyla durumun biraz tersine döndüğü söylenebilir. Fransa&#39;da geliştirilen, içi polyester dışı ise ciltle uyumlu silikon malzemeden üretilen iplerle yapılan Dinamik Yüz Askısı, sarkmaları düzeltmek ve yüzü eski genç görünümüne kavuşturmak için kullanılan güvenli ve ameliyatsız bir yöntemdir&quot; açıklamalarında bulundu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:09:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/fransiz-askisi-ile-yasliligi-geciktirin-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Terlemenin çaresi var</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/terlemenin-caresi-var-35221</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/terlemenin-caresi-var-35221</guid>
                <description><![CDATA[Medical Park Tarsus Hastanesi&#39;nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dönmez, aşırı terlemenin özellikle sosyal hayatta önemli sıkıntıya yol açtığını, botoks uygulamasının yaklaşık...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Medical Park Tarsus Hastanesi&#39;nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dönmez, aşırı terlemenin özellikle sosyal hayatta önemli sıkıntıya yol açtığını, botoks uygulamasının yaklaşık 6 ay boyunca terlemeyi giderebildiğini söyledi.<br/><br/>İş hayatını etkileyebiliyor<br/>Uzm. Dr. Neslihan Dönmez, koltuk altı ve eldeki aşırı terlemenin, kişinin yaşamını sanılandan daha fazla etkileyebildiğini vurguladı. Özellikle iş hayatında sıkıntının daha da büyüyebildiğini kaydeden Uzm. Dr. Dönmez, &quot;Aşırı terleyen kişiler hem görüntü, hem de oluşacak koku nedeniyle insanlarla bir araya gelmekten kaçınıyor. Koltuk altı aşırı terleyenler günde birkaç kez giysi değiştirmek zorunda kalabiliyor. Eli terleyen kişiler başkalarıyla tokalaşmaktan kaçınıyor, ellerini gizliyor, yemek yerken sık sık elini siliyor. Kimi mesleklerde ıslak elle çalışmak zor olduğundan, terleme daha da büyük bir sıkıntıya dönüşebiliyor&quot; dedi.<br/><br/>Konfor için uyuşturuluyor<br/>Aşırı koltuk altı ve el terlemesini engellemeye yönelik bazı kremler bulunduğunu ancak bunların yeterince etkili olamadığını vurgulayan Uzm. Dr. Dönmez, &quot;Sorunun çözümü için ameliyat alternatifi de var ama ondan da tatmin edici sonuçlar alınamayabiliyor. Bu nedenle botoks daha fazla tercih edilebilecek bir yöntem&quot; diye konuştu.<br/>Dönmez, düzenli yapıldığında botoksun etkili sonuçlar verdiğini belirtirken, işlem sırasında hastanın rahat edebilmesi için koltuk altı ve elin uyuşturulduğunu da vurguladı.<br/><br/>Botoks nedir?<br/>Halk arasında &#39;yılan zehri&#39; diye bilinen botoks aslında &#39;Clostridium botulinum&#39; adlı bakteriden elde edilen bir proteindir. Çok uzun zamandır nörolojik hastalıklarda kullanılan botoks, son yıllarda daha çok kırışıklıkları gidermek için kullanılmasıyla öne çıkmıştır.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jul 2018 16:00:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/terlemenin-caresi-var-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>5 dakika boyunca kalbi duran bebek hayata tutundu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/5-dakika-boyunca-kalbi-duran-bebek-hayata-tutundu-35184</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/5-dakika-boyunca-kalbi-duran-bebek-hayata-tutundu-35184</guid>
                <description><![CDATA[VAN (İHA) – Hakkari&#39;den ağır kalp yetmezliği nedeniyle Van&#39;a sevk edilen 1 yaşındaki Medine bebek, kentte ilk kez gerçekleştirilen operasyon sonucu sağlığına kavuştu.Ağır kalp...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[VAN (İHA) – Hakkari&#39;den ağır kalp yetmezliği nedeniyle Van&#39;a sevk edilen 1 yaşındaki Medine bebek, kentte ilk kez gerçekleştirilen operasyon sonucu sağlığına kavuştu.<br/>Ağır kalp yetmezliği şikayetiyle Hakkari&#39;den Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirilen 1 yaşındaki Medine Duran&#39;a, doğumsal bir kalp hastalığı olan fallot tetralojisi tanısı konuldu. Eş zamanlı olarak akciğer atardamarlarında gelişme kusuru olan Medine bebeğe, Çocuk Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Emrah Şişli ve ekibi tarafından riskli bir kalp ameliyatıyla tam düzeltme operasyonu gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası 18 saat sonra ağır bir kalp yetmezliğine giren ve yaklaşık 5 dakika süre ile kalbi duran bebek, kalp dolaşım destek cihazına bağlandı. Kalp dolaşım destek cihazına bağlı olarak hayata tutunan minik Medine, 4 gün sonra destek cihazından başarı ile ayrıldı. 25 gün süreyle çocuk yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavileri yapılan bebek, sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Medine bebeğin sağlığına kavuşması ise ailesini sevince boğdu.<br/>Gerçekleştirilen başarılı operasyonla ilgili gazetecilere konuşan Opr. Dr. Emrah Şişli, Medine bebeğin Van&#39;da başarılı kalp dolaşım destek cihazı uygulaması sonrası hayata tutunan ilk çocuk hasta olduğunu belirtti. Kalp dolaşım destek cihazının ağır kalp yetersizliği olan hastalar için bir umut olduğuna dikkat çeken Doktor Şişli, &quot;Medine Duran isimli 1 yaşındaki kız hastamız, fallot tetralojisi denilen 10 binde 5 kişide görülen bir kalp hastalığı ile doğdu. Burada çocuk kardiyolojisiyle birlikte yaptığımız konseyde tam düzeltme kararı aldık. Tam düzeltme ameliyatından sonra yaklaşık 18 saat sonra ciddi bir kalp yetmezliğine giren hastamızı kalp dolaşım destek cihazına bağladık. Kalp dolaşım destek cihazını 4&#39;üncü günün sonunda başarılı bir şekilde hastamızdan ayırdık. Cihazdan ayırma süreci sonunda da 25 gün yoğun bakımda kalan hastamızı servisimize aldık. Daha sonra da sağlıklı taburcu ettik&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Van&#39;da hayata tutunan ilk bebek&quot;<br/>Kalp dolaşım destek cihazının belli başlı hastalarda uygulanabildiğini anımsatan Şişli, sözlerini şöyle sürdürdü:<br/>&quot;Edindiğimiz bilgi neticesinde Medine bebek, başarılı bir kalp dolaşım destek cihazı uygulaması ve sorunsuz bir yoğun bakım takip ve tedavisi sonrası hayata tutunan Van&#39;daki ilk çocuk hasta oldu. Kalp dolaşım destek cihazını belli başlı hastalarda uygulanabiliyor. Yeni doğandan, erişkin hastalara kadar uygulanabiliyor. Medine bebekteki kalp yetmezliği bunlardan biridir. Bu tür operasyonların istatistiklerine baktığımızda, kalp dolaşım destek cihazına bağlanan çocukların 10&#39;da 3&#39;ü ayrılabilmektedir. Medine Duran isimli hastamızı başarıyla ayırabildik.&quot;<br/>Doktorlar olarak en gururlu günlerinden birini yaşadıklarını ifade eden Uzm. Dr. Osman Yeşilbaş ise &quot;Bu tür olumlu haberler bizi mutlu ediyor. 1 yaşındaki hastamızı ameliyat ettikten sonra, çocuk yoğun bakım ünitemize aldık. Sonrası kalp yetmezliği gelişen hastamıza yapay kalp, akciğer dolaşımı sağlanan çok nadir merkezlerde yapılan bir cihaza bağlamak zorunda kaldık. 4 gün boyunca hastamızı tedavi ettik. Kalp yetmezliği düzeldikten sonra cihazdan başarıyla ayırdık&quot; diye konuştu.<br/>Anne Fatma Duran da Medine&#39;nin doğuştan kalp hastası olduğunu belirterek, operasyonu gerçekleştiren hastane doktorlarına teşekkür etti.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jul 2018 15:59:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/5-dakika-boyunca-kalbi-duran-bebek-hayata-tutundu-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EOSB&amp;#39;den Özel Ümit&amp;#39;e iadeyi ziyaret</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/eosb-den-ozel-umit-e-iadeyi-ziyaret-35171</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/eosb-den-ozel-umit-e-iadeyi-ziyaret-35171</guid>
                <description><![CDATA[Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte Özel Ümit Hastaneleri yönetimine iadeyi ziyarette bulundu. Özel Ümit...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte Özel Ümit Hastaneleri yönetimine iadeyi ziyarette bulundu. Özel Ümit Hastaneleri yönetiminin geçtiğimiz ay yeni görevleri için ziyarette bulunduğunu hatırlatan Küpeli, &quot;Biz de hem iadeyi ziyaret hem de üyelerimiz için sağlık anlaşması yapmak istedik. Özel ümit hastaneleri çalışan istihdamı Eskişehir&#39;de fabrika özelliği taşıyor. Kendilerine teşekkür ediyoruz&quot;dedi.<br/>Özel Ümit Hastanesi Başhekim Uzm. Dr. Selim Murat Ürer ile Hastane İdari Direktörü Dr. Oktay Tanrıverdi ise, ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirerek teşekkürlerini iletti.<br/>Ziyarette ayrıca Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB) üyeleri için sağlık sözleşmesi detayları konuşuldu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jul 2018 15:59:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/eosb39den-ozel-umit39e-iadeyi-ziyaret-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anne sütü çocuğu ishalden koruyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/anne-sutu-cocugu-ishalden-koruyor-35168</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/anne-sutu-cocugu-ishalden-koruyor-35168</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilem Eriş, bebek ve çocuklarda özellikle yaz mevsimlerinde daha da artış gösteren ishale karşı uyarılarda bulunarak, tedavi planı hakkında...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilem Eriş, bebek ve çocuklarda özellikle yaz mevsimlerinde daha da artış gösteren ishale karşı uyarılarda bulunarak, tedavi planı hakkında bilgi verdi.<br/>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte çocuklarda en sık görülen bulaşıcı hastalıkların başında ishal geldiğini belirten Denizli Kale Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilem Eriş, yoğun sıvı kaybına neden olan ishal için erken dönemde önlem alınmazsa ciddi sağlık problemleri yaşanabileceğini söyledi. İshalin çoğunlukla çevresel faktörlerle geliştiğini vurgulayan Eriş &quot;Pek çok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkabilen ishal, çoğunlukla çevresel faktörlerle gelişir. Çocuklarda görülen ishal nedenleri arasında bağırsak enfeksiyonları, virüsler, bakteriler, parazitler ve diğer mikroplar, gıda zehirlenmesi, diş çıkarma, bazı gıdalara alerji oluşumu, gereğinden fazla meyve ve meyve suyu sayılabilir. Yaz döneminde sıklıkla karşılaşılan yaz ishali, en çok 0-5 yaş grubundaki çocukları etkiler. Anne sütü alan bebeklerde günde 6-7&#39;den fazla, anne sütü almayan çocuklarda ise 3&#39;ten fazla sulu dışkılama ishal olarak kabul edilmektedir. Çocuklarda ishale kusma ve ateş eşlik ediyorsa, bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. Ateşi olmayan, kusmayan, yalnızca ishali olan çocuklar evde tedavi edilebilir. Önemli olan, çocukta sıvı kaybı olup olmadığının takip edilmesidir. Sıvı kaybını anlayabilmek için çocuğun ne kadar idrar yaptığına ve idrarında bir azalma olup olmadığına bakılmalıdır&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Anne sütü çocuğu ishalden korur&quot;<br/>İshal durumunda, şeker ve tuz içeren sıvılar ile evde ilk tedavinin uygulanabileceğini ya da eczanelerden &quot;ishal için şeker-tuz paketi&quot; alınıp bu paketlerden birinin 1 litre temiz suya karıştırılıp içilmesi ile ishal sonucu kaybedilen sıvının yerine konulabileceğini ifade eden Eriş, sözlerini şu şekilde sürdürdü:<br/>&quot;Genel olarak sıvı kaybı olmayan ishalli çocuklara her dışkılama sonrasında 10 mililitre/kilogram bu sıvıdan verilebilir Hafif derecede sıvı kaybı varsa 50 ml/kg sıvı 4 saatte içirilir. Evde ishal tedavisi için sıvı hazırlarken hazır paketlerin ve temiz içme suyunun kullanılmasına dikkat edilmelidir. Genellikle sıvı ve tuz ihtiyacı karşılanan çocukların kusması bir süre sonra düzelir. Ancak gözlerde çöküklük, ağız kuruluğu gibi orta derecede sıvı kaybı bulguları olan çocukların tedavi planının bir sağlık merkezinde yapılması daha uygundur. İshal tedavisi sırasında çocuğun beslenmesinin sürdürülmesi gerekir. İshal olan çocuk emzirme dönemindeyse mutlaka anne sütü almalıdır. Anne sütü, ishalden koruyan önemli bir besin kaynağıdır. Anne sütü alan bebekler daha çabuk iyileşmektedir. Eğer çocuk 6 aydan büyük ise ishal durumlarında ev yoğurdu, patates püresi, pirinç lapası ve muz püresi verilebilir. İshal döneminde çocuklara yağlı ve şekerli besinler verilmemelidir. Çocuklarda yaşanan ishal durumlarında doktor onayı olmadan kesinlikle antibiyotik tedavisi uygulanmamalıdır.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jul 2018 15:59:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/anne-sutu-cocugu-ishalden-koruyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ulus Semt Polikliniği inşaatında son aşamaya gelindi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/ulus-semt-poliklinigi-insaatinda-son-asamaya-gelindi-35149</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/ulus-semt-poliklinigi-insaatinda-son-asamaya-gelindi-35149</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık alanındaki yatırımlara bir yenisini daha ekleyen Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker&#39;in vizyon projeleri arasında yer alan Ulus Semt Polikliniği inşaatında çalışmalar son...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Sağlık alanındaki yatırımlara bir yenisini daha ekleyen Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker&#39;in vizyon projeleri arasında yer alan Ulus Semt Polikliniği inşaatında çalışmalar son aşamaya geldi.<br/>4 bin 788 metrekare alan üzerine inşa edilen Ulus Semt Polikliniği&#39;nde kaba inşaat çalışmaları tamamen biterken ince işçilik çalışmaları da büyük ölçüde tamamlandı. Çevre düzenlemeleri devam eden Ulus Semt Polikliniği yakın zamanda bölgeye hizmet etmeye başlayacak.<br/>Ulus Semt Polikliniği&#39;nde 112 Acil Sağlık hizmeti başta olmak üzere; 12 adet poliklinik, laboratuar, röntgen odası, enjeksiyon ve müşahede odaları yer alacak. Poliklinikte ayrıca 2 adet kaplı spor salonu da bulunuyor. Ulus Semt Polikliniği bünyesinde barındıracağı ruh ve sinir hastalıkları bölümüyle de Kocaeli&#39;nde bir ilk olma özelliğini de taşıyor. Bölgenin sağlık alanındaki tüm ihtiyaçlarını karşılayacak olan semt polikliniğinde hummalı çalışma sürüyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Jul 2018 14:15:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/ulus-semt-poliklinigi-insaatinda-son-asamaya-gelindi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ebeveyn okulu açıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/ebeveyn-okulu-acildi-35127</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/ebeveyn-okulu-acildi-35127</guid>
                <description><![CDATA[Medicana Bursa Hastanesi tarafından anne ve babalar için ebeveyn okulu açıldı.Medicana Bursa Hastanesi ve Sur Yapı Marka AVM işbirliği ile içeriği tamamen uzman doktorlar tarafından...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Medicana Bursa Hastanesi tarafından anne ve babalar için ebeveyn okulu açıldı.<br/>Medicana Bursa Hastanesi ve Sur Yapı Marka AVM işbirliği ile içeriği tamamen uzman doktorlar tarafından oluşturulan A&#39;dan Z&#39;ye bir eğitim programı başladı. Bebek ve çocuk gelişimine yönelik pek çok soru ebeveyn okulunda cevap bulacak. Alanında uzman doktorlar, çocukları psikolojik ve fiziksel olarak en doğru şekilde büyütmenin yollarını velilere aktaracak.<br/>Çocuk gelişimi, sağlığı ve ebeveynlik ile ilgili konularda destek olmayı hedeflediklerini belirten Medicana Bursa Hastanesi Kurumsal İletişim Müdürü Didem Aras, &quot;Bir anne babanın çocuk yetiştirirken hangi bilgiye ihtiyacı varsa onu burada öğrenebilecek. Ücretsiz olarak düzenlenen bu okulumuza tüm vatandaşlarımızı bekliyoruz. Okula kayıt olmak isteyen kişiler açıldı. Hastanemize veya Sur Yapı Marka AVM&#39;ye başvuruda bulunabilirler. Etkinlik takvimine de buradan ulaşabilirler&quot; diye konuştu.<br/>Bir yıl boyunca sürecek olan projede teknoloji bağımlılığı, çocuğun hayatında oyunun önemi, çocuklarda ağız ve diş sağlığı, çocuklarda okul kaygısı gebelikte doğru beslenme çocuklarda alt ıslatma problemi, çocuklarda disiplin gibi önemli konularda bilgiler verilecek.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Jul 2018 14:15:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/ebeveyn-okulu-acildi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstenmeyen kilolardan kurtulmanın 12 altın kuralı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/istenmeyen-kilolardan-kurtulmanin-12-altin-kurali-35118</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/istenmeyen-kilolardan-kurtulmanin-12-altin-kurali-35118</guid>
                <description><![CDATA[Özel Ümit Hastanesi Diyetisyeni Ayda Erken, yaz sıcaklarında nasıl beslenilmesi gerektiğini ve kilolardan kurtulmak için 12 altın kuralı anlattı.Yaz sıcaklarında beslenmeye özellikle...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Özel Ümit Hastanesi Diyetisyeni Ayda Erken, yaz sıcaklarında nasıl beslenilmesi gerektiğini ve kilolardan kurtulmak için 12 altın kuralı anlattı.<br/>Yaz sıcaklarında beslenmeye özellikle daha çok dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Diyetisyen Ayda Erken, &quot;Yaz aylarında dengeli beslenmeye ve yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmesi gerekmektedir. Havaların ısınmasıyla daha ince ve açık renkli kıyafetlerin giyilmesi, kışın alınan kiloların ortaya çıkmasına neden olur. Dergilerde yer alan düşük kalorili, kısa zamanda hızlı kilo kaybını hedefleyen diyetler ise yarardan çok vücudumuzda kalıcı harabiyetlere yol açmaktadır. Daha çok kas ve su kaybına neden olan bu diyetler hem bizi halsiz bırakmakta hem de metabolizmamız üzerine olumsuz etkileri bulunmaktadır. Her zaman olduğu gibi yaz aylarında da sağlıklı beslenme kurallarına dikkat ederek hem formumuzu koruyup hem de sağlıklı kalabiliriz. Yaz aylarında artan metabolizma hızımızı günlük almamız gereken sıvı ihtiyacımızı ve &#39;Bu yaz çok fit olmak istiyorum&#39; fikrimizi göz önüne aldığımızda ortaya çıkan sonuç, yazın beslenmemize çok dikkat etmemiz gerektiğidir&quot; dedi.<br/>Yaz aylarında sağlıklı beslenmenin kurallarından söz eden Erken, &quot;En önemli konu su tüketimidir. Yıllardır insanlara standart günlük su ihtiyacını 2-2,5 litre olarak söyledik. Ancak yaz aylarında terlemeyi de göz önünde bulundurduğumuzda 3-3,5 litre civarında sıvı tüketmemiz gerekir. Su içmemiz, terleme ile kaybettiğimiz sıvıyı yerine koymak dışında cilt güzelliğimiz, kabızlığın önlenmesi, metabolizmanın hızlanması, yağların parçalanıp idrarla atılmasını sağlayarak fit görünmemizi de sağlar. Özellikle çocuklar, hamileler, yaşlılar ve sporcular aşırı su kaybettiklerinde ciddi sağlık sorunları yaşayabilecekleri için günlük su tüketimine çok dikkat etmelidir. Şunu unutmayın, hiçbir sıvı suyun yerini alamaz. Gün içinde bol miktarda içilen çay ve kahveyi su tüketimi listesinden çıkartın. Söz konusu içeceklerin yapısındaki maddeler böbreklerde artı yük oluşturur ve bunların atılabilmesi için de su içmek gerekir. Eğer yeterli derecede su içmezseniz kafeinli içecekler nedeni ile de vücudunuzda sıvı kaybı olacaktır&quot; ifadelerini kullandı.<br/>Asitli içecekler konusunda da uyarılarda bulunan Diyetisyen Erken, şunları kaydetti:<br/>&quot;Asitli içecekler yerine süt, ayran, bitki ve meyve çayları tercih edin. Tuz tüketiminizi günlük 5 gramdan fazla olmayacak şekilde ayarlamalısınız. Yoksa vücudunuzda oluşacak ödemin önüne geçemezsiniz. Besin zehirlenmelerine karşı çok dikkatli olun. Besinlerin son kullanım tarihlerine bakarak alın ve tüketirken koşullara uygun olarak buzdolabında muhafaza edin. Suların cam şişede ve cam damacanada olanlarını tercih edin. Sularınızı evde ve arabada güneşte bekletmeyin. Damacanalarınızı ve sebilleri belirli bir süre sonra tüketmemiş olsanız bile dökerek temizliğini yapın. Porsiyonlarınızı küçülterek en erken 2 saat aralıklar ile beslenin. Besinleri yağda kızartmak yerine fırında, ızgara veya haşlama olarak tercih edin. Hamur tatlıları yerine dondurma tercih edin. Havanın serinlediği saatlerde fiziksel aktivitenizi artırın.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Jul 2018 14:15:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/istenmeyen-kilolardan-kurtulmanin-12-altin-kurali-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzm. Dr. Hüseyin Katlandur: &amp;quot;Gizli kalp riski bulunanların tespit ve tedavisi önemli&amp;quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzm-dr-huseyin-katlandur-gizli-kalp-riski-bulunanlarin-tespit-ve-tedavisi-onemli-35084</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/uzm-dr-huseyin-katlandur-gizli-kalp-riski-bulunanlarin-tespit-ve-tedavisi-onemli-35084</guid>
                <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Katlandur, gizli kalp hastalığının bir anda ortaya çıktığını, hastalığın tespit ve tedavisinin önemli olduğunu söyledi.Konya Hospital Kardiyoloji...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Katlandur, gizli kalp hastalığının bir anda ortaya çıktığını, hastalığın tespit ve tedavisinin önemli olduğunu söyledi.<br/>Konya Hospital Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Katlandur, gizli kalp hastalığının bir anda ortaya çıkabileceğini belirterek, &quot;Gizli kalp hastalığı, hastalık sürecinde belirti ve bulgu vermeyerek bir anda ortaya çıkan kalp hastalığı olarak tanımlanır. Şikayet her zaman oluşmayabilir. Yapılan araştırmalarda kalp krizi geçiren hastaların 3&#39;te 1&#39;inde kriz öncesinde herhangi bir şikayetlerinin olmadığı saptanmıştır. Bu nedenle bu hastalığa maruz kalabilecek riskli kişilerin erken tespit edilmesi önemlidir. Öncelikle belirtmeliyim ki hastalık gelişimi için belirtilen riskler her zaman hastalığa yol açmayabileceği gibi hiçbir risk faktörü olmayan kimselerde de ani kalp krizi oluşabilir. Risk altında olan kişiler ailesinde (anne, baba, kardeş gibi 1. derece) kalp hastalığı olan, şeker hastalığı, hiperlipidemi (yüksek kolesterol) ve hipertansiyon nedeniyle tedavi alan, sigara kullanan kimselerdir&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>&quot;Göğüs ağrısı şikayeti olan kişi kalp hastası olarak değerlendirilemez&quot;<br/>Göğüs ağrısı şikayetlerinin kalp hastalığı olarak değerlendirilmediğini kaydeden Dr. Katlandur, göğüs ağrısı olan hastaların 5&#39;te 1&#39;inde kalp hastalığının saptandığını ifade etti. Katlandur şöyle konuştu:<br/>&quot;Burada en önemli faktör hastada yukarıda belirttiğim risklerin ne kadar zamandır tek olarak ya da beraber bulunduğudur. Mesela kişinin 1 yıldır şeker hastası olması onu kalp hastası yapmaz ama bir kimse hem sigara içiyor hem de şeker hastalığı varsa o zaman kardiyak risk oldukça artacaktır. Bu hastalara tavsiyemiz 40 yaş ve üzerinde en az yıllık kontrole gelmeleri olur. Göğüs ağrısı şikayeti olan kişi kalp hastası olarak değerlendirilemez. Yapılan araştırmalarda göğüs ağrısı olan kişilerin ancak 5&#39;te 1&#39;inde kalp hastalığı olduğu saptanmıştır. Tipik göğüs ağrısı burada en önemli kavram olarak karşımıza çıkar. Basitçe tarif etmek gerekirse bu ağrı göğsün tam ortasından başlayıp kollara, boyuna ve sırta yayılım gösteren bir ağrıdır. Genelde yürüme, merdiven çıkmakla meydana gelir ve istirahat etmekle geçer.&quot;<br/><br/>&quot;Öncelikle sahip olduğumuz risklerin tespiti ve tedavisi önemli&quot;<br/>Hastaların farklı şikayetler ile geldiklerini belirten Dr. Hüseyin Katlandur, sahip olunan risklerin tespitinin ve tedavisinin önemli olduğunu vurguladı. Katlandur, &quot;Kalbin konumu gereği maalesef her zaman klasik göğüs ağrısı olmaz. Bazı hastalar şiddetli karın ağrısı, bazıları kolda uyuşma, bazıları alt çene ve dişlerde uyuşma gibi şikayetlerle yanlışlıkla dahiliye, nöroloji, diş hastalıkları gibi bölümlere giderler. Özellikle acil servislerde mide ülseri düşünülüp sonradan kalp krizi geçirdiği anlaşılan çok sayıda hasta vardır. Bir de şeker hastalarında zamanla ağrı duyusunda kaybolma olduğu için bu hastalar hiçbir ağrı duymaksızın da bazen kalp krizi geçirmiş olabilirler. Tüm bu hastaların kalp hastalığı ancak çekilen EKG ve yapılan ayrıntılı muayene ile anlaşılabilir. Öncelikle sahip olduğumuz risklerin tespiti ve tedavisi önemli. Tabii ki her risk tedavi edilemez. Mesela anne ve babasında kalp hastalığı olan kimselerden ailesini değiştirmelerini bekleyemeyiz. Ancak şekerimiz, tansiyonumuz, yüksek kolesterolümüz varsa tabii ki bunları kontrol altına alarak işe başlayabiliriz. Mesela diyabeti olan kişiler öğünlerinde hamur işi, şerbetli tatlılardan kaçınmaları gerekir. Tabii ki tansiyonumuz yüksekse tuz kullanımımızı mümkün olduğu kadar azaltmalıyız. Yüksek kolesterolü olanlar da hem ilaç kullanıp hem de hayvansal yağları mümkün olduğunca az kullanmalıdırlar. Tüm risk grubundaki kişilerin günlük toplam 5 kilometre, yani 10 bin adım yürüyüş yapmalarını da tavsiye ederiz&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Jul 2018 14:15:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/07/uzm-dr-huseyin-katlandur-quotgizli-kalp-riski-bulunanlarin-tespit-ve-tedavisi-onemliquot-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ameliyatsız estetik uygulamaları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/ameliyatsiz-estetik-uygulamalari-35057</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/ameliyatsiz-estetik-uygulamalari-35057</guid>
                <description><![CDATA[Medikal Estetik Uzmanı Dr. Nihal Ergen, botoks, dolgu ve ip estetiği gibi ameliyatsız estetik uygulamalar hakkında açıklamalarda bulundu.Ameliyatsız estetik uygulamalarının çeşitli...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Medikal Estetik Uzmanı Dr. Nihal Ergen, botoks, dolgu ve ip estetiği gibi ameliyatsız estetik uygulamalar hakkında açıklamalarda bulundu.<br/>Ameliyatsız estetik uygulamalarının çeşitli ürünler ya da cihaz kombinasyonları kullanılarak yapıldığını belirten FBM Tıp Merkezi Medikal Estetik Uzmanı Dr. Nihal Ergen, ameliyatsız estetik uygulamalarının, muayenehane ortamında günübirlik olarak yapılan hem işlem süresi hem de iyileşme süresi hızlı olan işlemlere verilen ortak isim olduğunu söyledi. Dr. Nihal Ergen, ameliyatsız estetik uygulamalarda, yapılan ön muayene sonucu kişiye en uygun olan işleme karar verilerek detaylı bir bilgilendirme yapıldığını söyledi.<br/><br/>Botoks nedir ve hakkında doğru bilinen yanlışlar nelerdir?<br/>Botoks, kas ve sinir iletimini sağlayan maddelerin salınımını geçici olarak engellediğini belirten Dr. Nihal Ergen, &quot;Yani bu bir felç değil sadece yavaş çalışma durumudur. Yaklaşık 4 ila 6 ay olarak değişen bu süre içinde mimik hareketleri yavaşlar ve ciltte katlantı oluşturmasına izin vermez. Böylece kırışık oluşumu engellenir ya da var olanların derinleşmesi önlenir. Etki süresi geçtiğinde daha kötü görünmez eski halinize geri dönmüş olursunuz hatta bu süre zarfında cilt kırışıklıkları oluşmadığından bir nevi zamanı durdurmuş olursunuz. Estetik amaçlı kullanım alanları alın, kaş ortası ve kaz ayakları, çene hattına ve boyun bölgesidir. Koltuk altı,el ve ayak bölgesi terleme sorununda ve diş sıkma problemi olanlarda ise tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Uygun teknik ve doz ile yapıldığında bilinenin aksine ifadeniz kaybolmaz daha dinamik bir görünüme kavuşursunuz&quot; dedi.<br/><br/>Botoks ile dolgu uygulaması neden karıştırılır?<br/>Estetik uygulamalar hakkında bilgilerin çok eski zamanlara dayandığını ifade eden Dr. Nihal Ergen, &quot;Medyada abartılı ifadesi olan herkese botoks veya dolgu yaptırdığı söylendiğinden kişiler hem bu uygulamalardan çekinmekte hem de benzer zannetmektedir. Botoks uygulaması yüzde hacim değişikliği yapmaz yani dolgunluk vermez ve etkisi 3.günde görülmeye başlar. Dolgu uygulaması ise hacim vermek için yapılır ve yapıldığı anda farkı görebilirsiniz. Tekrar altını çizmek istiyorum botoks ve ya dolgu uygun teknikle yapıldığında size daha dinamik bir görünüm verir. Amaç bir başkasına benzemek değil ya zamanı durdurmak ya da geri almak olmalıdır&quot; diye konuştu.<br/><br/>Göz altı ışık dolgusu nedir?<br/>Göz altı ışık dolgusu hakkında bilgi veren Dr. Nihal Ergen, &quot;Göz altında çökme ya da morarma olanlarda, göz altı torbası ve genişlemiş göz çevresi kırışıklıklarında tercih edilen bir dolgudur. Göz çevresi gerek cilt yapısı gerek dolaşım olarak özel bir bölge olduğundan içeriği ona göre ayarlanmıştır. Eğer göz çevresinde ki problem biraz yoğunsa elmacık yani yanak kısmını destekleyici dolgular da ilave edilmesi gerekebilir&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>Elmacık dolgusu nedir?<br/>Çıkık bir elmacığın yüze daha genç ve çekici bir görünüm verdiğini söyleyen Dr. Nihal Ergen, &quot;Dolgu uygulaması daha çıkık bir elmacık hattı ya da ile zayıf yüzlerde yanak şekillendirme yapılabilmektedir. İşlem sonunda fark görebileceğiniz bu dolgularda kalıcılık bir buçuk yıla kadar uzamaktadır&quot; dedi.<br/><br/>Dudak dolgusu nedir?<br/>Dudak dolgusunun, alt ve üst dudak uyumsuzluğunda ya da daha dolgun olması tercih edildiğinde kullanıldığını belirten Dr. Nihal Ergen, &quot;Kontür de denilen dudak hattına ince bir şekilde geçildiğinde dudak üstü çizgilerinde de azalma sağlamaktadır. Hareketli bir bölge olduğundan yoğun bir dolgu kullanılması tercih edilmez kalıcılık 9 ay ila bir yıldır&quot; diye konuştu.<br/><br/>Dolgu ile çene hattı düzeltilebilir mi?<br/>Çene hattının eski haline döndürülmesinin mimkün olduğunu ifade eden Dr. Nihal Ergen, &quot;Dudaktan çeneye uzanan çizgilenmeye marionette line yani kukla çizgisi denilmektedir. Bu çizgi oluştuğunda olduğundan daha yaşlı görünürüz. Hem bu çizgiyi düzelterek hem de çene köşelerine dolgu uygulayarak çene hattını eski haline getirmek mümkün olmaktadır&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>Ellere dolgu uygulaması yapılabilir mi?<br/>Yapısal olarak zayıf ya da yaşa bağlı doku kaybı yaşayan eller için dolgu uygulamasının yapıldığını belirten Dr. Nihal Ergen, &quot;Burada amaç hem dolgunluk kazandırmak hem de kollajen sentez artışını uyararak cildin gençliğini geri kazandırmaktır. Kullanılan özel dolgular sayesinde kalıcılığı bir buçuk yıla kadar uzamaktadır&quot; dedi.<br/><br/>İp estetiği nedir? Hangi bölgelere uygulanabilir?<br/>İp estetiğinin ameliyatsız yüz germe yöntemlerinden en dikkat çekici olanı olduğunu belirten Dr. Nihal Ergen, &quot;İp sayısı ve kullanılacak ipin yapısı uygulanacak olan bölgeye ve kişinin cilt durumuna göre değişmektedir. Boyun germe, gıdı toparlama, çene hattını düzeltme, elmacık belirginleştirme ve kaş asmada kullanılır. Kullanılan ipler cilt kalitesinde artış yaparak ince kırışıklıklarda toparlanma da sağlar&quot; diye konuştu.<br/><br/>İşlem ne kadar sürer, ne kadar süre etki devam eder?<br/>İşlem yapılacak bölgeye göre değişmekle beraber işlemin 30-60 dakikalık bir zaman aldığını belirten Dr. Nihal Ergen, &quot;Lokal anestezik etkili bir krem kullanımı ya da bölgesel sinir blokları kullanılarak kolaylıkla uygulanabilir. İşlem sonrası 3-5 gün sürebilen hassasiyet olabilir. Kalıcılık kullanılacak olan iplerin yapısına göre 2 ila 5 yıl kadardır&quot; şeklinde konuştu.<br/><br/>Eş zamanlı başka işlemler yapılabilir mi?<br/>Dr. Nihal Ergen, &quot;Ciltte ısıtıcı etkisi olan fokuslu ultrason ya da radyofrekans benzeri işlemlerin mümkünse işlem öncesi yapılması gerekmektedir. İhtiyaç halinde eş zamanlı botoks ve dolgu uygulaması yapılabilmektedir. Onun dışında mezoterapi , prp gibi cilt kalitesini artıracak yöntemler için 15 günlük bir süre verilmelidir&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Jun 2018 11:19:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/ameliyatsiz-estetik-uygulamalari-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çeşme&amp;#39;de üç dakikada hayat kurtaran ekip</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cesme-de-uc-dakikada-hayat-kurtaran-ekip-35052</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/cesme-de-uc-dakikada-hayat-kurtaran-ekip-35052</guid>
                <description><![CDATA[Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesinde görev yapan Anestezi Uzmanı ve Teknikerleri, tuttukları &quot;Mavi Kod&quot; nöbetinde, üç dakika içinde içinde hastaya müdahale ederek hayat...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesinde görev yapan Anestezi Uzmanı ve Teknikerleri, tuttukları &quot;Mavi Kod&quot; nöbetinde, üç dakika içinde içinde hastaya müdahale ederek hayat kurtarıyorlar.<br/>Çeşme Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Atıl Birol, hastanelerinin C model hastane olduğunu vurgulayarak, &quot;C model hastanelerin sahip oldukları imkanlar ölçüsünde Acil Servis ve Poliklinik hizmetlerimizin yanı sıra, 24 saat &#39;Mavi Kod&#39; nöbetiyle de, hayati tehlikesi olan hastalara üç dakika içerisinde müdahale edebilen ekibimizle, hayat kurtarıyoruz. O hastalarımızın hastanemizde tedavi imkanı yoksa en seri şekilde geniş imkanlara sahip hastanelere sevkini sağlıyoruz&quot; dedi.<br/>Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzman Doktoru ve Teknikerleri&#39;nin, Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesi&#39;nde hayati görev yaptıklarını belirten Başhekim Birol, &quot;Anestezi ekibimiz, hastanemizin Acil Servisi &#39;Kırmızı Alan&#39;a gelen hastalara müdahale eden doktorlara destek vermek ve yoğun yaz aylarında, Acil Servis biriminde bulunan CPR ünitesinin yükünü azaltmak için, 24 saat boyunca &#39;Mavi Kod&#39; nöbeti tutmaktadırlar. Bu nöbetteki amacımız, hayati önem taşıyan ilk müdahalenin yerinde ve zamanında yapılmasını sağlamaktır&quot; diye konuştu.<br/><br/>&quot;Mavi Kod ekibi bir dakika içinde olay yerine ulaşmak zorundadır&quot;<br/>Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzman Doktoru Özlem Aydın da yaptığı açıklamada, &quot;Mavi Kod&quot;un önemine dikkat çekerek, &quot;Hastanın hayati tehlikesi söz konusuysa, örneğin solunumu ya da kalp ritmi durduysa, yeniden canlandırma gerekli olduğunda hastanelerde &#39;Mavi Kod&#39; alarmı verilir. Ekip son derece büyük bir hızla olay yerine ulaşır. Hastanın beyninin oksijensiz kalabileceği en fazla süre yaklaşık üç dakikadır. O nedenle Anestezi ekibi bir dakika içinde oraya gelir. Bu süre çok önemli olduğu için &#39;Mavi Kod&#39; uygulaması için zaman zaman tatbikatlar yaparız. Ekibimizde, koşarak olay yerine en kısa sürede ulaşabilmesi için mümkün olduğunca gençler yer alır. &#39;Mavi Kod&#39; alarmı alan ekip, hastanın beyninin oksijensiz kalmaması için en kısa sürede ilk müdahale eden ekiptir&quot; diyerek ekibinin görevinin önemini anlattı.<br/><br/>&quot;Hastanenin neresinde olursa olsun, bir dakika içinde ulaşırız&quot;<br/>Anestezi Teknikeri Volkan Zengin de &quot;Kırmızı Alan&quot; hakkında bilgi vererek, &quot;Acil Servis&#39;lerde; yeşil, sarı ve kırmızı olmak üzere üç alan vardır. Yeşil alan; normal hastalar için, kırmızı alan ise hayati tehlikesi olan hastaların müdahale edildiği alandır. Acil Servis&#39;lerde CPR ünitesinin olduğu alandır. Kalp ve solunum durması halinde yeniden canlandırma müdahalesi burada yapılmaktadır. Tabi, kalp ve solunum durması, sadece Acil Servis&#39;te olmayabilir. Hastanenin her yerinde olabilir. Hastanenin neresinde olursa olsun, biz bir dakika içinde oraya ulaşarak ilk müdahaleyi yaparız&quot; diye açıkladı.<br/>Çeşme Alper Çizgenat Devlet Hastanesi&#39;nin hayat kurtaran ekibi; Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzman Doktoru Özlem Aydın, Anestezi Teknikerleri Volkan Zengin, Ezgi Yurtkulu, Dilek Adıgüzel, Gökhan Duman, Hatice Tonoğlu Kaya ve Barış Osanmaz&#39;dan oluşuyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Jun 2018 11:18:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/cesme39de-uc-dakikada-hayat-kurtaran-ekip-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SANKO Üniversitesi Hastanesi, GAPSHOES&amp;#39;ta stant açtı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sanko-universitesi-hastanesi-gapshoes-ta-stant-acti-35032</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sanko-universitesi-hastanesi-gapshoes-ta-stant-acti-35032</guid>
                <description><![CDATA[SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi, 27.GAPSHOES Uluslararası Ayakkabı, Terlik, Saraciye ve Yan Sanayi Fuarı&#39;nda stant açtı.Açılışına Başbakan...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi, 27.GAPSHOES Uluslararası Ayakkabı, Terlik, Saraciye ve Yan Sanayi Fuarı&#39;nda stant açtı.<br/>Açılışına Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Vali Ali Yerlikaya ve Gaziantep Milletvekilleri başta olmak üzere çok sayıda yetkilinin katıldığı fuarda açılan stant, ziyaretçilerin ve katılımcıların yoğun ilgisini gördü. Stantta, dileyen katılımcı ve ziyaretçilerin ücretsiz kan şekeri ve tansiyon ölçümü yapılıyor, hastanede verilen sağlık hizmetleri ile ilgili de bilgiler paylaşılıyor.<br/>Sani Konukoğlu Uygulama Ve Araştırma Hastanesi<br/>Çağdaş hastane yönetimi anlayışıyla yönetilen ve sağlıkta yüksek kalitenin adresi haline gelen hastanede, Acil Servis, Biyokimya, Patoloji ve Tıbbi / Klinik Mikrobiyoloji Laboratuvarları, Radyoloji, Nükleer Tıp, Kardiyovasküler Cerrahi, Organ Nakli Merkezi, Nefroloji, Genel Cerrahi, Beyin Cerrahisi, Çocuk Cerrahisi, Dahiliye, Gastroenteroloji, Endokrinoloji, Kulak Burun Boğaz, Pediatri, Kardiyoloji, Göğüs Hastalıkları, Üroloji, Ortopedi ve Travmatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Plastik Rekonstrüktif Cerrahi, Göz Hastalıkları, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Nöroloji, Psikiyatri, Göğüs Cerrahisi, Dermatoloji, Uyku Laboratuvarı, Obezite ve Metabolik Cerrahi Kliniği ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkeziyle uzman tanı ve tedavi yöntemleri uygulanıyor.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Jun 2018 11:18:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/sanko-universitesi-hastanesi-gapshoes39ta-stant-acti-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tıkalı burun zayıflamaya engel</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/tikali-burun-zayiflamaya-engel-34959</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/tikali-burun-zayiflamaya-engel-34959</guid>
                <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç.Dr.Yavuz Selim Yıldırım, &quot;Diyet ve egzersize rağmen kilo veremiyorsanız; nedeni burun tıkanıklığı olabilir&quot; dedi.Tıkalı burnu olan...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç.Dr.Yavuz Selim Yıldırım, &quot;Diyet ve egzersize rağmen kilo veremiyorsanız; nedeni burun tıkanıklığı olabilir&quot; dedi.<br/>Tıkalı burnu olan kişilerin yeterli oksijen alamayarak başta uyku kalitesi olmak üzere tüm gün boyunca hayat kalitesinde belirgin azalma görüldüğünü, bu kişiler burun içerisindeki kemik ve kıkırdak eğriliklerine doğuştan beri veya sonradan geçirdikleri travmalar nedeniyle sahip olduklarından bu durumun farkında olmadığını, tıkanan burnun zaman içerisinde ciddi problemlere neden olabileceğini anlatan Doç.Dr.Yavuz Selim Yıldırım, &quot;Nefes alması azalan kişinin hücrelerinde dolaşan oksijen düzeyleri azalır, dokulardaki oksijenin azalmasıyla stres hormonu kortizol salınımı artar, buna paralel bu kişilerin saçları dökülür, cildi çabuk yaşlanır, koku ve tat duyusu bozulur ve yediklerinden lezzet alamaz, kilo artarak uyku bozulur. Uykuda salgılanan ve iştahı düzenleyen &quot;Leptin&quot; hormonu salınımı bozulur. Vücudumuzun enerji dengesini sağlayan kortizol düzeyleri kanda artarak dokularımızın daha fazla yağ toplamasına neden olur. Bu nedenle zayıflamak yeterli düzeyde olmaz&quot; diye konuştu.<br/>Tıkalı burun sadece zayıflamaya engel olmadığını, burun tıkanıklığının hayat kalitesi üzerine olan etkisi beş duyuyu da etkilediğini kaydeden Doç.Dr.Yavuz Selim Yıldırım, &quot;Yediklerimizden lezzet alabilmemiz için koku ve tat duyusunun aynı anda gerçekleşmesi gerekir, tıkalı burun bunu engelleyerek yediklerimizden lezzet ve haz almamızı engeller, komşuluk yoluyla gözlerin şişmesine ve iltihaplanmasına, göz yaşı kanalının tıkanmasına ve iltihaplanmasına neden olur, burun ile kulak arasındaki östaki borusunun tıkanmasına neden olarak işitmenin de azalmasına neden olur. İçindeki kemik ve kıkırdak eğriliği belirgin olanlar dışarıdan bakınca anlaşılır, ancak alerji, burun eti şişmesi, geniz eti ve arkadaki kemik bakınca anlaşılmaz, bunu anlamak günümüzde sadece endoskopik yöntemle mümkündür&quot; dedi.<br/>Doç.Dr.Yavuz Selim Yıldırım, burnun yüzümüzün en önemli organı olduğunu, burnun dışarıdan güzel görünmesi yüz şeklimizi önemli oranda değiştirdiği için burun dış yapısının güzel olması aynı zamanda ruhsal ihtiyaç olduğunu dile getirerek, &quot;Ruhsal yapısını etkileyen insanlar için evet, bunun dışında gençlerin öz güven ve kendini ifade etmesi, kariyer planlaması ve sosyal olarak etkili iletişim kurmasında önemli rol oynar. Aslında burun içi ve dışı ile bir bütündür ve Latincede burun biliminin adı &quot;Rinolojidir&quot; Rinoplasti burun dışının düzeltilmesi, Septoplasti burun içinin düzeltilmesi, Endoskopik Sinüs cerrahisi sinüslerin açılması olarak bilinir. Tüm bunları yapabilecek kişi burnun her türlü hastalığına karşı eğitimini tamamlamış &quot;Rinoloji nosyonu&quot; almış kişi olmalıdır.<br/>Burun estetiği insan psikolojisine en çok dokunan operasyon dur, Türkiye&#39;de burun ameliyatları tüm estetik ameliyatlar içinde birinci sırada yer almaktadır, hatta İstanbul bu alanda dünyada en sık burun estetiği ameliyatı yapılan yer olarak sayılabilir. Bunu niçin söylüyorum, sosyal medya aracılığı ile bize 7 kıta&#39;dan hasta geliyor, örneğin son 3 hastamız, Brezilya, İspanya ve Avusturalya&#39;dan gelmişti.<br/>Öncelikle tecrübe, hekimin bilgi ve deneyimi, ameliyat yapılan hastanenin alt yapısı, detaylı kişiye özgü analiz, fonksiyon ve estetiğin aynı anda sağlanması, hastanın detaylı muayenesi ve geniş kapsamlı bilgilendirme sağlayan hekimi seçebilirler.<br/>Burun Estetik olarak yapıldığı belli olmayan, Doğal duran ama havalı olan, kişinin yüz yapısına uyumlu olan, yani kişiye özgü olmalı, hastanın cilt yapısına özel olmalı, solunum problemi yaşamayan bir burun olmalı.&quot; şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Jun 2018 14:25:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/tikali-burun-zayiflamaya-engel-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir&amp;#39;e yeni saç ekim merkezi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/izmir-e-yeni-sac-ekim-merkezi-34831</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/izmir-e-yeni-sac-ekim-merkezi-34831</guid>
                <description><![CDATA[İzmir&#39;de faaliyet gösteren Özel Ege Şehir Hastanesinde açılan saç ekim merkezi, saç ekimi ve saç sorunları alanında uzman ekibi ile hizmet vermeye başladı.Saç ekimi işlemlerini...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[İzmir&#39;de faaliyet gösteren Özel Ege Şehir Hastanesinde açılan saç ekim merkezi, saç ekimi ve saç sorunları alanında uzman ekibi ile hizmet vermeye başladı.<br/>Saç ekimi işlemlerini doktor gözetiminde değil, uzman doktorlar tarafından sağlığa uygun ortam koşullarında yaptıklarını açıklayan Özel Ege Şehir Hastanesi Saç Ekim Merkezi Sorumlusu Bayram Çoşkuner, saç ekimi ve saç sorunlarının çözümü dışında; bıyık ekimi, sakal ekimi, kaş ekimi alanlarında da uzman kadrolarıyla hizmet verdiklerini kaydetti.<br/>Günümüzde sadece erkeklerin değil bayanların da sıkça karşılaştığı saç sorunları ve saç ekimi tedavilerinde en güncel yöntemleri ağrısız ve dikişsiz olarak hastalara sunduklarını belirten Çoşkuner, &quot;Tüm işlem Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen yönetmeliğe uygun ve konusunda uzman ekip tarafından yapılmaktadır. Hastanemize saç ektirmek amacıyla gelen hastalarımızın önce hikayesini dinliyoruz, daha sonra saç analizini yapıyoruz. Yapmış olduğumuz değerlendirme sonucunda hastayla birlikte saç ekimi için gün belirliyoruz&quot; dedi.<br/>Genellikle erkeklerin talep gösterdiği saç ekim işleminin; genetik olarak &#39;dökülmez saçlar&#39;<br/>denilen kulak arkası ve ense bölümünden alınan saç köklerinin dökülmenin olduğu bölgeye nakledilmesiyle yapıldığını kaydeden Coşkuner, &quot;Yani bu işlem hassasiyet gerektiren bir doku nakli işlemidir. Lokal anestezi yoluyla minör (küçük) cerrahi işlemi olarak gerçekleştirilen saç ekimi operasyonu yaptıracak olan kişilerin; işlemden önce gerekli testleri yaptırmalıdırlar. Ayrıca kan sulandırıcı ilaçlar bırakılmalıdır. Bunun dışında ağrı kesici, depresyon ilacı, vitaminler, gıda takviyeleri, bitkisel ilaçlar ve multi-vitaminler de mutlaka kesilmelidir. Hastalar, kullandıkları saç destekleyici ürünleri kullanmayı saç ekimi öncesinde bırakmalıdır. Uygulamadan önce alkol kullanan kişiler en az 3 gün önceden alkol almamalıdır. Sigara içme alışkanlığı olanlar ise bunu en az 15 gün önce kesmelidir. Hastaların diğer rahatsızlıklar için kullandıkları ilaçlar hakkında saç ekimini uygulayacak olan doktora bilgi vermesi gerekir. Günümüzde saç ekimi için genellikle FUE Tekniği kullanıldığından operasyondan önce saçlar kısa kestirilmemelidir&quot; diye konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Jun 2018 14:22:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/izmir39e-yeni-sac-ekim-merkezi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yenidoğan canlandırma programı eğitimi tamamlandı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yenidogan-canlandirma-programi-egitimi-tamamlandi-34802</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/yenidogan-canlandirma-programi-egitimi-tamamlandi-34802</guid>
                <description><![CDATA[Karabük&#39;te Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP) Eğitimi 49 personelin katılımıyla gerçekleştirildi.Türkiye&#39;de asfiksiye (boğulma,...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Karabük&#39;te Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP) Eğitimi 49 personelin katılımıyla gerçekleştirildi.<br/>Türkiye&#39;de asfiksiye (boğulma, nefessiz kalma) bağlı ölümlerin ve sekellerin önlenmesi amacıyla Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP) Eğitimleri yürütülmektedir. Program kapsamında yurt çapında doğum salonunda çalışan ve yenidoğana yönelik girişimde bulunan tüm sağlık çalışanlarının standart bir canlandırma uygulayabilmesi için gerekli bilgi ve becerilerle donatılması amacıyla Karabük&#39;te 19- 21 Haziran 2018 tarihleri arasında Hilton Garden Inn Safranbolu Otelde gerçekleştirildi.<br/>Yenidoğan Canlandırma Uygulayıcı Eğitimine, Karabük Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve İl Ambulans Servisi Komuta Kontrol Merkezinden olmak üzere 49 ( 9 hekim, 11 ebe, 7 hemşire, 13 acil tıp teknisyeni, 6 paramedik, 2 sağlık teknikeri, 1 sağlık memuru) sağlık personeli eğitimini başarıyla tamamlayarak sertifikalarını aldı.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Jun 2018 14:22:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/yenidogan-canlandirma-programi-egitimi-tamamlandi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALS&amp;#39;yi yavaşlatan ve durduran ilacı, FDA onayladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/als-yi-yavaslatan-ve-durduran-ilaci-fda-onayladi-34797</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/als-yi-yavaslatan-ve-durduran-ilaci-fda-onayladi-34797</guid>
                <description><![CDATA[Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına son yıllarda geliştirilen tedavi yöntemleri hastalar için umut olurken, ALS&#39;yi yavaşlatan ve durduran ilaç, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına son yıllarda geliştirilen tedavi yöntemleri hastalar için umut olurken, ALS&#39;yi yavaşlatan ve durduran ilaç, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylandı.<br/>Omurilik ve beyin sapındaki hücrelerin ölmesi sonucu kas zayıflığına, solunum ve yutma güçlüğüne, sakatlığa ve sonuç olarak da ölüme yol açan ciddi bir nörolojik hastalık olan ALS için son yıllarda geliştirilen tedavi yöntemleri, hastalar için umut oldu.<br/><br/>&quot;ALS&#39;nin bilinen tek bir nedeni yok&quot;<br/>ALS&#39;nin, aynı zamanda motor nöron hastalığı olarak da anılan, merkezi sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybından ileri gelen bir hastalık olduğunu ifade eden İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Atilla İdrisoğlu, &quot;Bu hücrelerin kaybı kaslarda güçsüzlük ve erimeye yol açar. Ayrıca erken ya da geç hareketin birinci nöronu da hastalanır. Zihinsel fonksiyonlar ve bellek ise bozulmaz. ALS&#39;nin tam bilinen bir nedeni yoktur. Sigara içenlerin, ağır metallere maruz kalan işçilerin, yağlı boya ile çalışan kişilerin, futbol ve beyzbol gibi sporlarda bedenlerine çok fazla yüklenen sporcuların, hormonlu gıdalarla beslenenlerin bu hastalığa yakalanma olasılığı artıyor. ALS, ayak-kol kaslarının seyirmesi ve kramplarıyla veya konuşma, yutma güçlüğüyle başlıyor. Kişi zamanla kas fonksiyonlarını tamamen kaybediyor. Hareket edemiyor, yatağa bağımlı oluyor, konuşamıyor, nefes alamıyor. Tüm bu süreçte hasta bilincini kaybetmiyor. Her şeyi anlıyor ama sadece gözleriyle tepki verebiliyor. En çok 40-60 yaş arasında ortaya çıkıyor. Erkeklerde kadınlara oranla iki kat daha fazla görülüyor&quot; dedi.<br/><br/>&quot;Türkiye&#39;de her yıl bin 500 kişi yakalanıyor&quot;<br/>Tüm dünyada yetim hastalık sınıfında yer alan ALS&#39;ye Türkiye&#39;de her yıl ortalama bin 500 kişinin yakalandığını vurgulayan Prof. Dr. İdrisoğlu, Türkiye&#39;de toplam 10 bine yakın ALS hastası olduğuna dikkat çekti.<br/><br/>&quot;ALS&#39;yi yavaşlatan ve durduran ilacı, FDA onayladı&quot;<br/>ALS hastalarına umut olacak yeni bir ilacın FDA tarafından onaylandığını belirten Dr. İdrisoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:<br/>&quot;Bu ilaç, serbest radikalleri tutan ve farklı bir versiyonu beyin kanaması hastalarında kullanılmış bir ilaç ve ilacın, heterojen bir popülasyonda ALS hastalarında hastalığı yavaşlatmasını hatta durdurmasını sağladığı gösterildi. İlaç, ilk önce Japonya&#39;da onaylandı ve geçen sene de Amerika&#39;da onaylanarak hastalara verilmeye başlandı. İlaç tedavisine ek olarak, multidisipliner bir yaklaşım ile hastaların iyi bir biçimde bakımlarının yapılması ve takipleri de yaşam süresini etkileyen önemli bir faktör. Hastalar daha çok solunum ve yutma problemleri nedeni ile kaybediliyor. Bu yüzden nörolog, fizik tedavi doktoru, fizyoterapist, solunum terapisti, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı ve hemşireden oluşan bir ekip yaşam süresi ve kalitesini artırmak amacı ile koordine olarak çalışmalıdır.&quot;<br/><br/>&quot;Hastalar yeni ilaçlara ve tedaviye gecikmeden ulaşmalı&quot;<br/>The Social Medwork, Founder Ceosu Sjaak Vink, ilaç hakkında bilgi vererek, şunları söyledi:<br/>&quot;Başta ALS, kanser ve multipl skleroz gibi yaşamı tehdit eden hastalıkları olan hastalara, yenilikçi ilaçları ve en son tedavi bilgilerine erişimini sağlayan The Social Medwork; Sjaak Jacob Vink, James Heywood ve Bernard Muller tarafından 2014 yılında kurulan bir sosyal girişimdir. The Social Medwork, 2014 yılında tek bir amaç ile kurulmuştur. Hastaların kendi ülkelerinde henüz bulunmayan yeni ilaçları hızla temin etmesine ve tedavilerde gecikmemelerine yardımcı olmaktır. Araştırmalar, yeni bir ilacın küresel olarak onaylanması ve hazır olması için 5 ila 7 yıl sürdüğünü göstermiştir, ancak çoğu hastanın tedavisi için 5 ila 7 yıl çok uzun bir süredir. Hastaların yurt dışında onaylanmış ilaçları ülkelerine ithal etmelerine yardımcı olmak için mevcut yasal süreçleri kullanan The Social Medwork, halihazırda listelenen 52 yenilikçi ilaç ile 120&#39;den fazla ülkeden gelen talepleri desteklemiş ve 50&#39;den fazla ülkedeki hastalara bin 500&#39;den fazla ilaç teslim etmiştir.&quot;<br/><br/>&quot;Her insanın ve hastanın yaşam hakkı vardır&quot;<br/>The Social Medwork&#39;ün, hastaların yeni tedavilere hızlı, güvenli ve yasal olarak erişmelerine yardımcı olmak için kurulduğunu savunan Sjaak Vink, &quot;Her insanın yaşam hakkı vardır. Her insanın vücut, sağlık ve tıbbi tedaviler konusunda kendi kararlarını verme hakkı vardır. Her insan, küresel olarak mevcut olan en iyi teşhis ve en son tedavi seçeneklerine erişim hakkına sahiptir. Bu haklar yasa ile korunmalıdır. Örneğin, ABD&#39;nin onayından birkaç hafta sonra dünyanın en uzak yerlerinde yaşayan hastalara yeni bir kanser tedavisi sunulmaktadır. Normal olarak, hastalar ya tedavi için ABD&#39;ye ya da başka bir deyişle kendi ülkelerinde ilacın onaylanması için yıllarca beklemek zorunda kalmaktadır. The Social Medwork, bireysel hastaların tedavi için başka bir ülkeye gitmeye gerek duymadan en yeni inovatif ilaçları satın almalarına yasal olarak yardımcı olabilmesi bakımından benzersizdir&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Jun 2018 14:22:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/als39yi-yavaslatan-ve-durduran-ilaci-fda-onayladi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Enteral beslenme komplikasyonları paneli düzenlendi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/enteral-beslenme-komplikasyonlari-paneli-duzenlendi-34792</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/enteral-beslenme-komplikasyonlari-paneli-duzenlendi-34792</guid>
                <description><![CDATA[Düzce Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nütrisyon Komitesi tarafından &#39;Enteral Beslenme Komplikasyonları&#39; başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Hastane Konferans...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Düzce Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nütrisyon Komitesi tarafından &#39;Enteral Beslenme Komplikasyonları&#39; başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Hastane Konferans Salonu&#39;nda düzenlenen panele, Düzce Üniversitesi akademik ve idari personelleri ile sağlık çalışanları ve öğrenciler katıldı.<br/>Moderatörlüğünü Düzce Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Nütrisyon Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mevlüt Pehlivan&#39;ın yaptığı panelde; besin ve sıvıları ağız yoluyla yeterli ölçüde veya hiç alamayan hastaların, tüp aracılığı ile beslenmesini sağlayan yöntem olan enteral beslenmede meydana gelebilecek komplikasyonlar anlatıldı.<br/>Programın açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Mevlüt Pehlivan, Düzce Üniversitesi Hastanesi Nütrisyon Komitesi tarafından 2018 yılında ikincisi gerçekleştirilen panelin tüm katılımcılar için verimli geçmesini temenni ederek katılım gösteren herkese teşekkür etti.<br/>&quot;Enteral Beslenmede Motilite Komplikasyonları&quot; başlıklı bir sunum yapan Dr. Öğr. Üyesi Türkay Akbaş; bulantı, kusma, kabızlık, karın ağrısı ve ishal gibi enteral hastalarda görülebilecek sindirim problemleri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler paylaştı.<br/>Panelin diğer konuşmacısı Doç Dr. Gülbin Sezen ise; &quot;Enteral Beslenmede Tüp Komplikasyonları&quot; konulu sunumunu gerçekleştirdi. Bu yöntemle sağlanan beslenmede meydana gelebilecek komplikasyonların iyileşme sürecine etki ederek; hastanın hastanede kalma süresini uzattığına dikkat çekti. Tüple ilgili oluşabilecek bazı komplikasyonların ölümle sonuçlanabileceği üzerinde duran Doç. Dr. Sezen; hastanın beslenmesini sağlayan tüpün tıkanması, yer değiştirmesi, tüpte fiziksel hasar meydana gelmesi, uygun tüp pozisyonunun sağlanamaması gibi mekanik komplikasyonları önlemek için dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.<br/>Panel, katılımcıların merak ettiği soruların panelistler tarafından yanıtlamasının ardından sona erdi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Jun 2018 14:22:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/enteral-beslenme-komplikasyonlari-paneli-duzenlendi-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı kilo böbrek kanserini tetikliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-kilo-bobrek-kanserini-tetikliyor-34787</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/asiri-kilo-bobrek-kanserini-tetikliyor-34787</guid>
                <description><![CDATA[Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, obezitenin böbrekleri de etkilediğini belirterek, &quot;Obezite ile birlikte hipertansiyon ve sigara böbrek kanserine sebep oluyor. Böbrek...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, obezitenin böbrekleri de etkilediğini belirterek, &quot;Obezite ile birlikte hipertansiyon ve sigara böbrek kanserine sebep oluyor. Böbrek dokusundan kaynaklanan habis bir tümör olan böbrek kanseri sıklığında 20 yıldır artış gözlenmektedir&quot; dedi.<br/>Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, birçok hastalığa neden olduğu bilinen obezitenin böbrekleri de vurduğunu kaydederek, &quot;Obezite ile birlikte hipertansiyon ve sigara böbrek kanserine sebep oluyor. Böbrek dokusundan kaynaklanan habis bir tümör olan böbrek kanseri sıklığında 20 yıldır artış gözlenmektedir. Tedavideki tüm yeniliklere rağmen hastalığa bağlı yaşam kayıpları artmaktadır. Hastalık çoğunlukla 60-70 yaşlarında ortaya çıkıyor. Ancak son yıllarda artan radyolojik görüntüleme kullanımı ile çok daha erken yaşlarda da böbrek tümörlerini teşhis ediyoruz. Hipertansiyon da kanserin evresine ve daha agresif bir seyir izlemesinde etkili oluyor. Böbrek kanseri tedavi edilmediği takdirde çevre doku ve uzak organlara yayılabiliyor. Bu nedenle erken evrede tanı konması, tedavinin başarılı olması ve iyileşme şansının yükselmesinde de etkili oluyor. Sigara tüketimi, obezite ve yüksek tansiyonun böbrek kanserine yol açtığı saptanmış üç çevresel faktördür. Bu faktörlerin dışında bazı böbrek kanseri tipleri ailevi geçişli olabilmektedir&quot; diye konuştu.<br/>Prof. Dr. Can Öbek sözlerine şöyle devam etti:<br/>&quot;Böbrek kanserinden korunma adına atılacak en önemli adımın başında sigara kullanmamak ve obeziteye karşı önlem almak geliyor. Böbreklerde ortaya çıkan tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olmak üzere iki şekilde görülüyor. Ancak günümüzdeki radyolojik görüntüleme yöntemleri ile tümörün &#39;iyi huylu&#39; ya da &#39;kötü huylu&#39; ayrımını yapabilmek mümkün olmuyor. Tümör kitlesinin çapı büyüdükçe kötü huylu olma olasılığının arttığını biliyoruz. Çapı dört santimin altında olan kitlelerin iyi huylu olma oranı ise yaklaşık yüzde 30 civarındadır. Tanı koymak için bilgisayarlı tomografi kullanılır ve ayrıca MR çekilir. Biyopsi standart bir uygulama değildir. Çok nadir erken belirti veren böbrek kanserinde dikkat edilmesi gereken ise şöyledir; ileri evrelerde idrarda kanama, bel bölgesinde ağrı ve/veya şişlik belirtileri gözlenebiliyor. Ancak hastalık bazen vücutta yüksek tansiyon, kilo kaybı, ateş, kansızlık veya kan sayımında yükseklik, kan kalsiyum seviyesi yükselmesi gibi bazı bulgulara da yol açabilir. Her ne kadar bu bulgular birçok hastalıkta gözlenebilse de özellikle risk faktörlerine sahip kişilerin daha uyanık olmasında yarar vardır.&quot;<br/>Böbrek kanserinin çoğu başka nedenlerle yapılan ultrasonografi, tomografi veya MR gibi görüntülemelerde tesadüfen saptandığını anlatan Prof. Dr. Öbek, &quot;Şans eseri tespit edilen tümörler genellikle erken evrede oluyor ve tedavisi de daha kolay gerçekleşiyor. Böbrek kanserinde cerrahi tedaviye başvurulur. Cerrahide amaç, hastanın durumuna göre, mümkün olduğunca kitlenin çıkarılıp böbrek dokusunun korunmasını sağlamaktır. Bu sayede kişinin kalp hastalıkları riski de azaltılmaktadır. Ancak bunun mümkün olamadığı durumlarda hastalıklı böbreğin tamamı çıkartılır. Ameliyat robot yardımlı veya klasik laparoskopik ameliyatla da gerçekleştirilebilir. Son yıllarda hastalığın moleküler düzeyde gelişimine ait bilgiler arttıkça özellikle bağışıklık sistemi üzerinden etkili yeni ilaçlar böbrek kanserinin ileri evrelerinde başarıyla kullanılmaya başlanmıştır&quot; şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Jun 2018 14:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/asiri-kilo-bobrek-kanserini-tetikliyor-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALS hastalarına acı biberli destek</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/als-hastalarina-aci-biberli-destek-34782</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/als-hastalarina-aci-biberli-destek-34782</guid>
                <description><![CDATA[İzmir&#39;de özel bir hastanenin doktorları ALS hastalığına destek olmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla birbirlerine meydan okuyarak acı biber yedi. Nöroloji Uzmanı Dr. M. Güney...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[İzmir&#39;de özel bir hastanenin doktorları ALS hastalığına destek olmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla birbirlerine meydan okuyarak acı biber yedi. Nöroloji Uzmanı Dr. M. Güney Yılmaz, ALS hastası Dr. Alper Kaya ile biber yedi.<br/>ALS-MNH Derneği tarafından başlatılan ALS farkındalığı için &#39;Acıyı Hisset&#39; kampanyasına destek olan İzmir Özel Can Hastanesi hekimleri, sosyal medyada izlenme rekoru kırdı. Nöroloji Uzmanı Dr. M. Güney Yılmaz, Dünya ALS Günü&#39;nde Dernek Başkan Yardımcısı ve The International Alliance of ALS/MND Associations Yönetim Kurulu Üyesi Göz Doktoru ve ALS Hastası olan Dr. Alper Kaya&#39;yı evinde ziyaret ederek, kendisiyle birlikte acı biber yedi. Dr. Kaya, 28 yıldır ALS hastası olarak yaşıyor. 28 yaşında ALS hastası olduğunu öğrendiğini belirten Kaya, aktif olarak hastalık hakkında farkındalık oluşturmak için çalışmalara katılıyor ve kongreler düzenliyor.<br/>Dr. Kaya, &quot;Meslektaşım Dr. Güney Yılmaz&#39;ın &#39;Acıyı Hisset&#39; kampanyasını benimle paylaşmak için beni ziyaret etmesinden çok mutlu oldum. İzmir Özel Can Hastanesine çok teşekkür ediyorum. Derneğimize destek olduğunuz için çok mutluyuz. Bu hastalıkta mücadeleye devam edeceğiz. Acıyı gerçekten hissettik ama insanların acısını dindirmek için elimizden geleni yapacağız&quot; diye konuştu.<br/>Özel Can Hastanesinde görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. M. Güney Yılmaz, pozitif düşünce ve fizik tedavi sayesinde ALS hastalığının bir derece yavaşlayabildiğini, bunun en somut örneğinin Dr. Alper Kaya olduğunu vurguladı.<br/><br/>&quot;Hastaya iyi bakılmalı&quot;<br/>Dr. Yılmaz, ALS hastalığıyla Dr. Kaya ile sohbet ederek, motor nöron hastalığının en bilineni olan ve omuriliğin ön tarafındaki sinir hücrelerinin ölümü ile karakterize ve ilerleyici olan ALS hastalığının hala bir tedavisi bulunamamasının üzücü olduğunu ifade etti. ALS hastalarında kaslara gücünü veren sinirlerin zamanla fonksiyonlarının kaybolmasıyla, göğüs, solunum, el-ayak kaslarında gerileme başladığını anlatan Dr. Yılmaz, ilerleyen zamanlarda tekerlekli sandalyeye mahkum olduklarını, ellerini kullanamadıklarını belirtti. Bu hastaların, ilerleyen yıllarda ise yemek yiyemez hale gediğini ve çok acı çektiklerini ifade eden Dr. Yılmaz, ortalama ömür sürelerinin 5-6 yıl olduğunu nadir de olsa 20 yıla kadar ömür süresinin uzayabildiğini söyledi.<br/>&quot;Hasta makineye bağlandığı dönemde iyi bakılırsa daha uzun yaşayabilir, çünkü kalp sapasağlamdır&quot; diye konuşan Yılmaz, Dr. Alper Kaya&#39;nın yaşam enerjisi ve pozitif bakış açısıyla örnek bir model oluşturduğunu kaydetti.<br/><br/>&quot;Pozitif olun&quot;<br/>&quot;Moral düzgün olunca ilerleme yavaşlıyor&quot; diyen Yılmaz, &quot;Bu her hastalık için geçerlidir. ALS hastaları hangi evrede nasıl adım atılacağını bilinçli bir şekilde, pozitif enerji ve moralle iyi öğrenmelidir&quot; dedi.]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Jun 2018 14:21:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/als-hastalarina-aci-biberli-destek-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saç dökülmesine karşı önemli uyarılar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sac-dokulmesine-karsi-onemli-uyarilar-34758</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/sac-dokulmesine-karsi-onemli-uyarilar-34758</guid>
                <description><![CDATA[Deri ve Zührevi Hastalıklar (Cildiye) Uzmanı Dr. Fikret Kaya, saç dökülmesi hastalığının psikolojik ve birçok başka etkeni olduğunu söyledi.Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesinden...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Deri ve Zührevi Hastalıklar (Cildiye) Uzmanı Dr. Fikret Kaya, saç dökülmesi hastalığının psikolojik ve birçok başka etkeni olduğunu söyledi.<br/>Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesinden Cildiye Uzmanı Dr. Fikret Kaya, herkesin sıkça yaşadığı saç dökülmesi probleminin birçok sağlık sorunlarından dolayı ortaya çıktığını fakat sorunun tam kaynağının belirlenmesi için mutlaka ilk olarak bir cildiye uzmanı tarafından muayene edilmesi gerektiğini ifade etti.<br/>Saç dökülmesi sorunu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler veren Dr. Fikret Kaya, &quot;Saç dökülmesi her iki cinste de görülmektedir. Birçok insan için saç dökülmesi veya saçların güçsüzleşmesi büyük bir sorundur. İnsanların fiziksel görünümlerini belirleyen, toplum statüsünü içeren saç dökülmesi, büyük psikolojik sorun taşımakta ve kişinin özgüven ile iç içedir. Saç dökülmesini tetikleyen ana etkenler ise hamilelik, menopoz, psikolojik stres ile değişen hormonal yapı ile saç foliküllerinde değişiklerin meydana gelmesi, Eksik mikrosirkülasyon halinde birikebilen, besinsel protein, sülfür amino asit veya vitamin yetersizlikleri, Kepek ve saç derisi kaşıntısı ile bağlı olabilecek yağlı saç tipi ve saç derisidir&quot; dedi.<br/>Dr. Kaya, saç dökülmesinin önüne geçilmesi için şunları söyledi:<br/>&quot;Saç dökülmesinin birçok sağlık problemlerinden oluşabileceğini de unutmamamız germektedir. Bu anlamda bu sağlık sorununu yaşayan hastalar çekinmeden ve geç kalmadan, konunun uzmanı doktorlara başvurması halinde yaşamlarına mutlu ve sağlıklı bir şekilde devam edebilirler.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Jun 2018 14:21:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/sac-dokulmesine-karsi-onemli-uyarilar-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doç. Dr. Yalçınkaya: &amp;quot;Ani başlayan kemik ağrısı metastazın ilk bulgusu olabilir&amp;quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/doc-dr-yalcinkaya-ani-baslayan-kemik-agrisi-metastazin-ilk-bulgusu-olabilir-34715</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/doc-dr-yalcinkaya-ani-baslayan-kemik-agrisi-metastazin-ilk-bulgusu-olabilir-34715</guid>
                <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Merter Yalçınkaya, 40 yaş üzerindeki insanlarda ortaya çıkan kemik ağrılarına neden olabilecek hastalıkların önemine dikkat çekti.Medicana...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Merter Yalçınkaya, 40 yaş üzerindeki insanlarda ortaya çıkan kemik ağrılarına neden olabilecek hastalıkların önemine dikkat çekti.<br/><br/>Medicana International İstanbul Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Merter Yalçınkaya, 40 yaş üzerindeki insanlarda ortaya çıkan kemik ağrılarına neden olabilecek hastalıkların önemine dikkat çekerek &quot;Her yıl yeni kanser tanısı konulan kişilerin sayısı artıyor ve bu rakam A.B.D &#39;de yılda 1 milyonun üzerinde. Bu hastaların yarısında ise kemik metastazı gelişiyor. Ani başlayan kemik ağrısı, metastazın ilk bulgusu olabilir, dikkatli olunmalı&quot; dedi.<br/><br/>Doç. Dr. Merter Yalçınkaya, hastalık tanısının konar konmaz tedavi planına başlanması gerektiğini belirterek, &quot;40 yaş üzerindeki bir kişide herhangi bir travma olmadan ortaya çıkan kemik ağrısı denildiği zaman akla gelmesi gereken rahatsızlıklar sıralamasında kemik kanseri ya da kemik metastazını neyse ki ilk sıralarda düşünmüyoruz. Osteopeni ve osteoporoz gibi metabolik durumlar, osteonekroz gibi kemik kanlanma problemleri, kemik enfeksiyonları, stres kırıkları, ankilozanspondilit ve romatoidartrit gibi romatizmal rahatsızlıkları olası nedenler olarak gözden geçirmeliyiz ve tanısını koyar koymaz tedavilerini planlamalıyız. Ancak bu rahatsızlıkları tespit edemiyorsak, kemik kanseri ve kemik metastazı durumlarını mutlaka gündeme almalı ve inceleme stratejilerimizi buna göre planlamalıyız&quot; diye konuştu.<br/><br/>&quot;40 yaş üzerindeyseniz MultiplMiyelom ve Lenfomaya dikkat&quot;<br/>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Merter Yalçınkaya, sözlerine şu şekilde devam etti: &quot;Akciğer ve karaciğerden sonra metastazın en sık görüldüğü 3&#39;üncü yer iskelet sistemidir. Sıklıkla 40 yaş üzerinde görülen kemik metastazlarında, metastazın kaynağı en sık meme, prostat, akciğer, böbrek ve tiroid dokularıdır. Polikliniğe kemik ağrısı ile gelen ve ilgili kemiğin çekilen röntgeninde şüpheli bir lezyon görünümünün olduğu 40 yaş üzerindeki bir kişide ayırıcı tanılar arasında ilk 3 sırayı kemik metastazı, multiplmiyelom ve lenfoma almaktadır. Bu hastalıkları takip eden ayırıcı tanının diğer elemanları ise kemik kanseri, sakral yetmezlik kırıkları, postradyasyon ya da Paget sarkomu, kemiğin dev hücreli tümörü, hiperparatirodizm ve histiositozis sendromlarıdır&quot;.<br/><br/>&quot;Hasta şikayetleri dikkate alınmalı&quot;<br/>Hasta şikayetlerinin dikkate alınması gerektiğini söyleyen Merter Yalçınkaya, &quot;Böyle bir şüphe halinde öncelikli olarak yapılması gereken PET-CT çekilmesini istemek olmamalıdır. Doğru tedavi, doğru anamnez almak ile başlar, yani hastanın hikayesini iyi almadan yola çıkılmamalı. Kemik ağrısının karakteri, kilo kaybı, yorgunluk, iştah azalması, ailede kanser öyküsünün varlığı, idrar yaparken kan gelmesi, nefes darlığı gibi durumların varlığını çok iyi sorgulamak gerekir. Ardından fizik muayene bulguları not edilmelidir. Önemli olabilecek fizik muayene bulguları arasında kol ya da bacakta şişlik, topallama, eklem hareketlerinde azalma, nörolojik bulguların olması, meme-prostat-tiroid-karın muayenesinde ele kitle gelmesi, gaytada kan görülmesi ve bölgesel lenf bezlerinde büyüme yer almaktadır&quot; açıklamasında bulundu.<br/><br/>&quot;Tahliller eksiksiz yapılmalı&quot;<br/>Fizik muayene bulgularından sonra tahlillerin eksiksiz yapılması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Yalçınkaya, şu ifadeleri kullandı:<br/>&quot;Hikâye alınması ve fizik muayenenin ardından eksiksiz bir tahlil listesine ihtiyaç duyulmaktadır. Eğer bir hastada kemik metastazı şüphemiz varsa, sonuçlarına gereksinim duyulabilecek tahliller şunlardır: Tam kan sayımı, serum immünelektroforez, idrarda Bence Jonesproteinüri araştırılması, tiroid fonksiyon testleri, idrar tahlili, kalsiyum, fosfor, alkalenfosfataz&quot;<br/><br/>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Yalçınkaya, laboratuvar ve radyolojik incelemelerin tamamlanması sonrasında kemik metastazına neden olan organ kökeninin yüzde 85 olasılıkla tespit edilebildiğini kaydederek, &quot;Tahlilleri takiben radyolojik incelemelere geçilebilir. Böyle bir hastada ağrılı kemiğin iki yönlü radyografisi, tüm vücut kemik sintigrafisi, toraks-batın-pelvis bölgelerinin bilgisayarlı tomografisi ön planda istenmelidir. Kemik metastazı şüphesinde ağrılı kemiğin MR ile incelenmesine, kemiğe metastaz yapan organın kökenini araştırmak için değilse bile ortopedik onkolojik tedavi planlaması için ihtiyaç duyulabilir. MR ile kemiğe metastaz yapan organın kökenini araştırmak ancak tüm vücut MR taranması ile yapılabilir ve bu yöntem henüz rutin inceleme listesine girmiş durumda değildir. Düşünülenin aksine, rutin inceleme listesine henüz girmemiş bir diğer yöntem PET-CT&#39;dir. Kemik metastazı şüpheli durumlarda PET-CT&#39;ye ihtiyaç duyulan yerler kesinlikle vardır ancak araştırma basamaklarının ilk sırasında olmadığı bilinmelidir. Hasta hikayesinin kusursuz alınması, eksiksiz bir fizik muayene yapılması, tüm laboratuvar ve radyolojik incelemelerin tamamlanması sonrası kemik metastazına neden olmuş olan organın kökeni yüzde 85 olasılıkla tespit edilebilir. Yüzde 15 olasılıkla bu köken detaylı araştırmaya rağmen bulunamaz. Böyle bir durumda kemik biyopsisi uygulamak gerekir. Kemik biyopsisinin ortopedik onkoloji eğitimi almış ve ortopedik onkoloji konseptine bütünüyle hakim olan hekimlerin ellerinde güvenle alınabileceği, biyopsinin gerekli onkolojik tedavilerin devam ettirilebileceği merkezlerde alınması gerektiği asla unutulmamalıdır&quot; şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Jun 2018 15:05:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/doc-dr-yalcinkaya-quotani-baslayan-kemik-agrisi-metastazin-ilk-bulgusu-olabilirquot-h.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zamana yenilmeden sağlığına kavuştu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/zamana-yenilmeden-sagligina-kavustu-34700</link>
                <guid>https://www.gundemdeyiz.com/index.php/haber/zamana-yenilmeden-sagligina-kavustu-34700</guid>
                <description><![CDATA[VM Medical Park Hastanesi Acil Servisine sol kol ve bacağını hareket ettirememe, konuşmasında bozulma, uykuya meyil, anlama güçlüğü yakınmaları ile gelen bir hasta, erken tedavi ile...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[VM Medical Park Hastanesi Acil Servisine sol kol ve bacağını hareket ettirememe, konuşmasında bozulma, uykuya meyil, anlama güçlüğü yakınmaları ile gelen bir hasta, erken tedavi ile zamana yenilmeden sağlığına kavuştu.<br/>VM Medical Park Hastanesinden yapılan açıklamada konuyla ilgili şu bilgiler verildi: &quot;69 yaşındaki Ayşe Yıldırım, acil servise geldiğinde sol kol ile bacağını hareket ettiremiyor, konuşmada ve anlamada güçlük çekiyordu. Zaman kaybetmeden acil servise gelen hastaya yapılan muayene ve beyin görüntülemesinde, tıkayıcı beyin damar hastalığı (beyin felci) tanısı konuldu. Beyin damar tıkanıklığı-sıkça kullanılan ismi ile inme tedavisi son yıllarda yeni kullanıma giren tedavi imkanları ile tedavi edilebilir hale gelmiştir. İnme tanısı konulmuş hastaların ilk 4-6 saatinde uygulanan pıhtı eritici tedavi ile eğer pıhtı çözülmezse, kasık bölgesinden yapılan anjiyo ile pıhtının tıkadığı damara ulaşıp pıhtının eritilmesi ya da alınması uygulanabilmektedir. Ayşe Yıldırım, zaman kaybetmeden Beyin Anjiyografisi ve İnme Merkezimize yatırıldı. Damardan serum içerisinde pıhtı eritici tedavi yapılarak yaklaşık 4 saatte tamamen düzeldi. Hasta, 24 saat moniterize edilme imkanı olan ve özel hemşire bakımının sağlandığı gözlem odasının bulunduğu merkezde takip edildi. İki gün sonunda tedavisi tamamlanan hasta, sağlığına kavuşmuş şekilde taburcu edildi.&quot;]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Jun 2018 15:05:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gundemdeyiz.com/index.php/images/haberler/2018/06/zamana-yenilmeden-sagligina-kavustu-h.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
